guncel etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
guncel etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

15 Mayıs 2008 Perşembe

YAŞ_LANMAK

Günlerim sayılı…Her gecen gün yeni bir yaşa, yeni bir yıla uzanıyor kollarım…Yaşlanmak duygusu ,yaşlılanmaktan korkmak hissi kapladı benliğimi.Ölümden değil korkum, Allah’a şükür hiçbir zaman ölüme korkulacak bir şey olarak bakmadım.Vücudumdaki benden fazla bir yabancıyı oluşturan değişimler,bozulan sağlığım, sabahı bulamayan geceler,bakışlarımda alışkanlığa dönüşen, olanlara ve olacaklara donuk bir sessizliğe dönüşen düşüncelerim sanırım beni rahatsız eden…

Ve hüzün…Ayrılmaz bir parçama dönüşüyor gitgide.Parklarda,deniz kenarlarında,balkonlarda asılı kalmış; donuk bakışlı ,acıdığım,bazan sevimli bulduğum, gözlerindeki umudu unutmuş ifadeye hüzünlendiğim, yaşlılara benziyorum her geçen günle, ellerimdeki fazlalaşan yaşlılık lekeleri gülümsüyor sarı sarı,inadına…Ben geliyorum, kaçamazsın,der gibi…

Yaşlılanma korkusu sanırım babamdan kalma bir miras bana…Birden onu hatırlattı çünkü..Babam güçlü bir insandı,gücünü kuvvetinde gençliğinde bulan biri olarak yıllarca korktu yaşlanmaktan…Yaşlı olarak adım atmaktan.Belki de diktatörlüğünün tükenmesiydi yaşlılık korkusu…Birilerine uzaktan gülümseme ,iyimser görünme zorunluluğuydu belki de içini sıkıp acıtan…Dı , dedim henüz yaşıyor çünkü,olmadığı kadar duygusal, her zamankinden fazla korkulu bakınıyor ,yaşama uzak kalmışçasına,..Ve hala direniyor acımasız kimliğini koruma içgüdüsüyle haksızlıklarını yaşatmaya…Çünkü ‘ben’ dediği gerçeklik ,ondan bir parça olan şeylerdi bunlar…Doğru olsa da, olmasa da,çırpınışları kendisinden başkasını içinden çıkartmamak için…Belki de direnişi 65 yıllık Mustafa’ya biraz daha nefes aldırmak için..Başkası olsa,sevecen, iyimser olsa,kendisi olmayacağını biliyor sanırım, bunun için inadına kötülükle beraber yaşatıyor içindeki bencil çocuğu…

Her zaman sevgiden çok korkuyla özdeşleşen bir saygıyla baktığım babamı bu cümlelerimle eleştirebildiğime göre sahiden yaşlanıyorum…Hatta bu aralar sık sık arayarak fikrimi sorduğu, konuşmaya çalıştığı zaman nasihat verdiğimi, kelimeleri özenerek seçsem de, fark etmeden akıl verdiğim sözleri düşünürsek, çok olmuş yılların verdiği eskimişlik duygusunu içimde bulalı…

Yapacak çok şeylerim vardı halbuki…Yaşanası gülümsemelerim vardı
yüzüme sakladığım… Kahkahalarım vardı gizlenmiş kuytu köşelerde,
en içten seslenen, içinde iyiliği barındıran dost yüzlü günlere… Çığlık
çığlığa, sakınmadan ,utanmadan, gelecek pembe günlere beslenmiş
umutlarım vardı, henüz tomurcuğa bile dönmemiş çiçeklerim vardı
toprağa ektiğim…

Sanki yetişmek için henüz varamadığım bir yola, geç kalmışlığı yaşıyorum,doğduğum güne yaklaştıkça her gün….Geç kalınmışlık duygusu acıtıyor her yerimi..Yeniden, sıfırdan bir çocukluk yaşamak istiyorum;hüzünden, sessizlikten,söylenilmemişleri konuşamamaktan arınmış, bir mutlu çocuğu yaşatmak istiyorum ilkokul sıralarında…Evimizin bahçesinde oynamak,annemin bütün o titizliğine inat,çamura bulamak üstümü başımı…Sevmenin,sevilmenin yasak olmadığı,kırlarda koşmanın ayıp sayılmadığı,aşkın kirlenmek olmadığını duyumsayabildiğim, bir gençlik yaşamayı istiyorum sil baştan…Dürüstlük uğruna kendime yaşattığım, yalancı bir yaşamın içinden sıyrılıp,yanlışları da konuşabilmek,dilediğimdir belki özgürlükten anladığım…İyimserliğe, hoşgörünmüşlüğe sığınmadan,kendim için yaşamak..Başkasını düşünmeden ‘ferkul’’u var etmek, en fazlasıyla,dolu dolu…

21 MAYIS benim doğum günüm…En güzellerden bir bahar gününde ,doğmuşum…40’ a bir kala bunları yaşıyorum,duyumsadığım her şey ,yaşlılanmaktan öteye geç kalınmışlığı yaşatırken, hüznü kardeş ettiğimi bilsem de, bir ‘ferkul’ var içimde, henüz çok şey var yapabileceğin,diyen..O sesi dinlemek, istiyorum cesurca,fütursuzca,haykıran, hiç de tanıdık olmayan o sesin peşinden gitmek…Yolları sonuna kadar değil de, istediği yere kadar uzatmak..Baharda var olup, bahar bayramını kutlamak…En çok bildiğim gülücüklerle karşılamak yeni yaşımı…Olmadığı kadar yaşatmak ferkul’u…

21 mayısla 39 yaşında bir ‘ferkul’ , yeniden doğar mı?

NE DERSİNİZ?……..

ferkul
03.05.2007
( geçen yıl yazmıştım bu yazıyı yeniden güncellemek istedim, 20., 30, 39. yaş dönemlerimde hep sorgulamışımdır yaşamı, yaşanılmışlıkları.Sanırım yaş geçtikçe geç kalmışlık duygusu kaplıyor içimi.Ne kadar yaşasan da, hep geç kalırsın çünkü her şeye...Belki bir kırkıncı yaş yazısı yeniden yazarım, kimbilir?..)

03 Ağustos 2007 Cuma

BİR TUTAM YAŞAM GETİR


BİR TUTAM YAŞAM GETİR



Bir tutam yaşam, getir

Seninle yaratılsın gökyüzü

Sevgiden bir dünya kur,

Uçur bütün kuşlarını,

Şarkıları hayat bulsun!...

Bir avuç yağmur biriktir

Ellerine yağsın yağmur,

Toprağa çevir yüzünü…

Bir küçük fidan getir,

Adı umut olsun,

Her cümlesi şiir

Her bakışı

Sevda olsun,

Adı, ‘ insan ’, olsun,

Artık, DOĞSUN!...





Bir gül yaprağı iliştir göğsüne..Gül kokusu kaplasın yüreğini…Kötü rüzgarlar kokusuyla kaybolsun.Dostluk saç, umut saç, bütün güzellikler doğumu yaşatsın benliğinde.Unutulmuş ne varsa sevgiden, iyilikten kalan, hatırlansın yıllar boyu…Seninle bilsin insanlık, gerçekten insan olmanın ne olduğunu…Kin barındırma göğsünde…



En çok pembe gözlük yaraşır sana… Bütün siyah gözlere inat, renklerin hepsi pembeye dönüşsün dünyanda… Yeniden, seninle yaratılsın gökyüzü… Bulutlar pembeye boyansın…Yer sallansın renklerin dansından…Gülücüklerin pembeyle bezensin!.. Bir demet sevgi yeşert içinde umut barındıran…



Bir avuç yağmur damlası biriktir avucunda… Ellerine yağsın yağmur, her damlası umut olsun, sevda olsun, aşk olsun, dua olsun yaratana. Çünkü her damla yağmurla yeniden dirilir toprak…Topraktan al öğüdünü, sevincini ,yaşama dair ne varsa senden kalan…Toprakla yeşersin: dal dal, tomurcuk tomurcuk fidan olsun sevincin içinde…Bir damlası ol yağmurun…İnsan olmanın diriliğini, tazeliğini göster bütün kuruyan dallara…Ellerinle besle yağmuru…Yağsın, yağsın hiç durmadan…Aralıksız beslesin yalın sevda çiçeklerini…



Bir parça hasret getir, sıladan… Uzakları yakın eden bir dünya kur kendine.Kırılmışlıklardan, utanmamışlıklardan arınmış, yaşanılmamışlıkları hatırlatan .Yeniyi tanıt beynine, eskimiş , yıpratılmış ne varsa geride kalsın dünyanda…Özlemleri su içer gibi yaşamdan say, kana kana iç hasret kaldığın o kirlenmemiş, yalansız gözlerin suyundan….



Bir adım at, nasıl yaraşır yollara senin attığın küçük bir adım göreceksin… Görerek, yaşayarak, nefes alarak attığın her adım; benliğini bulduracak sonunda..Nasıl aşılır dağlar, nerede bulunur özlemler, nasıl yıkılır mesafeler? Göster yürümekten aşınmış, ama hiç yürümemiş ayaklara… Her adımla büyüsün içindeki sevinç, yaşama tutkusu, direnişin yükseltsin umudunu…



Bir tutam yaşam getir sevda bahçelerinden… Demet demet kuşansın gözlerin sevgiyle. Umutla beze yüreğini …Kuşlar uçur gökyüzüne kardeşlikten, barıştan yana… Bütün kavgalara inat şarkılarını dinlesin, yer, gök, deniz, dağ, ova… Kuş sesleriyle büyüsün içindeki çocukların …



Bir küçük insan gelsin dünyaya, hoşgörü olsun, ümit olsun, sevinç olsun, mutluluktan doğmuş olsun… Adı su olsun, şiir olsun, yağmur olsun, toprak olsun… Yaşamak olsun…



Bir ‘ insan ’ doğsun, adı sevda olsun!…



ADI; ’ SEN ‘ OLSUN!.



Artık Doğsun!………



ferkul



2Ağustos 2007

02.11
blog search directory

...

Dizin , TrDizin Performance Art Blogs - BlogCatalog Blog Directory Parents blogs Blog Directory