dünya etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
dünya etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

11 Mart 2008 Salı


Bir fırtınaydı, belki bir bora, kim diyebilir ki hortum değildi?... Esti, esti, kavurdu, gecti.
Zor, kelimesinin , sabır ve şükür etmenin anlamını öğretti, belki de gerekliydi...
Zamanı da gelmişti, kim diyebilir zamanı değildi?..
Küçük değildi, önce esti, bir meltem gibi, sıcaktı.
Sonra büyüdü, devirdi, yıktı, parçaladı, sanki hiç bitmeyecek gibiydi, bitti...
Birden bire kavruldu ortalık, gündüzde bile karanlığı görmek gibiydi, soğuktu, sıcağında dondurdu.
Esti, geçti...
Bir fırtınaydı, insan değildi, ama gözleri vardı, karanlık bakıyordu, simsiyahtı, bir devdi...
Yakaladığını bırakmayacaktı sahiden, insafsıza benziyordu...Şaşırdım...Bıraktı, şimdi geçti...
Hiç gitmeyecek gibi geldi, hep böyle sürecek, güneşe vermeyecekmiş gibiydi yüzünü.
Toprağa vermeyecek gibiydi yağmuru, kökünden savurdu dünyamı... Esti, esti, geçti...
Yakışıksız mevsimler gibiydi, yaz ortasında bora, bir fırtınaydı, bir başka rüzgardı...
Kışın esmeyi unutmuş da, yeni bulmuş gibiydi kendini...
Bitti sanılırken yeniden başlayan kabuslar gibiydi,
hani uyanırsınız da yeniden kapatınca gözünüzü,önünüze seriliverir, öyleydi, bitti...
Kimseler yoktu estiğinde, kavurduğunda, yıktığında...
Baktım, baktım göremedim, tek kendimi gördüm aynada, başka kimse yoktu, yalnızdım...

Yazamadım, yazmayı bilmiyormuş gibiydim, hiç söz söylememiş, söz vermemiş, sözünü tutmamış... Konuştuğunu unutan insanlar gibi, kelimeleri de unuttum şimdi, ne diyecektim sahi?..
Bazan sustuğunda da konuşur insan, işittiniz mi hiç sesimi, var mıydınız ..Nerdeydiniz?...
Fırtına bitti, esti, esti geçti... Geldiniz mi?.. Gördünüz mü viraneyi?...
Sil baştan yakaladım şimdi duvarları... Yapıyorum, tek tek taşıyorum kiremitleri, avuçlarım nasır tuttu, parmaklarım anlatıyor, ben yapıyorum, kendim yeniden boyuyorum her köşesini...
Güneşin rengine ki, bir daha yenilmesin, dik tutsun başını...
Yıldızları saklasın diye ışığında, güneşe boyuyorum dünyamı...

Neden her fırtınada yalnızdır insan?..Neden sadece güneş varken mavidir gökyüzü?...

ferkul
10 mart 2008

06 Ocak 2008 Pazar

TAKINTILARIMIZ, ALIŞKANLIKLARIMIZ MI YOKSA


aksitabraxas blogcu arkadaşım beni mimlemiş, çok fazla bilgim yok bu konuda ama…. Takıntılar konulu bir yazı yazmam gerekiyor sanırım şimdi… Aslında bu konuda bir yazı yazmıştım daha önceden, çok fazla takıntım yok diye biliyorum ,sanırım… Yine de, kararı siz verin… Bakalım yazdıkça çoğalacak mı, sizlerle beraber ben de farkına varacağım…

-En başta, önceki yazımda belirttiğim gibi, yerleri silmek, her gün toz almak…)
_Hayır, demesini bilmemek, her koşulda ve her yerde evet…
-Eskiden sık sık eşyaların yerini değiştirirdim, bu aralar geçti galiba o takıntım, şimdi her şey yerli yerinde olsun istiyorum, hiçbir şey değişmesin…Sanırım yaşlanıyorum….)
-Biri bana ısrar ettiği zaman ısrar edilmekten hiç hoşlanmadığım için hiç istemediğim zaman bile, sırf ısrar edilmesin diye, ne ise konu, kabul ederim
-İnsanlardan çok fazla zarar gördüğüm halde, hep güvenmek, inanmak gibi bir takıntım, hala ve her şeye rağmen devam ediyor, herkes iyi, herkes güzel…)
-İnanmak, sanırım bir başka takıntım,şakaları bile algılayamam, hemen inanırım biraz saf bir yanım olduğu kesin…)
--Bu aralar arkadaşlardan duyduğum bir takıntı dedikodusu başımda bir korkulu rüya gibi esiyor.İşe gittiğim zamanlarda ocağı kapattım mı, yemeğin altı yanıyor mu sorusu beynimi tırmalasa da, aldırmıyorum, en fazla ev yanar.Bu takıntı büyürse yoksa, ben yanacağım, benim yanmamdansa…)
-Her mevsim bahar olsa!!....)Bahara taktım kafayı, hem de bu kış mevsiminin ortasında…
-Nergis çiçeğini çok severim, annemin bahçesinde vardı, baharın müjdecisi olduğu içindir belki, her kış nergis nergis derim, ömrü kısa olduğu için midir nedir kaç yıldır elime alamadım, bu yıl yetişeceğim inşallah…)
-Bu aralar yaprak dökümü dizisi takıntım var, dizi başladığı zaman dünya dursun istiyorum…)
-Su, hayatın en çok vazgeçilmezi benim için….
-Kırmızı rengi çok severim, her şeyde ve her yerde kırmızıyı ararım, seçerim, sanırım sadece kırmızıdan öte hayatın renklerden ve şiirden oluştuğunu düşünüyorum…
-Tabii kaçınılmaz bir takıntım, şiir, vazgeçemem, her an ve her yerde düşündüğüm ve sessizliğimi koruduğum her an aklımda bir mısra konuşur…
-Çay ve sigara vazgeçilmez bir takıntı benim için….
___Deniz, denize dalıp giderek düşünmek.Hatta Antalya ‘da yaşamak, bastonsuz yürüyebildiğim zamanlarda olsun mümkünse…


BU TAKINTILAR ALIŞKANLIKLARA BENZEDİ, YOKSA TAKINTILARIMIZ, ALIŞKANLIKLARIMIZ MIDIR, ÖZLEMLERİMİZİ Mİ GİZLİYORUZ İÇİNDE?

23.44
5 ocak 2007
ferkul

05 Eylül 2007 Çarşamba



Susma,

Sen konuştukça cennet kokusu kaplar dünyayı… Kuşlarım kanat çırpar, yelken açar martılar denizler üstünde çığlık çığlığa… Sesinle baharlanır toprak, yeşillenir baharlandıkca umutlar… Uyanır karıncalar uykudan… Dizelenir yollara sıra sıra, öbek öbek yağar düşlerim. Yağmur gibi, sel gibi sesinle, ıslanırım… Islandıkça büyür içimdeki yaslı çocukluğum…

Susma,

Sen konuştukça dünya adalet çiçekleriyle beslenir… Kolu kırılmış sevdalar, bağrı yanık şarkılar, ayrılıktan dem vuramaz artık… Dirilir yaşama direncim… Her kıtasında sevinç, her cümlende huzur melodileri güzelleştirir geceyi… Gündüzden kaçamaz olurum, kucak açarım aydınlığına… Can bildiğim bütün canlar feda olur yolunda…

Susma,

Konuş, sen konuştukça şekillensin dünya, yeniden doğsun güneş… Yaz sıcağında serinletsin, zemheride ısıtsın yürekleri sesin… Yeniden kazansın savaşını sevgi, nefretten uzak yaşasın benliğim… Sesinde sevdadan yana ne varsa bilmediğim, görüyorum… Görüyorum yalansız nasıl haykırılırmış dünyaya… Çıkarsız nasıl sevdalar varmış görüyorum, kendini düşünmeden harcamak da varmış sevilen için, sesinde kaybolmak varmış… Sen konuştukça, duyuyorum…

Susma,

Sen sustukça bir hüzün oturur, çöreklenir bağrıma… Dünya sesinle güzel, nefes almak seninle kolay… Suskunluğun bir bıçak gibi kesiyor iyimser duyguları… Sen sustukça, kayboluşum başlıyor bilinmezlik dağlarında, ormanlar kesiyor önümü… Bir adım atıyorum salkım salkım meyvesiz bağlar, budak budak büyümüş yüksek ağaçlar kesiyor yolumu… Ulaşılmaz bir dağ oluyorsun, çıkamıyorum… Suskunluğun adım attırmıyor bana… Uçurum oluyor sessizliğin… Kabusum oluyor… Sen , susuyorsun

Susma,

Sen sustukça, yürüyemez olur ayaklarım… Yere doğru eğilir başım… Bundandır nefes alamayışım… Sustukça sen, yakama yapışır kederler, yüzümden silemem gözlerini. Hıncımı rüzgardan alırım, yaşamayı şikayet bilirim sen sustukça, isyan olurum… Yaradandan sesini dilerim. Yağmur olsun yağsın isterim hiç aralıksız kalabalığıma… Sen, yalnızlık olursun konuşan mısralarımda… Sessizlik olursun çığlık çığlığa… Susarsın, ben sana kanamam… Kan gibi çöreklenirsin yüreğime, çorak dünyama yağarsın… Her gün bir parça çalarım kendimden, sen’den… Bu büyük boşluk senden kalır bana geriye… Yalnızlık olurum…

Susma,

Sen sustukça kayboluyorum…


ferkul


28 Ağustos 2007
blog search directory

...

Dizin , TrDizin Performance Art Blogs - BlogCatalog Blog Directory Parents blogs Blog Directory