tag:blogger.com,1999:blog-14393233047598546872008-07-17T09:39:20.789+09:30siirimsiferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comBlogger103125tag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-87130812545088535032008-07-11T08:01:00.005+09:302008-07-12T08:06:14.556+09:30sor<div align="center"><a href="http://img2.blogcu.com/images/s/i/i/siirimsilerle/111425.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://img2.blogcu.com/images/s/i/i/siirimsilerle/111425.jpg" border="0" /></a><br /><span style="font-size:130%;"><em>gökyüzünde<br />süzülen<br />kuşlara<br />sor beni<br /><br />yüreğimden<br />dökülen<br />mısralarda<br />bul,<br />beni ...<br /></em></span></div><div align="center"><span style="font-size:130%;"><em></em></span></div><div align="center"><span style="font-size:130%;"><em></em></span></div><div align="center"><span style="font-size:130%;"><em></em></span></div><div align="center"><span style="font-size:130%;"><em></em></span></div><div align="center"><span style="font-size:130%;"><em>16.09 2007.ferkul<br /></div></em></span>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-45034624657444066932008-07-07T07:38:00.002+09:302008-07-07T07:47:37.252+09:30Ve umuda<a href="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SHFEV_R5osI/AAAAAAAABA8/cmWzHUmo-Jw/s1600-h/52.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SHFEV_R5osI/AAAAAAAABA8/cmWzHUmo-Jw/s400/52.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220028587653571266" /></a><br /><br /><br />ACIYA AĞIT....<br /><br /><br />Gün yüzü görmüş çocuklar olmadık hiç bir zaman, günyüzlü olmayı öğrenmedik, doğan güne verip sırtımızı, yürümedik hiç gülen gözlerle... Ay güneşe verirken kendini, ışığına kanmadık, sıcağında kavrulmadık, şefkatinde yoğrulmadık...Yakışıksız bir yaşamaktı bildiğimiz, yürürsün, koşarsın ve hala bitmez yolun... Gide gide kilometreler katatsen de bazan bir bakarsın yolun başındasındır, başa çekersin kendini, yine yeni, ve yeniden...<br /><br /> Ne düşünsen, ne yapsan, ne yaşasan, acıtıyor olanlar, olmuşlara esirlenmek, bile bile teslim olmak... Kanıyor her yanımdan, damla damla, durdurulmaz ve önü kesilmez, pansuman fayda etmez... İçimden geliyor, susturamadığım, durduramadığım, tazeliğinden ödün vermeyen, oluk oluk, fışkıran kırmızı bir kan... Acımak ve sevmek , acıtmak ve kine karışmak,acı ve hüzün,geçmiş ve gelecek, hepsi birden toplu olarak geliyor üzerime, hayata ve zamana yenilmek... Halbuki gün yüzlü olmadık ki hiç, günü karşılamadık ki gülümseyerek... Böyleyken niye dokundu , niye acıyor her yanım?.. <br /><br />Alıştığımız ve kandığımız bir şeydi yaşamak... Yine de kan damlıyor, yaralar her yanımızdan çevrelemiş, kuşatılmışız da, hep mi böyleydi, biz mi görmemiştik, böyle mi olmalıydılara dalabiliyorum hala... Halbuki günyüzlü bir çocuk bile yaşatmamıştım içimde, bütün fırtınalara hazırım, alışkınım sanmıştım, göğsümü gere gere savaşmayı bilirim sanmıştım, sanmalara yenildim, zamana ve kadere, mücadeleden çekiliyorum... Çekilmesen ne olur, kadere ve olacaklara karşı ne yapılabilir?.. Bilebilir miyim kırk yıl düşünsem, çözebilir miyim?.. Olanlardan ve yaşanmışlıklardan güç birktirmişim sanıyordum aslında... Hala nasıl acıyor, nasıl kanayabilir bu kadar coşkunca kırmızı, nasıl akar kanım?...<br /><br />İçimden geliyor, ya ağlayacağım dokunmadan, ya yazacağım... <br /><br />Ben yazmayı seçtim, yazmayı yaşamaktan saymışsam, halimden anlar kağıt dedim, kalemi can dostum bildim dedim, bir de klavyem... Şaşırtmaz beni, yargılamaz, sorgulamaz... Bu sefer , bu kez bu yazıyı, bana yazıyorum, süslemeden, sakınmadan, saklamadan, ama biraz cekingen biraz ürkek bir kedi gibi şaşkın, çaresiz hastalıklara ve ölüme yakınlıklara karşı elinden hiç bir şey gelmeden, günyüzü görmemiş yüzleri aynada saklamadan, belki rahatlamak, belki güç bilenmek için, içimi döküyorum... Ben kendimi, kendim yargılarken, belki kalemim konuşur sadece... Hüznü savurur beyaz bir sayfaya kan kırmızı, belki arınırım, belki hafiflerim, belki olan ve olmuşlara gözümü kapatamasam da, bir film sahnesinden çıkmış gibi, geçiverir zor günler, geceler.... Seyrederim el gibi.... Bu mu benim tercihim?.. Böyle bir şey midir kendinden ve hayattan kaçmak?...<br /><br />Bir mesaj yazdım az önce dostuma, can bildiğim, fikrinden güç aldığım, benden bir kaleme...<br />Bir odada felç olarak yaşamaktansa ölmeyi planlayan bir babam, ötekinde kalbi yavaşlayan bir annem var, dedim... Hangisinden vazgeçilir, hangisine dayanılır ki!...<br /><br />Dayan dedi dostum, dayan, kendinden güç alarak yaşa, ve sabır senin silahın olsun... Kuşan, hazırlan ve ağlama, yaz...<br /><br />Nasıl yazılır, nereden başlanır, nerede bitirilir ve nasıl anlatılır ki, gün yüzü görmemiş ve hatta göstermemiş insanların tükenişi nasıl ortaya dökülür ki?... Sadece kan; gördüğüm, seçebildiğim ve seçilmişliğini kavrayabildiğim, kırmızı ve çoşkun akıyor, kanıyor ve acıtıyor... <br /><br />Gün yüzü görmüş çocuklar olmadık hiçbir zaman ve büyükler de olamadık günden ve geceden nasibini almış... Bitirelim nerede ve nasıl yaşanmışsa, olduğu gibi, güne açılsın kollarım...<br /><br />Ve umuda, hala vardıysa ve gitmediyse bir yerlere, haykırırcasına, ara ve bul!...Ben de buradayım!...<br /> <br /><br /> ferkul<br /> 3 temmuz2008<br /> 01.37ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-3364933655051829392008-06-25T07:14:00.016+09:302008-06-25T08:16:55.910+09:30DIR DIR, VIR VIR<div align="justify"><a href="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SGFrlISMjdI/AAAAAAAABA0/K4YukBIJnfw/s1600-h/57940.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5215568129094880722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SGFrlISMjdI/AAAAAAAABA0/K4YukBIJnfw/s400/57940.jpg" border="0" /></a><br /><br /><br /><br /><br />Dırdır Sepeti<br /><br /><br />Çoğumuz ve bazan de hepimiz bayan da olsak erkek de, kadınların dırdırcı olduğunu düşünür ve şikayet ederiz zaman zaman... Eğer bayansanız kabul etmezsiniz kendinizin dırdırcı olduğunu, annenizden veya çevredeki başka insanlardan örnekler verir, şikayet edersiniz....Küçük bir kızken annem gibi olmayacağım, dersiniz de, bir bakarsınız yaşınız kemale erince, annenizden beter bir dırdıra sahip olmuşsunuz... Bu kadınların doğasında var aslında... Kimbilebilir sebebini, belki duygusal oldukları, herşeyi ayrıntısal bir beyinle algıladıkları için olabilir mi?... Ama erkekseniz bayan dırdırından muhakkak bir şekilde bir kuyruk acınız vardır ki, konu açıldı mı bir ’aaaahh ‘ çekersiniz mutlaka.... Niyeyse kadınların tersine söylemezsiniz ki, anneniz hiç dırdır etmemiştir, hiç ondan şikayet etmeyi gururunuza mı, kendinize mi, içinize mi sığdıramazsınız bilmem, yediremezsiniz kendinize... ‘Neden dırdırcı bu kadınlar, her şeyin en iyisi,en rahatı, en güzeli onlardayken niye hoşnut olmazlar hayatlarından, hatta hep niye temcit pilavı gibi geçmişte olan biten herşeyi unutmazlar da ansızın önünüze çıkartıverirler en küçük şeyde?’ diye hayıflananınız çoktur... Çok_tur da bir türlü dırdıra sebep olacak davranışlardan kaçınmayı düşünmezsiniz...<br /><br />Halbuki kadınlar için çok kolaydır dırdır sebepleri...<br /><br />Kadınların en çokları; İlkleri unutmaz kadınlar, ilk sevgi sözcüğü, ilk sevimli kelime, ilk aldıkları yara, ilk başarı, ilk mutluluk, ilk adımlar... Önemli günler, tarihler, hele de unutulduysa vay halinize, tam bir malzeme olur dırdıra... Hakaretler, küçük bir sinir anında söylenmiş sizin için önemsiz bir cümle, belki başka bir cins için basit bir sözcük olarak da algılansa kadın için önemliyse unutmaz, atar sepete... Kendi söylediklerini çabuk unutur da, sizin söyledikleriniz asla çıkmaz aklından... İşine gelmeyen her kelime kazınmıştır beynine, daha sonra söylenmek için... Dırdır sepetine atılmıştır, o sepet de her geçen gün dola dola beyninizi tırmalamak için hazırlanır... Bu yüzden adları çıkmıştır, sustukları zaman bile çok şey konuşur dilleri... Bir de hoşuna gitmeyen şeyler ki, kadınları konuşma kuyusuna düşmüş gibi yapar, susturamazsınız ne deseniz...<br /><br />İşte erkekleri deli eden kadın dırdırları:<br /><br />Sokak kıyafetinle oralarda oturma, üstünü değiştir!..(tertemizim, evde rahat<br />edemiyeceğim de nerde edeceğim?)<br /><br />Bu eşyalar benim sana mı sorcam!... (Beraber alınmıştır çoğu)<br /><br />Nerde nasıl giyinileceğini ben bilirim!... ( Hiç de bildiği yoktur)<br /><br />Şunu şöle yap, bunu böyle yap!.. ( sanki ben bilmiyorum)<br /><br />Akşama şunları al eksiksiz!... ( para mı var )<br /><br />Yaptıkları hataları hiç kabullenmezler...( Bütün hatalar benim mi)<br /><br />Beni neden aramadin?.. ( aah kaçacak yerim olsa)<br /><br />Oraya neden bakıyorsun? (nereye bakayım?)<br /><br />Tlf neden kapali?..<br /><br />Yapma, etme , gitme!.. (Baş üstüne’)<br /><br />Git dişlerini fırçala ondan sonra ... ( Kendisi günde bir kez fırçalasa..)<br /><br />Sen bunu bana önceden de yapmıştın... ( tarih öncesi çağ )<br /><br />Annemin evinde olsaydım... ( sanki orda baskı yoktu)<br /><br />Bir gün de beni düşünsen!... ( beni düşünen mi var)<br /><br />Senin için saçlarımı ağarttım... ( bir tane beyaz saç teli olsa, yanmayacağım...)<br /><br />Çok yoruldum, bütün gün ayaktaydım.... ( Günlere yetişmek zor tabii..)<br /><br />Aaah beni kimler istedi de, seni seçtim... ( seçmez olaydın!..)<br /><br /><br />Onlarla da olmaz, onlarsız da yaşanmaz derler ya, bu da tuzu biberi galiba... Erkeklerin işi zor aslında....))))<br /><br /><br />Ne senle yaşanıyor<br />Ne de sensiz oluyor<br />Bu garip bomboş dünyada<br />Ne kahrın çekiliyor ne dertlerin bitiyor<br />Gülmüyor bu yüzüm gülmüyor...</div><div align="justify"><br />Ne umdum neler buldum<br />Mecnundan beter oldum<br />Öldürür beni bu sevda ...)))<br /><br /><br />ferkul<br /><br /><br />25haziran 2008</div>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-12612410704384868332008-06-16T12:12:00.000+09:302008-06-17T03:32:58.668+09:30aşk doğmadan , gidelim....<div align="center"><a href="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SFUfMlHDpOI/AAAAAAAAA_w/ppelw_jnXLU/s1600-h/kasirga_02_9.jpeg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212106444731819234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SFUfMlHDpOI/AAAAAAAAA_w/ppelw_jnXLU/s400/kasirga_02_9.jpeg" border="0" /><em><strong><span style="color:#ff0000;">Benim
<br />adım aşk değil</span>
<br />
<br /><span style="color:#000000;">Gidelim....</span>
<br />
<br /></span></strong></em><blockquote></span></strong></span><div align="justify"><span style="color:#3333ff;"><span style="font-family:courier new;"><em><strong>Yağmur başlamadan, sele karışmadan, yıldırım çarpmadan gidelim... Birazdan yağacak gibi, henüz erkenken geç vakte kalmadan, belki hava kararmadan, <span style="color:#ff0000;">gidelim...</span> Saat on ikiyi vurmadan, sindirella prensesken, hala güzelken, arabası da varken, prensini de bulmuşken, kaçırmadan, kaçmadan birlikte <span style="color:#ff0000;">gidelim...</span> Sevgiler çiçek_ken, tomurcukken, dikene vermeden kendini, güle dönüşmeden, mis kokusu bahçeyi sarmadan <span style="color:#ff0000;">gidelim...</span> Tadındayken çay, tam da demindeyken içelim bir bardak, soğumadan <span style="color:#ff0000;">gidelim</span>... Gidişleri dönüşlere çevirmeden, gözyaşları sele, yağmura dönmeden, <span style="color:#ff0000;">gidelim...</span>
<br /></strong></em></span></span></div><p align="justify"><span style="color:#3333ff;"><span style="font-family:courier new;"><em><strong>Akşamlar bizim... Hiçbir yıldız kaymadan, dilek bile tutmadan, ay dolunay olmadan, gidelim... Gece bitmeden, sabah olmadan, toprağa çiğ düşmeden <span style="color:#ff0000;">gidelim...</span> Kalırsam, ben bende yok olursam, ayakta duramam, düşerim...Düşersem kalırım... Kalırsam gidemem, sabaha varırsam, aydınlanamam, karanlıkta yaşayamam, <span style="color:#ff0000;">gidelim</span>... Bedenim düşmeden, ayaktayken, gitmeyi düşünürken, <span style="color:#ff0000;">gidelim...</span> Karar vermişken(ki kararsızlık bendedir), haydi demeden , gözümden yüzünü ayırmadan, veda bile etmeden, hoşça kal demeden, <span style="color:#ff0000;">gidelim...</span> Yol, iz bilmeden, sonunu düşlemeden, düşe hayali katıp da uyanmadan, uykusuzca yürüyelim... Hiç uyumudan, etrafa bakınmadan, kimseden çekinmeden, <span style="color:#ff0000;">gidelim</span>... Gitmek daha kolayken, zora başlamadan, yollara koşmadan, güneşe aldanmadan, sabaha varmadan, gidelim...
<br /></p></strong></em></span></span><p align="justify"><span style="color:#3333ff;"><span style="font-family:courier new;"><em><strong>Ki o sabahlar beni sende saklar... Sende aydınlığı saklar, bende seni yaşatır... Yaşarken henüz, sen ölmemişken bende, gidelim... Kendimde kaybolmadan, sende beni bulmadan, gel yüreğim, beraber <span style="color:#ff0000;">gidelim</span>... Yanımızda kimseyi götürmeyelim... Uzak bakışları, geçmişi, geleceği, anıları, hayalleri bırakıp da <span style="color:#ff0000;">gidelim</span>... Gel yüreğim, kınalım, garibim, sevdalım, yalnızlığım, yakarışım, duam, canyoldaşım, korkularım, yanmışlığım, yanılmışlığım, beni bırakma, <span style="color:#ff0000;">birlikte gidelim</span>...
<br /></p></strong></em></span></span><div align="center"><span style="color:#3333ff;"><span style="font-family:courier new;"><em><strong><span style="color:#ff0000;">Benim
<br />adım aşk değil</span>,
<br />aşka bakışken,
<br />sana gülümserken,
<br />yağmur yağmadan,
<br />sele dönüşmeden,
<br />güne küsmeden,
<br />henüz vakit varken,
<br />erkenken,
<br /><span style="color:#ff0000;">aşk doğmadan</span>,
<br />sabah olmadan,
<br /><span style="color:#ff0000;">gidelim...</span>
<br />
<br />ferkul
<br />15haziran2008</strong></em></span></span></div></blockquote></div><p align="justify">
<br /></p></a>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-23472633083023720262008-06-11T05:33:00.006+09:302008-06-11T06:41:52.079+09:30Çaresizlik böyle bir şey mi?...<div align="left"><a href="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SE7sJXprKXI/AAAAAAAAA_g/x7Q02m4dQs0/s1600-h/33003.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5210361464626030962" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SE7sJXprKXI/AAAAAAAAA_g/x7Q02m4dQs0/s400/33003.jpg" border="0" /></a><br /><div style="text-align: justify;">Oğlum OKS sınavını kazanamadı...Kendisi de , biz de ne kadar üzüldük, ne kadar?.. Bir yerde bir yanlış var ama, kimde?.. Anne baba olarak bizlerde mi, çalışmayı çok sevmeyen oğlumda mı, sistemde mi?.. Hepsi birden mi?.. Halbuki ilk kez bu yıl sınav gayet kolaydı diğer yıllara göre, daha basitti özellikle Türkçe_ Sosyal soruları... Yine de yolunda gitmedi, gidemedi işte... Yolunda gitmesi için eksik olan neydi, yaşıtlarına göre daha mı az çalıştı, daha mı az yetenekliydi, bu yarışma ortamına mı hazırlayamadı kendini, yoksa sistemde yanlış olan bir şeyler mi var, yolunda gitmeyen, olmaması gereken?..<br /><br />İnsanın hayatını iki saate sığdırması, geleceğini iki saatin içinde görmesi, hazırlaması ne kadar kötü?.. Hatta ne acımasızlık!.. Başka nasıl niteleyebilirim ki bu sınav sistemini, hangi kelime daha iyi yakışır acımazsızlıktan başka?... Daha 14 yaşında hayal kırıklığı ve geleceğe yönelik endişelenmek de nesi?.. Kimbilir belki yarınlarda bu saçma sınavla seçmece öğrenci yarışmaları kalkar, ama o zamana kadar olan zaman zarfında kaybeden çocukların hakkını kim verecek, yıkılmışlığını, korkuyla izlediği yarınlarda bu gününü kim kurtaracak?...<br /><br />Çok üzgünüm, oğlum OKS’yi kaybetti, hayatta başarılı olmanın ilk adımında tökezledi, düştü?.. Nasıl kaldıracağım elinden tutup, nasıl yükselteceğim kendine karşı kırılmış gururunu, nasıl yükselteceğim ezilmişliğini?.. Hayatın sonunun oks olmadığını nasıl anlatacağım, belki de (elinden gelenin en iyisini yapmadığını düşündüğüm halde) elinden geleni buydu, böyleyse nasıl söyleyeceğim daha fazlasını<br />yapabilirdin’i?.. ‘Başarısızlıklar başarıyı getirir ‘ yalanıyla mı kandıracağım, bir ikinci şans tanınmamasının<br />nedenini nasıl anlatacağım ona?... Şansın kendini bulmakla, kendini tanımak, kendini yaşamakla yaşanabileceğini öğrendiği zaman çok geç kalmayacak mı?...<br />Oğlum OKS seçmecesinde kaybetti... Seçilmişlerin arasında olamadı, yerini sağlama alamadı.Hayatından büyük bir yaprağın kopmasından dolayı çok üzgün... Olayın önemini şimdi farketti, kaybedince yeniden kazanılır mı?.. Bunu da öğrenecek tabii ama, on milyon adım geriden mi yürüyecek seçilmişlerin arasında?.. Halbuki o benim şeçilmişim, gözbebeğim, en özelim, canımdan canım....<br /><br />Oğlum OKS yi kazanamadı, bu yarışmada ondan çok, velayet alan ben mi kaybettim?..<br /><br />Benim gibi kaç anne baba çocuklarının gözündeki çocuksu gülümsemeyi kaybetti?.. Nerede hatâ yaptık?..<br /><br />Bir yarışta geride kaldı, yanlış bir mevsimde, yanlış bir oyunda rolü vardı...Yerini 100 soruluk bir test aldı dik durmasının, yaşamının ilk tecrübesinde kaybetti... Bir sınav kazanamadı, sadece fen dersi sorularını cevaplayamadı diye o yüksek, seçilmiş, serpilmiş okullarda, sıralarda olamayacak... Arkadaşlarının arasında mahçubiyetin en acısını yaşıyacak, çok üzüldü, daha da üzülecek, ben izleyeceğim...<br /><br />Çaresizlik böyle bir şey mi?...<br /><br />Oğlum OKS’ yi kaybetti, ben onu kazanabilecek miyim yeniden?..<br /></div><br /><span style="font-weight: bold;">ferkul</span><br />9 haziran2008</div>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-36018002927904555882008-06-05T06:45:00.004+09:302008-06-05T06:56:17.142+09:30TÜRKÇE OLİMPİYATLARI İZLENİMLERİM<a href="http://img2.blogcu.com/images/s/i/i/siirimsilerle/dsc05010.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://img2.blogcu.com/images/s/i/i/siirimsilerle/dsc05010.jpg" border="0" /></a><br /><br /><span style="color:#000066;"><em>Gördüm, Türkçe ile yarışılır olmuş, dünya ülkeleri toplanmış, yarışmaya katılmış, bir varmış bir yokmuş değil, sanmayın öyle, sahiden olmuş.Ne sanal bir görüntü, ne çizgi, ne roman... Necip fazıl’ın, gerçek üstadın Sakarya’sını ezberlemiş güzel bir yabancı kız.Daha benim oğlum ezberlemeden, henüz bir çok Türk genci varlığından bile habersizken, kendindenmiş gibi, yaşamış gibi okumuş, dudaklarından süzülen sanki kendi diliymiş gibi, cümleler atalarının kanındanmış gibi akmış, coşkun sular bu kadar güzel akmazmış... Gözlerinden yaşlar döküle döküle, haykıra haykıra, mısraları içinde duya duya, dinleyenleri ağlata ağlata okur olmuş... O kadar güzel okumuş ki, Türkçe’yi o kadar güzel şiire dökmüş ki, gercek Türkler utanmış Türklüklerinden... Kendi katlettikleri dillerini başkasının ağzına yakışır görmekten... Belki okunan şiirden çok duygulandıkları, akıttıkları gözyaşı bozulan dillerineymiş... Karamanoğlu Mehmet Beyden de utanmışlar, fatihlerinden de, kanunilerinden, hatta deli Osman’dan bile... Emanete hıyaneti bilir misiniz, ne kadar çok ihanet ederseniz o kadar çok verirsiniz kendinizden, benliğinizden,sökün eder gibi gelir... İlk hırsızlık gibidir, ilk kumar, bir yudum şarap gibi, gerisi sonradan gelir...Yığılır, yığılır, toplayamazsınız dağınmışlığı, dağınıklığı, bitikliği...Keşkelere sığınmak bir dili nasıl geri getirir ki?... Hangi şeyi geri getirmiş ki hayatta?..<br /><br />Gördüm... Bir şey oldu, dünya tersine mi döndü ne?.. Herkes İngilizce kursları alırken, Almanca konuşmaya çalışırken, yollara, sokaklara, dükkanlara ingilizce isimler yazılmasına alışmışken, hatta hiç ingilizce bilmeyen bir cahil vatandaşımız bile bunların anlamını bilirken, bir çok ülkeden çoğu kız, bazısı erkek, zencisi, sarışını, arabı birleşmiş, türküleri söylemiş, sanat müziğini sanat bilmiş, ezberlemiş, hakkını vere vere,duya duya inletmiş yarışma salonunu... Bir tanesi ü harfi kendi dilinde yokken çile bülbülümü söyleyebilmek için üç ayını harcamış, ömründen üç ayı bülbüle vermiş... Değmiş ama, sevdiğin bir şeyi, istediğini elde etmek kadar, amaca ulaşmak için kendini harcamak kadar güzel yorgunluk ,sonunda başarmanın mutluluğu kadar güzel bir övünç var mı?..Bir tanesi karadeniz kızı gibi, has laz türkümüz gibi, giyimiyle, davranışıyla konuşturmuş türküyü... Bir diğeri Cem Karaca’yı yerinde rahmetle andırmış, ya rab, diye diye inletmiş salonu...<br /><br />Gördüm... Bu masal değildi, bin bir gecelerden biriydi,ne şehrazattı, ne atı vardı, ne yolu, ne dağı,ama efsaneydi sahneleri... Renkli ışıl ışıl bir yarışmaydı, içinde dilimi gördüm...Dilimin içinde sevdayı konuşturan yabancıları gördüm... Sevdamızı sevda bilmiş, türkümüzü kalpten sevmiş, şiiri destan bilmiş güzel Türkçe dostları gördüm.Yüzlerinde ay parlıyordu, geceye ışık olmuşlardı... Utandım... Utancımı dillerinde gördüm...<br /><br />ferkul<br /><br />2haziran2008</em></span>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-20582602439048687642008-06-01T23:24:00.005+09:302008-06-02T03:46:10.586+09:30Benim adım mayıs....<a href="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SEKqb5wTwXI/AAAAAAAAA_A/29g8ExHZdNg/s1600-h/391883b.jpeg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SEKqb5wTwXI/AAAAAAAAA_A/29g8ExHZdNg/s400/391883b.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206911515530346866" /></a><br /><br /><em><em><em>ADIM MAYIS<br /><br />Mayıs bitiyor, mayıs bitiyor, mayıs gidiyor...<br /><br />Gitti mayıs...<br /><br />Gelişiyle nasıl da mutlu etti hepimizi... Mayıs hayatın başlangıcı, baharın gülümseyişi, mayıs benim...<br /><br />Benim adım mayıs... <br />Yokuş aşağı yuvarlanırken çekti aldı beni, <br />güneşiyle, papatyasıyla,<br />yağmuruyla elimden tuttu, <br />aldı, çekti yokuştan...<br />Tam da düşüyordum derken,<br />kalktım, yıkadım elimi yüzümü... <br />Güneşe verdim kendimi, <br />güneşe doğru yönelen çiçekler gibi<br />yerimden hiç kıpırdamadan,<br /> hiç sesimi çıkartmadan...<br /><br />Mayıs kızıyım, mayısda doğdum, mayısla kardeşim... Mayısta yenilenirim bitkiler gibi, ağaçlar gibi...Yeniden doğar gibi... El verir, yüz sürer gibi yaradana, mayısta bütünleşirim kendimle...Mayısta tenkit ederim beni, mayısta düzenlenir yaşamım, mayısla beni bulurum...Mayısta beğenirim kendimi... Ben mayıs kızıyım...Kimseden değil, kendimdendir şikayetim, mayısta kendime dönerim... Sonrasında kaybolurum, bir başkası yaşar haziranı, şubatı, eylülü...<br /><br />Mayıs şiir mevsimi, şiirin ve güneşin doğuşu onunla başlamış gibi...Tarihin ilk şiiri, en sevdalı aşk romanları, en güzel mısraların doğum günü... Mayıs hayata yeniden bakış,yeniden doğuş, çiçeğiyle, çimeniyle,yeniden sevdalanış, gülümser bir çehre dünyaya... Tıpkı mevsimler gibi aylar da anlamlanır duygu dünyamızda...En anlamlısı mayıs... Her biri gelip gidiyor, her biri bir şeyler bırakıp bırakıp gidiyor, arkasından bakarken buluyorsun kendini...<br /><br />Şimdi haziran... Yeni bir haziran, yine bir haziran... Bir mevsim, yeni bir hayat... Her doğan günüyle, birer birer çekilecek tesbih gibi, sonu gelince tükenecek hüzün, neşe, sıcak günler... <br /><br />Gitti mayıs, bahar da gitti onunla... Bir başka hayatı yaşayacak insanlar, bir başka atacak kalpleri...Bense bir başka ben’i yaşayacağım bir dahaki bahara saklanmış umutlarımla, bir dahaki mayısa kurutulmuş papatyalar biriktireceğim defter aralarında solmuş, sayfalardan yorulmuş... Geceler biriktireceğim uykusuz geceler, hayata dair şiirlerle bezenmiş... En acıklı romanından tutun da, en komedi filmine kadar esinlenmiş güne bakışlar çizeceğim resimlere... Hayatı mayısa biriktireceğim, yine onda doğmak için, yine onda yaşamak için.Çünkü mayıs benim, ben onun kızıyım ... <br /><br />Benim adım mayıs....<br /><br /><br />ferkul<br /><br />28mayıs 2008</em></em></em>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-21580452002718170862008-05-27T21:49:00.000+09:302008-05-26T05:55:45.151+09:30tahlilat<a href="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SDnJ_1dlNPI/AAAAAAAAA-w/bSkVSRbGPUs/s1600-h/36069.jpeg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SDnJ_1dlNPI/AAAAAAAAA-w/bSkVSRbGPUs/s400/36069.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5204412942923412722" /></a><br /><br />Çocukluğum,<br /><br />Hiçbir zaman yaramaz bir çocuk olmadım.Kendi halinde, gereğinden fazla uslu, sessiz bir çocuktum.Her zaman yaşına göre olgun, her zaman nerede ve ne zaman ne yapılacağını bilen biri...Her zaman başkaları için davranan, başkaları olan, biri... Bunu farkettiğimde epey zaman geçmişti, yıllar ve yaş olarak çok ötede kalan bir zaman...<br /><br />İnsan kendi hayatını başka insanlarınki kadar kolay resmedemiyor, tahlili daha güç gelse de, çözümleyip tarafsız analiz yapamıyor... Ne kadar bazan kendimizden hoşnut olmasak da, bizi yaşıyoruz, istesek de, istemesek de zamanla birlikte değişen tek şey yüzümüzde ve ellerimizde beliren çizgiler... Belirdikçe insana cesaretsizlik veren, ama daha bir umuda sarılma hırsı veren çizgiler...<br /><br />Düşünüyorum da, tek yaramazlığım sayılabilecek iki şey var.Biri komşunun oğlundan aldığım sapanla ne kadar uzağa taş fırlatabileceğim diyerek karşı komşunun çatısındaki kiremitleri kırdığım gün....Bir diğeri de itirafını otuz beşimden sonra yaptığım; evimizin kiler penceresinden attığım kuru soğan kabuklarıya komşunun bahcesinde oluşan görüntü...Dul ve zaten yeterince hırçın, komşulara aman detirten bir kadındı....Anneme gelip de benim bahceme ne diye soğan kabukları atıyorsunuz diye kavga edince, ben yaptım, diyemedim tabii...Ama niyeyse devam ettim kabuk fırlatmaya, komşu da kavgasına..Annemin şaşkınlığını da hatırlıyorum, gülümseyerek, bu nasıl iş, kim senin bahcene işi gücü yok da, soğan kabuğu atsın?... Ne diye attıysam?... Şimdi tıpkı ellerimdeki ve yüzümdeki çizgileri çözümleyemediğim ve benimseyemediğim kadar, o soğan kabuklarının itirafsızlık cesaretini de kabullenemiyorum... Yine de gülümseyerek hatırlanan küçük bir yaramazlık hatırası boncuğu oldu, o kadar da olsun değil mi?..<br /><br /> <br /><br />Küçük bir çocukken de, ergenliğe girmiş bir genç kızken de, orta yaşlı iken de, her zaman içimde yaşattığım çocuk, duygusal biriydi... En ufak şeye ağlayan, etrafı ve çevreyi, her davranışı fazlasıyla yorumlayan, ayrıntılara takılan.... Hatta sürekli gözünde yaş olan küçük kız... Neden veye neye ağladığı bile çoğu zaman bilinemeyen biri... Çok fazla ayrıntılara takılmanın iyi bir şey olduğunu sanmıyorum... Ayrıntılar yorar insanı, sürekli bir şeyler düşünürsünüz... Kafanızda, beyninizde, yemek yerken, gezerken, uyurken hep bir şiir, hep bir roman, anlaması,yorumlaması zor şiirler, zor cümleler... Bu yüzden galiba, şairleri ve duygusal insanları, hatta sanatkarları deli olarak nitelerler.Bunu inkar edebilir miyiz?.. Bir tarafımız kaçıktır, bir tarafımız diğer insanlardan farklı yaşarken, bir tarafımız onlardan biri’ yi oynar... Oynarken ve düşünürken yaşamak, nedir biz biliriz.Düşünen ve yaşayan insanlar...<br /><br />Kırk yaş sendromuyla başladığım yaşam tahlilllerim ne zamana kadar sürecek, bilir miyim?...Bilebilsem tahlili bitirir miyim?... Sadece bildiğim bir şey var.Eğer keşke demek mümkün olsaydı, keşkeleri yaşamak ve dönüş imkanı olsaydı, başkaları için yaşayan, iyi ferkul’u oynayacağıma, ayrıntılarla uğraşmadan hayatı olduğu gibi görebilmeyi becerebilen, kendi olmayı tercih eden biri olmayı başaran biri olurdum... Olurdum da, ferkul’u yenebilir miydim,ayrıntısız yaşayabilir miydim bakarken ve görürken, apaçık yaşanırken herşey, görmezden gelebilir miydim?... Ne kadar istesek de olduğumuzdan başkasını yaşayabilir miyiz, kişiliğimizde varsa?...<br /><br />Yine de, üstü başı toz içinde, sabahtan akşama kadar sokaklarda yaramazlık yapan, içindeki taşan enerji ve coşkuyu yansıtan, gülümseyen ve dünya umrunda olmayan bir çocuk olmayı isterdim...<br /><br /><br />Hala içimde yaşattığım bir çocuk var, ne kadar büyüsem de, ben o çocuğum, küçük, iki örgülü, hassas küçük kız...O kız hiç büyümedi ki... Kimseler bilmiyor, hala aynı, hala en küçük şeylerde gözleri doluyor, bu sefer, bu yıllarda yaş akmasa da gözünden, her şey içinden ağlatıyor onu...Bazan bir bakış, bazan küçük bir istihza, bazan bir kuşun kanat çırpışı, bazan da bir yağmur, hatta mevsimin, bir ayın gidişi...Gelen ve gidene uzaktan bakış... Göz yaşı dökmeden ağlamayı bilir misiniz?...Böylesi daha çok dokunur insana...<br /><br />Büyümedi benim küçük ferkulum, hiç büyümedi, siz varsın kırk yaşında olgun bir kadın sanın... Hala kırk kuruşa bir bayram harçlığıyla aldığı o bebeği giydiriyor, konuşuyor, oynuyor... O naylon bebekte buluyor kahkahalarını, geleceğini, geçmişini....Hala ondört yaşında sayfalarca yazdığı o korkunç duygusal romanı yazıyor kafasında,hala kiracı kız arkadaşına söylüyor, o da bıkmamış dikte etmekten, beraber yazıyorlar, o büyümüş,evlenmemiş, ama hala kendisi gibi olan arkadaşıyla, koca bir avukat da olsa sıkılmıyor yazmaktan, birlikte düşünmekten,her sayfada heyecanlanmaktan, o romanın şimdi bile cümleleri tükenmemiş, hiçbir zaman yayınlanmayacak da olsa hiç de bitmeyecek kelimeleri,duygusallığı...Hala annesine gittiğinde komşunun bahçesine soğanları fırlatıp atmak istiyor, o kadının hırçınlığı, kavgacılığı kalmasa da...Ama daha bir cesaretli şimdi, daha bir isyan dolu herşeye ve herkese....Belki bu kez diyecek, ben attım o kabukları, canım öyle istedi, attım işte... Beni kızdırırsanız bir daha atarım...<br /><br />ferkul<br /><br />21mayıs 2008 <br /><br />01.25ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-43254612455987723042008-05-21T07:32:00.006+09:302008-05-21T07:32:01.490+09:30bugün kırk yaşımdayım<a href="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SCyy-mfwtII/AAAAAAAAA9E/o8QpDq2--4w/s1600-h/nos-power.gif"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200728458261476482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 164px; HEIGHT: 150px; TEXT-ALIGN: center" height="89" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SCyy-mfwtII/AAAAAAAAA9E/o8QpDq2--4w/s400/nos-power.gif" width="164" border="0" /></a> (resim alıntıdır)<br /><br /><br /><div><br /><div style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="COLOR: rgb(0,0,0)">Kırk taş büyüttüm içimde... Kırk renkli, irili ufaklı kırk taş... Her yıla birini sığdırmış, her rengi o yıla boyanmış, kırk taş attım denize... Deniz de denizdi hani, hiç almayayayım demedi, atma, tut elinde, sakın bırakma, demedi, yutuverdi taşımı...Attım gitti, uzak dalgalara savurdu taşlarım kendini, kayboldular...Sanki hiç elime almadım, sanki hiç boyamadım, hatıraları serpmedim üzerlerine, sanki hiç biri benim dediğim değildi, sanki hiç benle ağlamadı, benle gülmediler, sanki hiç benden değillerdi, her bir rengi, beni yaşatmadı sanki...Kendiliğinden kayıp gittiler elimden... Tutup sımsıkı, bırakmayayım dedikçe parmaklarımı acıtırcasına kaçarken, kaçışları bendendi sanki, ne yaptıysam, nasıl bir hata yaptıysam kalmaları için, neyi yapamadıysam?...</span><br /><br />Kırk taş büyüttüm içimde her bir yıla sığdırılmış kırk renkti, boyası silindi, denize attım, gitti...<br /><br /><span style="COLOR: rgb(204,0,0)">Kırk kuş uçurdum gökyüzüne, salıverdim özgürce, kimisi serçeydi, kimi güvercin, kimi kartal, kimi atmaca, kimi muhabbet, kimi leylek, kimi karga... Hırçın yıllardı, beceriksiz, tecrübesiz, kendini bilmez kuşlara verdi kendini günlerim... Uçmak için, soğuk kış günlerinde ısınmak, sabah güneşinde haykırmak için, bir başka ele konmak için, toplu halde uçup gittiler hepsi... Minik ağızlarında kırk taşım, onları da getirdiler, geri götüremeden attım denize... Vermedim geri emanetlerini... Şimdi hangi kuş yılındayım, hangi mevsimde uçurucağım yine elimden kayıp gidecek, hangi kuş mevsimi son, diyecek, kimbilir?...</span><br /><br /><span style="COLOR: rgb(0,0,0)">Kırk yıla bezedim bedenimi... Kırk uzun yılda harcadım nefesleri, güllere bezedim, kırmızı, sarı güllerle süsledim,güzel koksun diye, iyilik olsun diye her seferinde yanılsam da, yeniden harcadım, bir solukluk yaşamda neye bu kin, kavga diye, güzel olan ne varsa kendimden bildiğim, sergilemeye çalıştım kırk yılda...Kırk uzun yolda yürüdüm, dikenler , yabani otlar kesse de önümü, her bir yolda bilendim, her bir çetrefilli yol öğretti bana kendimi, benliğimi kırkıncı yolda buldum... Sandım mı ki?.. Nedir gerçek, nedir yalan?..Ben miydim yollarda yürüyen, yollar mıydı beni yürüten?... Belki de bundan sonraki yıllarda bulacağım ferkul diye birini.?.. Hiç tanımadığım biridir belki kendisi, belki kırk yıllık dostum, beni benden alan... Var mıydı, sorgulayacağım her seferinde, her bir yaş dönümünde eksisiyle artısıyla, gidenden çok geleni, gelenden çok gideni, hesaplamakdan yorgun düşmüş yılları yazacağım...Zaten ne zaman becerdim ki problem çözmeyi, ne anlarım matematikten?.. Çözen gelsin,buyursun, yazsın...Hangi işlem çözer bu matematiği?.. Sonuç belli gidilen yol, belirsiz....Kırk kere bir etti sıfır...</span><br /></div><span style="COLOR: rgb(0,0,0)"><br />ferkul<br />15.05.2008<br /><!--OnlineZiyaretci.com kodu sonu--></span></div>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-73069286360358109832008-05-19T07:18:00.012+09:302008-05-19T07:39:49.918+09:30Başbakana mektup<a href="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SDCkXWfwtNI/AAAAAAAAA9s/ZuxMKmN7H5k/s1600-h/3d-resim-34.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5201838290695664850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SDCkXWfwtNI/AAAAAAAAA9s/ZuxMKmN7H5k/s400/3d-resim-34.jpg" border="0" /></a> Mektup<br /><br />Bugün Sosyal bilgiler dersinde küçük bir etkinliğimiz vardı.Belediye başkanlarıyla, TBMM meclisi, görevleri ve yetkileriyle ilgili bir konuydu... Kitabın çalışma sayfasına belediye başkanına bir mektup yazmayı hazırlamışlar...Oradan açıldı, öğrencimin biri kalktı, ben belediye başkanına değil, başbakana yazacağım ,çünkü babam bu başkanı hiç sevmiyor,dedi...<br /><br />Çocuklar nasıldır bilirsiniz, biri bir fikir attı mı ortaya, hepsi birden atılır...Bir başkası çıktı, ben cumhurbaşkanıma yazacağım dedi... İlginç olur, o heyecanla belki daha bir özenirler, mektup yazmayı,zarf üstü yazmayı ve duygularını konuşturmayı becerebilmek için çaba sarfederler diye düşündüm, kabul ettim... Sonradan mektuplardaki samimiyeti ve çocuksu duyguları görünce göndermeye karar verdim, ne çıkardı?.. Sonuçta çocuk da olsa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydılar , kimbilir belki de o yüksek mevkide olabilmeyi hedef seçip kendine, bir yol alan çıkardı?... Bir harıltı, gürültü, heyecan içinde başladılar mektuplarını yazmaya... Ben de zarf temin ettim kenar mahalle okulu olarak kısıtlı bütçemizin elverdiği kadar zarf, çizgisiz kağıt,vs...<br /><br />Mektupları sahiden göndereceğimizi, dikkatli ve güzel yazmalarını, duygularını ifade edici ve kurallara uygun yazmalarını istedim tabii, bir de samimi olmalarını... En kötü yazısı olanı bile, kurallarına uymadan da yazsa cümleleriyle kendini ifade edebilen küçüklerimle gurur duydum... Yazı çirkin, kuralsız demeden koyduk zarflara, verdik postaya... Binbir heyecan, zarf üstü yazma çabalarını ve o gürültüyü saymazsak hoş bir deneyimdi.Hepsini tek tek olmasa da şöyle bir gözden geçirdim, sakıncalı kelimeler,eleştiriler yazmalarını istemem elbette, sonuçta devletin en resmi ve büyük kurumları...<br /><br />Küçük bir sınıf içi etkinliğinde yazılan mektuplarda istekleri gördüm, çocuk yüreklerindeki evlerde yaşanan dramları...Okusanız, yüreğiniz burkulurdu... Kimi benim bir bilgisayarım olsaydı, daha başarılı olurdum demiş.Kimi sınıfımızdaki bilgisayarımız bozuk, bilgisayar istiyorum demiş... Bir tanesi babasının eve getirdiği paranın yetmediğini, kazancın yetmemesi yüzünden babasının hep sinirli olduğunu ve annesiyle sürekli kavga ettikleri için ne kadar üzüldüğünü anlatmış.Kardeşinin sünnet olacağını, düğün yapmak istediklerini yazan bir kapıcı kızım da vardı, bir cümleyle ifade etmiş durumunu...Bir başka kızım da Milli Eğitim Bakanlığına Sosyal ders kitaplarından şikayetlerini dile getirmiş... Çoğu öğrencim bilgisayar istiyor evinde, kimisi babasına daha iyi bir iş... Aslında hepsi de düşüncelerini olabildiği kadar samimiyetle ifade etmişler... Yazdıklarıyla küçük bedenleri büyüdü, her cümlede büyüdüklerini farkettim... Biz büyükler onlar kadar büyümeği hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz...<br /><br />Ne çok dertleri varmış küçüklerimin?... Bu yaşımda çok fazla yük gibi gelen sorunlarımdan utandım, onların çaresizliğini görünce... Büyük olduğumdan utandım... Ne kaldırılmaz yük üzerlerindeki, küçük bedenlerine sığmayan, ne ağır yük!...<br /><br />Daha çok çalışıp, daha çok okuyup, daha büyük yollara atsaydım keşke adımlarımı... Belki birkaç minik haykırışın sesini duyardım, diyorum, duyurabilirlerse o kadar uzaktan?...Unutur muydum o zaman da duyumsamayı, başkalarının diliyle konuşmayı, başka insanlar için yaşamayı?...O koltukların sihri alıp götürür müydü şefkati, acıma duygusunu, yardımseverliği?...<br /><br />Küçük , temiz, güzel yüreklerin kuralsız mektupları o makamlarda şimdi.Bize heyecanı kaldı, mektup yazmayı, zarf üstü yazmayı öğrenmiş eller, kaldı... Bir de ömür boyu unutulmayacak bir mektup hatırası, onların yüreğinde sevinç ve heyecan bırakan...Öğretmenlerine hüznü yaşatan...<br /><br />ferkul<br />16.05.2008ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-4701965990465319582008-05-15T06:12:00.004+09:302008-05-15T06:20:43.578+09:30YAŞ_LANMAK<img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200337225395516418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 208px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" height="195" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SCtPJ2fwtAI/AAAAAAAAA8E/dwTUSZtwmyg/s400/siirimsilerle_4300b4mt_1_.gif" width="100" border="0" />Günlerim sayılı…Her gecen gün yeni bir yaşa, yeni bir yıla uzanıyor kollarım…Yaşlanmak duygusu ,yaşlılanmaktan korkmak hissi kapladı benliğimi.Ölümden değil korkum, Allah’a şükür hiçbir zaman ölüme korkulacak bir şey olarak bakmadım.Vücudumdaki benden fazla bir yabancıyı oluşturan değişimler,bozulan sağlığım, sabahı bulamayan geceler,bakışlarımda alışkanlığa dönüşen, olanlara ve olacaklara donuk bir sessizliğe dönüşen düşüncelerim sanırım beni rahatsız eden…<br /><br />Ve hüzün…Ayrılmaz bir parçama dönüşüyor gitgide.Parklarda,deniz kenarlarında,balkonlarda asılı kalmış; donuk bakışlı ,acıdığım,bazan sevimli bulduğum, gözlerindeki umudu unutmuş ifadeye hüzünlendiğim, yaşlılara benziyorum her geçen günle, ellerimdeki fazlalaşan yaşlılık lekeleri gülümsüyor sarı sarı,inadına…Ben geliyorum, kaçamazsın,der gibi…<br /><br />Yaşlılanma korkusu sanırım babamdan kalma bir miras bana…Birden onu hatırlattı çünkü..Babam güçlü bir insandı,gücünü kuvvetinde gençliğinde bulan biri olarak yıllarca korktu yaşlanmaktan…Yaşlı olarak adım atmaktan.Belki de diktatörlüğünün tükenmesiydi yaşlılık korkusu…Birilerine uzaktan gülümseme ,iyimser görünme zorunluluğuydu belki de içini sıkıp acıtan…Dı , dedim henüz yaşıyor çünkü,olmadığı kadar duygusal, her zamankinden fazla korkulu bakınıyor ,yaşama uzak kalmışçasına,..Ve hala direniyor acımasız kimliğini koruma içgüdüsüyle haksızlıklarını yaşatmaya…Çünkü ‘ben’ dediği gerçeklik ,ondan bir parça olan şeylerdi bunlar…Doğru olsa da, olmasa da,çırpınışları kendisinden başkasını içinden çıkartmamak için…Belki de direnişi 65 yıllık Mustafa’ya biraz daha nefes aldırmak için..Başkası olsa,sevecen, iyimser olsa,kendisi olmayacağını biliyor sanırım, bunun için inadına kötülükle beraber yaşatıyor içindeki bencil çocuğu…<br /><br />Her zaman sevgiden çok korkuyla özdeşleşen bir saygıyla baktığım babamı bu cümlelerimle eleştirebildiğime göre sahiden yaşlanıyorum…Hatta bu aralar sık sık arayarak fikrimi sorduğu, konuşmaya çalıştığı zaman nasihat verdiğimi, kelimeleri özenerek seçsem de, fark etmeden akıl verdiğim sözleri düşünürsek, çok olmuş yılların verdiği eskimişlik duygusunu içimde bulalı…<br /><br />Yapacak çok şeylerim vardı halbuki…Yaşanası gülümsemelerim vardı<br />yüzüme sakladığım… Kahkahalarım vardı gizlenmiş kuytu köşelerde,<br />en içten seslenen, içinde iyiliği barındıran dost yüzlü günlere… Çığlık<br />çığlığa, sakınmadan ,utanmadan, gelecek pembe günlere beslenmiş<br />umutlarım vardı, henüz tomurcuğa bile dönmemiş çiçeklerim vardı<br />toprağa ektiğim…<br /><br />Sanki yetişmek için henüz varamadığım bir yola, geç kalmışlığı yaşıyorum,doğduğum güne yaklaştıkça her gün….Geç kalınmışlık duygusu acıtıyor her yerimi..Yeniden, sıfırdan bir çocukluk yaşamak istiyorum;hüzünden, sessizlikten,söylenilmemişleri konuşamamaktan arınmış, bir mutlu çocuğu yaşatmak istiyorum ilkokul sıralarında…Evimizin bahçesinde oynamak,annemin bütün o titizliğine inat,çamura bulamak üstümü başımı…Sevmenin,sevilmenin yasak olmadığı,kırlarda koşmanın ayıp sayılmadığı,aşkın kirlenmek olmadığını duyumsayabildiğim, bir gençlik yaşamayı istiyorum sil baştan…Dürüstlük uğruna kendime yaşattığım, yalancı bir yaşamın içinden sıyrılıp,yanlışları da konuşabilmek,dilediğimdir belki özgürlükten anladığım…İyimserliğe, hoşgörünmüşlüğe sığınmadan,kendim için yaşamak..Başkasını düşünmeden ‘ferkul’’u var etmek, en fazlasıyla,dolu dolu…<br /><br />21 MAYIS benim doğum günüm…En güzellerden bir bahar gününde ,doğmuşum…40’ a bir kala bunları yaşıyorum,duyumsadığım her şey ,yaşlılanmaktan öteye geç kalınmışlığı yaşatırken, hüznü kardeş ettiğimi bilsem de, bir ‘ferkul’ var içimde, henüz çok şey var yapabileceğin,diyen..O sesi dinlemek, istiyorum cesurca,fütursuzca,haykıran, hiç de tanıdık olmayan o sesin peşinden gitmek…Yolları sonuna kadar değil de, istediği yere kadar uzatmak..Baharda var olup, bahar bayramını kutlamak…En çok bildiğim gülücüklerle karşılamak yeni yaşımı…Olmadığı kadar yaşatmak ferkul’u…<br /><br />21 mayısla 39 yaşında bir ‘ferkul’ , yeniden doğar mı?<br /><br />NE DERSİNİZ?……..<br /><br />ferkul<br />03.05.2007<br />( geçen yıl yazmıştım bu yazıyı yeniden güncellemek istedim, 20., 30, 39. yaş dönemlerimde hep sorgulamışımdır yaşamı, yaşanılmışlıkları.Sanırım yaş geçtikçe geç kalmışlık duygusu kaplıyor içimi.Ne kadar yaşasan da, hep geç kalırsın çünkü her şeye...Belki bir kırkıncı yaş yazısı yeniden yazarım, kimbilir?..)ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-18294854027462214012008-05-11T06:50:00.016+09:302008-05-11T07:40:27.640+09:30büyüdüm anne!...<div style="text-align: center;"><a href="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SCYR63O9SmI/AAAAAAAAA7k/-IBEDMmtBu4/s1600-h/www_yeniresim_com_alayan_insan_resimleri.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198862522802588258" style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left; width: 343px; height: 241px;" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SCYR63O9SmI/AAAAAAAAA7k/-IBEDMmtBu4/s320/www_yeniresim_com_alayan_insan_resimleri.jpg" width="262" border="0" height="227" /></a><br /></div><br /><br /><div align="center"><br /></div><br /><br /><div align="center"></div><br /><br /><div align="center"></div><br /><br /><div align="center"></div><br /><br /><br /><br /><br /><div align="center"></div><div align="center">ARTIK BÜYÜDÜM ANNE!....<br /><br /><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><span style="color: rgb(0, 0, 102);">Uyu! ’dedin,uyudum,anne,yürü!’dedin,yürüdüm...<br />Yağmurlar kesti yolumu,fırtınada yıkılmadım...<br /></span><br /><br /><div align="center"><div style="text-align: left;"><span style="color: rgb(0, 0, 102);">Işığa diktim gözlerimi, karanlığa aldırmadım...</span><br /><span style="color: rgb(0, 0, 102);">Öyleçok yürüdüm ki, dağlara kanmadım,</span><br /><span style="color: rgb(0, 0, 102);">yollara doyamadım... Koşacaktım,</span><br /><span style="color: rgb(0, 0, 102);">ama,’ düşersin,yorulursun’, dedin…</span><br /><span style="color: rgb(0, 0, 102);">Yürümedim...Durdum anne!...</span><br /></div><span style="color: rgb(0, 0, 102);"><br /></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);">Yaşamaktan yana,ne varsa bildiğim: senden kalanlardan _,yetindim… Yetinmeyi maharet sayarak, erdemi şeref kılarak… Yalnızlığı önümde bilerek.. . Dönüp ardıma bir baktım da...Arta kalan, senden başka hiç bir ben, olmadı….Olamadı anne!<br /><br />‘Off!’deme'Allah,de',dedin.Allah’tan başka kimse hiç kimseyi düşürmedim dudaklarımdan. İsyan hiç bir zaman yakışmadı uysal kızına... Uyandım... Kimseyi uykudan uyandıramadan... 'Allah’ dedin mi bütün dertler biter, dedin...<br />Anlatamadım... Yakıştıramamışken günahı kimseye:, bir de baktım ki hava alamaz olmuşum, bütün ‘offff’ lar sarmış dört bir yanımı.<br />Yine de ‘of’ demedim anne!<br /><br /></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);">‘Yalan söyleme’, dedin, ‘her zaman dürüst, ol!’ Dürüstlükten anladığım<br />ne varsa, yalandan gayri, pazara serdim dürüstlük kervanını,<br />hepsini yaşattım dünyama… Bir baktım sarmış bütün mevsimlerimi,<br />sarmaşıklar gibi, yalanlar...<br /><br />Boğuluyorum anne!<br /><br />Yine de hala ’yalan’ söylemedim anne!...<br /><br /></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);">‘Temiz ol, dedin, beyaz bir çarşaf gibi, duru ol, saf ve katıksız yaşat, yüreğini’ dedin…Hep yıkadım ellerimi bütün çamurlardan arındırarak …Gençliğim soldu, çocukluğum söndü gitti,ben hiç kirletmedim yüreğimi…Her gün yıkandım bütün çarşaflar gibi kalayım, diye tertemiz…Beyaz bir dünyam olsun, dedim,dediklerini hiç unutmadan…Bir dünyaya açtım ki gözlerimi: seller aksa, yağmurlar yıkayamaz pisliğini...Kapat sen, dedin gözlerini...Sen temiz tut ellerini…Kapattım gözlerimi,yine de bitiremedim yarım kalmış temizliği… Yıkadım, yıkadım ellerimi...Çıkmıyor bir türlü ,çamurlar bulaşmış her yerine…<br /><br />Temizleyemedim anne!...<br /><br /></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);">Yavrum, kızım, diyemedin, kendi saf dünyandan ,etrafını sarmış yalanlardan,feryat figan etsen de bitmeyen kötülük deryasından,kederli bakışlarından, arındıramadın kendini….Sen hiç mutlu olmadın ki…Uzak bakışlarda kaldı bütün güzel sözlerin…Öğütlerinin içinde saklandı belki de umutların..Çocuklar için,herkes için, dedin,gülümsedin de,kendin için,nur yüzünde parlayan bir ışık yakamadın hiç…Işığında kaybolamadım…Sana ışık olamadım, belki sana layık olamadım…<br /><br />Seni gülümsetemedim anne!<br /><br /></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);">Artık ne dersen de, kapatsam da gözlerimi, bütün renkler önüme serilmiş, birlikte dokuduğumuz halıların deseni gibi ortada…Onları da hiç beceremezdim dokumayı..Bir kenarı havaya,bir kenarı yere bakardı hep…Hatırlar mısın? Kızardın hep, niye elin işine benzemiyor senin yaptıkların,diye…Onları da düzeltemedim, sözünü de tutamadım...<br /><br />Dünyaya kapalı gözlerle bakamadım..Durduramadım,duramadım..Gözlerimi kapatamadım...<br /><br />Görüyorum anne!…<br /><br /></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);">Biz görmesek de ‘off’ lar sarmış dört bir yanı…Yalansız kelimeler kalmamış cümlelerin içinde, yakışıksız, söylenmeyen bir şey, kalmamış…’Uyu’ de, ’ büyü’ de, ‘yavaş yürü, koşma’, de..Ne dersen de….Koştum, koştum!..<br />Yoruldum anne!<br /><br /></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);">Sabah oldu, bitmeyen gecelerin arkasından doğdu güneş, </span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);">sen henüz uyumadan,</span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"> hiç gülümseyemeden..<br /></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);"></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 0, 102);">Küçük kızın büyüdü..<br /><br />ARTIK BÜYÜDÜM ANNE!....<br /><br /><br />ferkul<br /><br /></span>12 Mayıs 2007- </div>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-90240863616276415082008-05-07T06:42:00.003+09:302008-05-07T07:03:31.397+09:30yokuşa rağmen<a href="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SCDKX-vf4LI/AAAAAAAAA4k/z458qQ_Qhrs/s1600-h/260837b.jpeg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SCDKX-vf4LI/AAAAAAAAA4k/z458qQ_Qhrs/s320/260837b.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197376483313574066" /></a><br /><br /><br />YOKUŞ AŞAĞI<br /><br /><br />Yokuş aşağı yuvarlanır gibiyim... Yokuşlar çekiyor beni, uzaklar çekiyor... Ağır bir gurbet yükü taşıyan hamallara benziyorum gitgide, yükü kendisinden büyük... Yokuşlar, dağlar, uzak yollar fena geliyor üzerime, ağırlaştırıyor saatleri, her bir yuvarlanış bir çizgi oluşturuyor alnımda, bedenimde bir çöküş... Her geçen günle büyüdükçe yaşlanan, küçülen bir nefes...Yamaçlardan aşağıya bakamaz insan... Başı döner, çıkış zordur da, inişi göremezsiniz... Bu yokuşlar çok fazla yorgun yıllara taşıyor geçmişimi, belirsizliğe atıyor bugünümü... İnişlerle birlikte her yuvarlanışta geleceğimi yuvarlıyorum sanki yokuştan, öyle ağır, öyle büyük... <br /><br />Bazan her şeyi yazamazsınız, bazan tıkanır kelimeler, boğazınızın ucunda düğümlenir, konuşamazsınız. Olanla biten arasında bir çizgide, seyretmeyi yeğlersiniz, kelimeler yetişemez yaşanılanlara, siz de peşinde koşamayacak kadar zayıflarsınız... Düşünemezsiniz, düşünmediğiniz kadar devam eder yoluna hayat, gittiği yere doğru takılı kalır bakışlarınız... Nereye, nasıl , ne zaman demeye bile vakit kalmadan bulursunuz ya hani kendinizi koca bir boşlukta, öyle bir yerdeyim şimdi...<br /><br />Yazamadığım yerdeyim... Hani diyordum ya, yazmayı yaşamaktan sayıyorum, yazarken yaşıyorum: Belki de yaşamadığım yerdeyim, nefes alıyorum ama, yuvarlanırken yaşıyorum, kimbilir?..<br /><br />Öyle bir yer ki, gece ile gündüzün karıştığı, sabah ile akşamın kardeş olduğu zamanlara eş... Bir rüzgar esiyor, bir yağmur yağıyor, alıyor beni benden, güneşe çeviremiyorum yüzümü.... Yuvarlanıyorum, yokuş çok dik, aşağısı görünmüyor... Kimbilir ne zaman varırım düze, bilmek mümkün olsa keşke...Siz bilir misiniz yokuşta yuvarlanmayı, yuvarlanırken yaşamayı, yaşarken sürüklenmeyi... Kendine rağmen çaresizliği, fırtınaya rağmen dinginliği, yokuşa rağmen yaşamayı?..<br /><br />Hayat devam ediyor, rağmenlere rağmen sürüp gidiyor...Sanmayın ki mutsuzum, herşeye rağmen bir küçük bahar çiçeği gülümsetiyor, bir yanda sönen ışıklar varken, hala umut tükenmiyor... Umudu yenildikçe çoğalan bir ekmeğe benzetiyorum çoğu zaman, her ısırışta eksiliyor, eksildikçe yeniliyor kendini.Bir türlü bitmek tükenmek bilmeyen bir ekmek, yaşam için farz olan... Nefes aldıkça yok olduğunu sanıyorsunuz, ama tencerede duruyor, kapağını açtığınızda karşınıza çıkıveriyor, buğusu hala üstünde, sıcak, buruksu olsa da, sevinci tattıran... Siz onu bıraksanız, o sizi bırakmayan bir dost, kötü günde yanıbaşınızda beliriveren...<br /><br />Fakat hayaller bitiyor...Bir gözünde yaş, bir gözünde parıltı, bir tarafın yokuş, bir tarafın düze çıkma sevinci varken, bir tarafta yakılmış gemiler, her seferinde yeniden , sil baştan maviye boyanan duvarlar, aynalarda belirtisiz bir ışık... Böylesi bir şey mi hayat?.. Hep mi böyleydi de, biz mi farkedemedik, hep mi kandırdı bizi pamuk şekerleriyle?... Her zaman mı aldatıldık, yoksa şimdi mi gerçek aldanış?..<br /><br /> Ya insanlar?... Masumiyet dedikleri, bir küçük yalan mı, hep mi kandırdılar bizi?.. Kendimiz kadar başkalarına da mı yalan söyledik, hangi yalanlarda kaybettik safiyetimizi?... Tanıdığım herkes sanki bir adım öteden gülümsüyor, alaycı, gurur dolu bir gülümsemeyle, ben sandığın sen’dim diye...Nereye gitti masum gülüşler, nereye sakladık samimi kahkaları?.. Hangi yokuşlarda yuvarlanıyor hayat dediğimiz hengame?...<br /><br />Ne sandınız?.. Hala yuvarlanıyorum, yokuş aşağı, rüzgarlar itiyor beni, uzak ufuklar çekiyor, hala iki adım ötede görünen gökyüzüne uzatmaya çalışıyorum ellerimi... Ellerim soğuk, üşüyorum...Neredeyim, biliyor musunuz?<br />Yazamadığım yerde, konuşamadığım,anlatamadığım, sustuğum yerde, yuvarlanıyorum...<br /><br />Yokuş aşağı yuvarlananlar anlar beni...<br /><br /> ferkul<br /><br /> 6 mayıs 2008<br /><object width="300" height="80"><param name="movie" value="http://media.imeem.com/m/OTWOIaHRUu/aus=false/"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://media.imeem.com/m/OTWOIaHRUu/aus=false/" type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="110" wmode="transparent"></embed></object>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-29287392529075449632008-05-06T11:30:00.000+09:302008-05-06T07:46:30.501+09:30karikatürİnternet öyle bir dünya ki, ne istersen yap, özgürlüğe açılan pencere diyorum...Bazan da yeteneklerini sergileyeceğin bir kapı, önce camı aralıyorsun, anahtarı eline bile almadan, kapı açılıyor... İşte, buyrun bir karikatür denemesi...: ))<br /><br /><br /><br /><a href="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SB4qk-vf4KI/AAAAAAAAA4c/eHCtzRN-jhE/s1600-h/cool-cartoon-235865.png"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SB4qk-vf4KI/AAAAAAAAA4c/eHCtzRN-jhE/s320/cool-cartoon-235865.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5196637834838007970" /></a>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-83871011070994609522008-04-28T04:44:00.016+09:302008-04-28T06:57:18.146+09:3023 nisan çocuk bayramı resimleri<a href="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTuVOvf4JI/AAAAAAAAA4U/ZlHk2MVYpqc/s1600-h/DSC04025.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTuVOvf4JI/AAAAAAAAA4U/ZlHk2MVYpqc/s320/DSC04025.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194038318767005842" /></a><br /><br /><a href="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTmDOvf4HI/AAAAAAAAA4E/T2BWwEjVnXc/s1600-h/DSC03951.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTmDOvf4HI/AAAAAAAAA4E/T2BWwEjVnXc/s320/DSC03951.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194029213436338290" /></a><br /><br /><br /><a href="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTjnOvf4FI/AAAAAAAAA30/UHf46bAiY8Q/s1600-h/DSC03988.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTjnOvf4FI/AAAAAAAAA30/UHf46bAiY8Q/s320/DSC03988.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194026533376745554" /></a><br /><a href="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBThw-vf4EI/AAAAAAAAA3s/21IgEoffwv4/s1600-h/DSC04113.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBThw-vf4EI/AAAAAAAAA3s/21IgEoffwv4/s320/DSC04113.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194024501857214530" /></a><br /><a href="http://img2.blogcu.com/images/s/i/i/siirimsilerle/dsc04082.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://img2.blogcu.com/images/s/i/i/siirimsilerle/dsc04082.jpg" border="0" alt="" /></a><br /><a href="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTfVuvf4DI/AAAAAAAAA3k/Lc-OCAE9dI4/s1600-h/DSC04054.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTfVuvf4DI/AAAAAAAAA3k/Lc-OCAE9dI4/s320/DSC04054.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194021834682523698" /></a><br /><a href="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTeBevf4CI/AAAAAAAAA3c/y9xmlLZ-5o8/s1600-h/DSC04034.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTeBevf4CI/AAAAAAAAA3c/y9xmlLZ-5o8/s320/DSC04034.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194020387278544930" /></a><br /><a href="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTcnevf4BI/AAAAAAAAA3U/0erHd0ss1n0/s1600-h/DSC04046.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTcnevf4BI/AAAAAAAAA3U/0erHd0ss1n0/s320/DSC04046.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194018841090318354" /></a><br /><a href="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTYpuvf3_I/AAAAAAAAA3E/IaI6LEEjphQ/s1600-h/DSC04080.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTYpuvf3_I/AAAAAAAAA3E/IaI6LEEjphQ/s320/DSC04080.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194014481698512882" /></a><br /><a href="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTW8evf3-I/AAAAAAAAA28/PhBT2jKU_oA/s1600-h/DSC04062.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTW8evf3-I/AAAAAAAAA28/PhBT2jKU_oA/s320/DSC04062.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194012604797804514" /></a><br /><a href="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTVv-vf39I/AAAAAAAAA20/gGXmG652Skc/s1600-h/DSC03966.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTVv-vf39I/AAAAAAAAA20/gGXmG652Skc/s320/DSC03966.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194011290537811922" /></a><br /><a href="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTS0evf38I/AAAAAAAAA2s/GnOmlwYiBu0/s1600-h/DSC04010.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTS0evf38I/AAAAAAAAA2s/GnOmlwYiBu0/s320/DSC04010.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194008069312339906" /></a><br /><a href="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTRguvf37I/AAAAAAAAA2k/s-UfhfDOYp0/s1600-h/DSC03950.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SBTRguvf37I/AAAAAAAAA2k/s-UfhfDOYp0/s320/DSC03950.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194006630498295730" /></a>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-81366102749794999482008-04-22T07:31:00.006+09:302008-04-22T19:47:58.492+09:30<a href="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SA0RZ1gPQNI/AAAAAAAAA2c/M2bAPxAohKY/s1600-h/399487b.jpeg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/SA0RZ1gPQNI/AAAAAAAAA2c/M2bAPxAohKY/s400/399487b.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191825080984748242" /></a><br />(bir yılda çok şey değişti, <br /><br />hiç bir şey değişmedi, <br /><br />değişen ve değişmeyen <br /><br />her şey içinde<br /><br /> hala ben varım, <br /><br />buradayım...)<br /><br /> BAHARA DAİR<br /> <br />Gerçek baharlar burada yaşanmıyor.Çiçek açsa da beton duvarları arasında bir kaç ağaç.. Baharın ortasında bulamıyorsunuz kendinizi.Güneşi getiren hiç bir gün, baharın neşesinden yana hiç bir çiçek açtırmıyor yüreklerde.Halbuki neşesiz bahar , solgun bahçelere benzer…Suyun içinde canlanmayan renksiz, ölgün, cansız yaşanmış gibi, yaşanır ,geçer günler…Gidişi kadar gelişi de sessiz olur, bütün çocuk seslerinde, yarım kalmış çocuk oyunlarında kaybolur gülümseler…Dışarıdan izlemek gibi bir filmi, pencerelere yapışmış yüzler gibidir kalabalıklar içinde, yalnız, yaşanan baharlar…<br /><br />Hafta sonu hasret gidereyim dedim sevdiklerimle.Aldım kendimi benden bile habersiz,, çıktım yola.Gerçek baharı gördüm yemyeşil dağların,ovaların arasında uzanan yollarda.Baharı duydum sessizliğinde canımdan can olanların…Sevdiklerimin yüzünde gördüm çiçek açmış ağaçları…Çağlaya dönmüş bademler daha ben çiçeğini görmeden.Hasretim yeşertti içimde kalmış bir kaç bahar kırıntısını.Annemin küçük bahçesinde gördüm bu yılın baharının geldiğini.Sevdiklerinle birlikte olduğun her yer bahar mevsimidir… Her an güneşli bir mevsimi yaşarsın gülümsemelerde…Gerçek baharı onların gözlerinde bulabilirsiniz, çiçek açmış masumiyeti ,saflığı, sığınılacak tek limanı,ancak annenizin yılların yorgunluğu yansımış yüzünde okuyabilirsiniz, şefkati ,katışıksız sevgiyi.<br /><br />Unuttuğum bir şey var, diyordum günlerdir…Duyumsayamadığım bir mevsimi yaşarken dışarıda insanlar.Eksik olan bir şey vardı bulup da kaybettiğim.Güneşinde ısınamadığım, çiçeğinde kendimi koklayamadığım bir bahar gelmişti sanki.Gelmişti de, sanki gidivermişti birden, kendini saklayıp, kem gözlerden sakınarak...Bulunmak ister gibi bir kayboluşu oynadım yıllardır…Çiçekleri yüzlerinde açmış insanlara susadım. Baharı yüreğinde taşıyan insana rastlamak için iz sürsem de, kışlar, yazlar ve mevsimler ortasında kaldı kalabalıklarım...Onu aramaya başladım bu baharda...Sanırım bu kez buldum da...<br /><br />Halbuki gerçek bahar bütün masumiyetiyle sevenlerin yüzlerinde çiçek açmış bekliyor…Siz müsaade ettiğiniz sürece görebileceğiniz rengarenk açmış çiçekleri. Karar verdim, açtım gözlerimi, baharı görmek için sevdiklerimin gözbebeklerinde apaçık…<br /><br />Ne de güzelmiş bu yıl bahar!<br />Ne güzelmiş içeriden de duyabilmek kokusunu .<br /><br /> Yüreğinizi açık tutun bahara, siz görmeye başladıkça o,saklanmayacaktır…<br /><br /> Gerçek bahar dışarıda kalmayandır, kalabalıklarda yaşanmayandır…<br /><br /> HOŞGELDİN GÖZLERİME ÇİÇEK AÇMIŞ BAHAR!<br /><br /> HOŞGELDİNİZ BAHAR YÜREKLİ İNSANLAR!<br /><br /> ferkul<br /><br /> <br /> 26.04.2007ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-6331369290855589242008-04-17T08:01:00.000+09:302008-04-17T14:23:56.933+09:30AŞK__ SA, NE RENKTİR ?...<a href="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/R_kJKtiEmNI/AAAAAAAAA2U/Ol9Hz--qlgU/s1600-h/495840o.jpeg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5186186525519681746" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 180px; height: 227px; text-align: center;" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/R_kJKtiEmNI/AAAAAAAAA2U/Ol9Hz--qlgU/s400/495840o.jpeg" border="0" height="125" width="174" /></a><br /><div><span style="color: rgb(0, 0, 102);"><span style="color: rgb(0, 0, 0);">AŞK__ SA, NE RENKTİR?...</span><br /><br /><br /><span style="color: rgb(153, 0, 0);">Şimdi size aşktan bahsedeceğim...<br /></span><br />Gidip de dönmeyenden,<br />arkasına bakmadan yürüyenden,<br />güneşe sırtını dönüp aya yüz sürenden,<br />ne gidebilen, ne kalabilenden,<br />yaşanmış ve yaşanılamamış sevdalardan,<br />sevda deyip de geçilmeyenden söz edeceğim...<br /><br /><span style="color: rgb(153, 0, 0);">Belki dokunmadan yüreğinize, gözlerinizden süzülüverecek ahlar</span>, belki bir parça olup akıp gidecek birkaç dakikası yaşamın içinde, var olacak belki yoksulluğunuz... Belki belli belirsiz bir gülümseme yerleşecek dudaklarınıza... Eğer başlayışla bitiş arasındaki o çizgiyi yaşamışsanız, ‘tabii varsa?’ diyeceksiniz... <span style="color: rgb(153, 0, 0);">Neredeyse?..</span><br />Hani olur ya, karanlıklar içinden bir umut ışığı, küçük bir yol, çıkmaz sokağın ucunda, veya yolun sonunda bir başlangıç kapısı açılır aniden, muştlanırsınız, yeniden parlar gözleriniz, yenidenliğe bir başlık atarsınız yeni bir kitaba başlar gibi, ilk kez okuyormuş gibi, ilk kez görüyormuş gibi, ilk nefesi alıyormuş gibi...<br /></span></div><div><span style="color: rgb(0, 0, 102);">Kaçıştır, saklanıştır önce... Bulunduğunda kayboluştur aslında, bilinmeyendir, sonradan görülen, fark edilendir... <span style="color: rgb(153, 0, 0);">Aşksa sahi, nerededir?...<br /></span><br /><span style="color: rgb(153, 0, 0);">Şimdi size aşktan bahsedeceğim...</span> Gerçek aşklar yaşanmamışlardır, kavuşulmadıkça aşk, olur derler... Birliktelik başlayınca aşk biter, alışkanlıklar başlar derler, denilip de konuşulan, bitmeyen her cümledir aşk... Çoğu kez söylenmekten çok suskunlukta anlatılır... ‘Aşk’ tır yerle bir edilip fırtınaya tutulmuş yürek depremlerini yaşatan... Küçük bir pembe bulutla başlar önce... İçinize sıcacık bir şeyler yerleştirir, gülümsetir, sevindirir, şaşırtır, uçurur sanki... Özgür bir kuştur, bulutların arasında rengarenk kanatlarıyla, sizi de alıp götüren...<br />Var ile yok arası, belirsiz bir tanımdır, birdenbire benliğinize yerleşiveren, kaçılmaz, kaçınılmaz... Anlamı tartışılmaz... Bir bilinmezlik denizi ötesinde bir hayali ben kavramı içine yerleştirilir.... Unutursunuz, kimsiniz, nerdesiniz, nesiniz, kimdir karşınızdaki, onu siz mi yarattınız?... <span style="color: rgb(153, 0, 0);">Hayatın içinde farkındalığın en olmadığı bölümüdür aşk...<br /></span><br />İlk sarsıntılar başladığında, pembe bulutlar yerini başka renklere bıraktığında, kendinizi, ıssız bir ovada kaybolmuşluğunuzu seyretmeye başladığınızda, bulursunuz ... <span style="color: rgb(153, 0, 0);">Uzak bir gurbete saklanmıştır gözlerinizin ışıltısı,</span> uzaklar çeker sizi, yakışıksız yollarda bulunmuş birkaç cümlede kalmıştır sevdanız, sevda sandığınız bulutlarınız uçurup gitmiştir hayal kuşlarınızı... Bir yerlerde pişmanlıkla karışık bir acı çöker yüreğinize, yapışır, bırakmaz, bıraktırması zor ve hatta imkansızdır... Sonu başından bellidir aslında... Bellidir de, her seferinde yeniden, bile bile kapılır gidersiniz sarhoşluğuna... İlk günlerin pembeliğidir gerçekte aşkı aşk yapan... Ömürden ömür kopartan, bağırta bağırta bir parçanızı alıp götüren zalim oyuncu , son perdesinde gösterir kendini, gerçek yüzünü... Aslında hayatın gerçekliğinin, tecrübe denilen o yaşanmışlığın ardındaki çok bilmişliğini size yakıştıran, her olayda önünüze çıkıveren, konuşturan, susturan, donuklaştıran, yıllarla birlikte kendini gösteren bu oyuncudan yine de vaz geçemezsiniz.... Her perdesinde sizden çok şeyler götürse de, sizi siz yapan , kendinizi bulduran gerçeklik oyununu oynuyordur kendi tiyatrosunda... Belki de hayatın en acı olaylarını da yaşatsa, yine de en unutulmazı.... En sona gelindiğinde, o bitiş noktasında bile tek kare, o <span style="color: rgb(153, 0, 0);">ilk pembe bulutun görüntüsüdür, kimbilir?...<br /></span><br /><span style="color: rgb(153, 0, 0);">Şimdi size aşktan, bahsettim...</span> Bahsettim mi ki?... Bir bilinmez türküyü söyler gibi, gidilmeyen bir yolda yürümüş gibi, içilmemiş sigara dumanını koklar gibi...Kesin olan bir şey var ki, aşktır... Vardır, değerini bilen yoktur... Aşktır, ne olduğu belli değildir, vardır, büyüktür... Bir ömre sığar mı?.. Bilinmeyendir, bilmeyi bildiğini söylememektir... Aşksa zaten, <span style="color: rgb(153, 0, 0);">hayalin ortasında bir gerçeklikse, sizle yaşar, sizden sonra da nefes alır...<br /></span><br /><span style="color: rgb(153, 0, 0);">Şimdi size aşktan bahsettim...</span> Bilmiyorum ki nedir, yenilir mi içilir mi, nerededir, ne haldedir?.. Nereden başlar, hangi uzak yolda bitirir kendini?... Kimin içindir , ne için, nedendir?... Neden gelip de gidendir, dönüp de görülmeyendir, <span style="color: rgb(153, 0, 0);">kalıp da göremeyenedir?...<br /><br />Neden yenileyen değil de, tüketen, bitirendir?...<br /></span><br /><span style="color: rgb(0, 0, 0);">AŞK__ SA, NE RENKTİR?...<br /><br /><object width="300" height="80"><param name="movie" value="http://media.imeem.com/m/szs__ifOlV"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://media.imeem.com/m/szs__ifOlV" type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="110" wmode="transparent"></embed></object><br /></span><br />ferkul<br />01.21.... 06 nisan2008</span></div>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-28500451859471720702008-04-01T06:10:00.007+10:302008-04-09T06:30:49.973+09:30varım<div align="center"><a href="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/R_E_jNiEmMI/AAAAAAAAA2I/oHw0vyVE09M/s1600-h/487158o.jpeg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5183994520240691394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 198px; CURSOR: hand; HEIGHT: 201px; TEXT-ALIGN: center" height="146" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/R_E_jNiEmMI/AAAAAAAAA2I/oHw0vyVE09M/s400/487158o.jpeg" width="195" border="0" /></a><br /><div align="center"><span style="color:#000000;">Sondan</span></div><br /><span style="color:#000000;">Bir adım önce<br /><br />Bu,<br /><br />Sana doğru<br /><br />Yürüdüğüm...<br /><br /><br />Sen<br /><br />İyi bilirsin koşmayı<br /><br />Kanat açıp uçmayı<br /><br />Kovalarken yakalanmayı.<br /><br />Hep koştun<br /><br />Sen koştun<br /><br />Ben yoruldum<br /><br />Tükendin her adımında...<br /></span></div><div align="center"><span style="color:#000000;"></span></div><div align="center"><span style="color:#000000;"></span></div><div align="center"><span style="color:#000000;">Bu,<br /><br />Sana doğru<br /><br />son yürüyüşüm<br /><br />Bir adım,<br /><br />Bir adımda<br /><br />Bitecek yolum...<br /><br /><br />Sen<br /><br />Bilmezsin<br /><br />Bitmeyi,<br /><br />Bitip de tükenmeyi...<br /><br />Bilme,<br /><br />Yürüme..<br /><br />Sen<br /><br />koştuğun kadarsın<br /><br />Ben,<br /><br />Sana yürüdüğüm kadar<br /><br />Varım..<br /><br /><br />ferkul<br />00.33<br />10.01.2008</span>- </div><br /><br /><object width="300" height="80"><param name="movie" value="http://media.imeem.com/m/tqZRWAF0xO"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://media.imeem.com/m/tqZRWAF0xO" type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="110" wmode="transparent"></embed></object>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-85471628370180360742008-03-25T06:51:00.019+10:302008-03-27T10:49:09.221+10:30Ne de olsa kışın sonu bahardır..<span style="font-size:130%;"></span><a href="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/R-gNu9iEmLI/AAAAAAAAA2A/px91_HHatgo/s1600-h/302762b.jpeg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181406471732369586" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/R-gNu9iEmLI/AAAAAAAAA2A/px91_HHatgo/s400/302762b.jpeg" border="0" /></a><br /><div><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-family:trebuchet ms;" ></span></div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong><span style="font-weight: normal;"><span style="font-weight: bold;">Ve durdu yağmur..</span><br /></span><span style="font-weight: normal;"><span style="font-style: italic;">Şimdi oluklardan akıyor su...</span><br /></span><span style="font-weight: normal;">Yağmura benzemiyor sesi, daha bir gürültülü akan, dinlendirmeyen, ama huzur veren bir ses... Nisan yağmurlarının öncüsü bu yağmurlar, ne kadar kış çok soğuk geçmedi de deseler, bana göre bu yıl uzun, soğuk ve bitmeyecekmiş gibi görünen bir kıştı sanki... Bence duygulu insanların mevsimi değil, donduran karanlığı aydınlıktan fazla kalabalık görünen kısa kış günleri... Daha bir yalnızlık hissi duyarım böyle günlerde... Daha bir hassaslık çöker yüzüme... Yapışır... O kara bulutlar gökyüzünü kapladığında bir hüzün gelir, yerleşir kapıma, ayrılmaz bir türlü ne yapsam, nereye gitsem, benden bir parça olur... Atamam, fırlatamam bir köşeye, benden olur, ben olur, bırakamam, bırakmaz beni zaten istesem de... Sizlerde de olur mu bilmem ama, daha bir nedensiz boğulurum, nefes alamayacakmış gibi, aydınlanamayacakmışım gibi gelir bana...</span><br /><br /></strong></span></div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span></div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span></div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span></div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span></div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span> </div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span> </div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span> </div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong><span style="font-weight: normal;">Aydınlık günlerin insanıyım ben... Ne kadar sıkıntılı olursa olsun, sorunlar çepeçevre kuşatsa da etrafımı, bir küçük güneş ışığı yeter aydınlanmama... Bazan küçük bir gülümseme yeter, bazan da iyimser bir gülüş değiştiriverir dünyamı... Çabuk kanar, çabuk yanılırım, biraz saf tarafım vardır zaten, bilir bütün yakınlarım... Işığın etrafında dönen böcekler gibiyim, karanlıkta yaşayamam... En büyük korkumdur, karanlık... O kadar çok hata yaptım ki hayatımda, o kadar çok yanıldım ki, hala ders almadım insanlardan yana, güneşten yana, dünyadan yana.... Bir parça yeniğim, bir parça kırık... Yine de şikayetçi değilim kendimden... Her seferinde toparlarım kendimi baharla, yenilerim bir dahaki kırılmalara, hazırlarım benliğimi.... Ne kadar iyi hazırlandığımı sanıyorsam o kadar çok kırılırım halbuki... Her yenilgi, yeniden bir dirilişi getirir aslında... Güneş dersen bir görünür, bir kaybolur, güvenilmez ona... Dost desen, arkadaş desen, bir varmış, bir yokmuş... Ama bahar, her seferinde gelir, vefası hiç kimseye benzemez, sözünde duran en sevgili dosttur aslında...</span><br /><br /></strong></span></div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span></div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span></div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span></div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span> </div><div align="justify" style="font-family:verdana;"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span> </div><div style="font-weight: bold;font-family:verdana;" align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong><span style="font-weight: normal;"><span style="font-weight: bold;">Ve durdu yağmur..</span><br /></span><span style="font-weight: normal;">Daha bir sıcak günlerde sağnağa dönüşmeye hazırladı kendini... Bitti kara bulutların mevsimi, şimdi bahar zamanı... Şimdi çiçek açma, meyve verme zamanı... Ağaçlar çiçekleriyle, gökyüzü maviyle dansedecek şimdi... Kuşlar yuvaya döndü, sabah cıvıltıları neşe vererek aydınlatacak dünyamızı... Nefes alma zamanı şimdi... Güneş sanki hiç gitmemiş de hep burdaymış gibi yanıbaşımızda gülümseyen eski bir dost, kendini hatırlatan, direnme gücü veren... Kendini bulma, yeniden başlama zamanı şimdi... Ne de olsa kışın sonu bahardır...</span><br /><br /></strong></span></div><div style="font-weight: bold;font-family:verdana;" align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span></div><div style="font-weight: bold;font-family:verdana;" align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span></div><div style="font-weight: bold;font-family:verdana;" align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span> </div><div style="font-weight: bold;font-family:verdana;" align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span> </div><div style="font-weight: bold;font-family:verdana;" align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" ><strong></strong></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-family:verdana;" ><strong><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;font-size:100%;" ><span style="font-weight: normal;">Yeşerten, umut veren, çiçek açtıran baharlara...</span></span><br /><br /></strong></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-family:verdana;" ><strong></strong></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-family:verdana;" ><strong></strong></span></div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-family:verdana;" ><strong></strong></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-family:verdana;" ><strong></strong></span> </div><div align="justify"><span style="color: rgb(0, 51, 0);font-family:verdana;" ><strong>ferkul<br />23.mart.2008</strong></span></div>ferkulhttp://www.blogger.com/profile/03388743695056232013noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-1439323304759854687.post-60558425494092269782008-03-23T11:58:00.002+10:302008-03-27T10:53:40.712+10:30yaşamdan....<a href="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/R-IP8NiEmKI/AAAAAAAAA14/8OBPAza1cW8/s1600-h/488380o.jpeg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5179720048528627874" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 249px; height: 205px; text-align: center;" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_U5pFHNN7PG0/R-IP8NiEmKI/AAAAAAAAA14/8OBPAza1cW8/s320/488380o.jpeg" border="0" height="156" width="221" /></a><br /><div><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><span style="font-weight: bold;">20/3/2008</span><br /></span><br /><div style="text-align: justify;"><span style="color: rgb(0, 0, 153); font-family: verdana;font-size:100%;" >Bir küçük kar tanesiydi, bulutların arasında, özgürdü, her gün açıp kapattığı gözünün önünde serilip giden bir yaşamın içindeydi sadece... Nerede olduğunun, nasıl olduğunun önemi yoktu... Özgürlüğün, kar olup yağmanın ne olduğunu bilmeden yaşıyordu... Henüz düşmemişti toprağa, kokusunu bilmiyordu... Soğuk bir mevsimin parçasıydı, çimenlere düşmeyi düşünemezdi bile, görmemişti ki hiç, yaz nedir, sıcakta terlemek,baharda papatyalar arasına konmak nedir, anlayamazdı, düşleyemezdi bile... Yeryüzü onun için uzaktı, çok uzak, sadece bakıyordu, bakmanın anlamını düşünmeden seyrediyordu dünyayı... Koşuşturan insanlar, uçurtmasını savuran bir çocuk, evlerinin beyaz ışıkları içinde kararan yüzler... Hepsini yukarıdan izlemek hoşuna gidiyordu.Dokunmadan yaşamak, seyretmek, onun için en güzeliydi... En çok sevdiği de, güneşin doğuşunu bulutların arkasından gülümseyerek, sıcaklığını hissetmeden ışıltısını görebilmekti... Ne kadar doğasına ters de olsa, güneşi seviyordu, ayrı bir aşktı onun için ışığında kaybolmak, kızıllığında kendini bulmak, kaybedeceğini bile bile güneşe karşı bir kumar oynamak istiyordu sanki...</span><br /><br /><span style="color: rgb(0, 0, 153); font-family: verdana;font-size:100%;" >Bulutların arasında, milyonlarca kar tanesinden sadece biriydi, küçücüktü, aralarında kayboluyordu, kimse farketmemişti güzelliğini...Beyaz bir yüreği vardı, yüzüne yansıtmıştı rengini... Zaten başka renk de tanımamıştı, bir kendi beyaz saf rengi, bir de güneşin kırmızısı...<br /><br /></span><span style="color: rgb(0, 0, 153); font-family: verdana;font-size:100%;" >Soğuk bir kış günüydü, rüzgar titretiyordu bulutları, aşağıya baktı, sokaklarda insanlar üşüyordu, hepsi de bir an önce evine ya da sıcak bir ortama gitmek için acele ediyor, şapkaları , atkıları rüzgarda savruluyordu... Güneş saklanmıştı bir kara bulutun arkasına, baktı, baktı, göremedi... Soğuğu içinde hissetti, daha bir sertleşti yüreği...</span><br /><br /><span style="color: rgb(0, 0, 153); font-family: verdana;font-size:100%;" >Eski, çerçeveleri yıpranmış, yer yer kırılmış bir evin camında küçük bir çocuğa takıldı bulutların arasından bakarken... O da üşümüştü, belli ki içerde yanan sobanın alevi yetmiyordu küçük ellerini ısıtmaya... Küçüktü, henüz sekiz, on yaşlarında ya vardı, ya yoktu... İçeriye bir göz attı pencereden görebildiği kadar kar tanesi... Yalnız kendi ateşinde ısınan bir soba, bir televizyon, güneş renginde bir halı, kanapede yatan bir kadın... Dışarıyı içeriden görebilen, ama hasta, dermanı kalmadığı feri kalmamış gözlerinden belli olan bir kadın... Kimseleri yoktu belki de, kimbilir hiç de olmamıştı, soğuktan dolayı güçsüzleşen bedenine söz geçiremiyordu ki, ayağa kalkabilsin... İnliyordu, o inledikçe küçük çocuk yapacağı hiçbir şey kalmamış insanlar gibi çaresiz, pencere önünden dışardaki soğuğu izliyordu... Çok az yakacakları kalmıştı belki, soğuk günlere hazırlıksız yakalanmışlar , yoksulluğun verdiği sadece duaya sığınmışlığın gücü vardı ikisinin de gözlerinde... Dışarıda sert rüzgar camlara çarptıkça daha bir baharı, sıcak günleri umut etti çocuk... Düşünceleri bulutları yarıp geçti, kar tanesine ulaştı...</span><br /><br /><span style="color: rgb(0, 0, 153); font-family: verdana;font-size:100%;" >İçi acıdı kar tanesinin, bir yaz yağmuru olmayı diledi, bahar sabahı çiçekler üstüne düşen bir çiy tanesi ya da... Olabilseydi, şu mevsimi değiştirip hasta annesinin üşümemesi için yalvaran gözlerle gökyüzüne bakan şu çocuğun hayalini gerçekleştirebilseydi... Güneşe kardeş olup, baharı getirebilseydi, işe yaradığını, bir küçük yüreği mutlandırdığını bilerek daha bir sarılacaktı yaşama...</span><br /><br /><span style="color: rgb(0, 0, 153); font-family: verdana;font-size:100%;" >Bulutların arkasına gizlenmiş, soğuğa, kendisini bekleyen umutlara aldırmadan mevsimi gelip de, zamanında doğmayı bekleyen güneşe yalvardı kar tanesi... ‘Çıksan ortaya, kavursan sıcağınla, yokluğu kaldırsan ortadan, ışığınla diriltsen şu hasta kadını, küçüğün gözlerine umut olsan, ne olurdu?..’ O sırada bulutlar arasına giren rüzgar diğer kar tanelerini alıp yeryüzüne doğru savurmaya başlamıştı... Pencere önündeki çocuk her tanede kaybolan umutlarını gördükçe, üşüdü, üşüdü... Annesi daha çok inlemeye başlamıştı, soğuğun yağan kara rağmen arttığını hissetti belki de... ‘Bir güneş çıksa dedi, kısa, küçük bir bahar gelse, ayağa kalkabilsem, toparlasam kendimi, ne iyi olurdu, yaşama direnebilmek için.’</span><br /><br /><span style="color: rgb(0, 0, 153); font-family: verdana;font-size:100%;" >Bir küçük kar tanesiydi, bunca umutsuzluğa karşı ne kadar gücü vardı ki güneşe yetebilsin, dert anlatabilsin... Yine de yalvardı , ‘seninle birlikte doğalım, umut olalım yeryüzüne... Şu küçüğün gözlerine ben yağsam,annesine derman olsan sen de, erken getirsen bu yıl baharı, ne kaybedersin ? ’dedi...</span><br /><br /><span style="color: rgb(0, 0, 153); font-family: verdana;font-size:100%;" >Güneş baktı eski eve, penceredeki çocuğun gözlerindeki hüznü gördü, küçük yüreğinin karanlığı içini acıttı... Gülümsedi kar tanesine, ‘ya sen, benimle birlikte doğarsan sana ne olacak?’ dedi... Bulutların önüne geçti, rüzgar savurdu kar tanesini. Yere düşmeye başladı, yumuşacıktı, beyazdı, küçük bir kar tanesiydi... Bahar getiren, çocuğun ve yoksul annesinin yüreğine umut olan bir küçük kar tanesi...</span><br />&l