31 Temmuz 2016 Pazar

ZOR



Zordur
Dar vakitlerde bir sevdayı düşlemek
Temmuz sıcağında üşümesi ellerinin
 
Zordur
Çöl toprağında bir menekşe beklemek

Zordur,
Akşamdan sabaha, sabahdan akşama
Gülümsemek...
.
ferkul

29 Temmuz 2016 Cuma

Gökyüzü gri şimdi…

Uçurdun bütün kuşlarını gönlünün.            


Birer birer gelmişlerdi halbuki. Tek tek toplamıştın kırk sekiz yıla sığan aynalarda. Serçesi, güvercini, martısı, kanaryası, hepsi birden süslemişti gökyüzünü. Aktı, aydınlıktı, bulutlar kadar temizdi, ışık saçıyordu gözleri. Sevgiye, aşka çırpıyorlardı kanatlarını.


Her  biri bir sağnakta doğmuştu, bekleyişlerde çoğalmış, umutlarda azaltmıştın uçuşlarını, küçük sevinçlerde, her yağan yağmurun damlasında, akşamüstü telaşlarında, gecenin kayamayan yıldızlarında saymıştın bir bir, sabırla, emekle toplayıp hüzünleri; biriktirmiştin onları, olmayacak hayallere saklamıştın kanatlarını.


Yazık oldu yarınlara! Nasılsa benim demiştin, dilediğince süslemiştin, ne maviler vaat etmiştin kendine dair, ne sevgiler düşlemiştin, ne aşklar, ne şiirler, ne sevdalar biriktirmiştin kanatlarında, yalansız, riyasız, bitmeyip tükenmeyen, eskimeyen, eskitilmeyen. Şimşek çaktı, bir boran, bir fırtına, olan oldu.


Gökyüzü gri şimdi…

Uçtu, gitti kuşların.


Önce kırıldı kanatları. Sonrası, bilemediğin  bir tufan. Ne yapsan, ne etsen, n’ eylesen olana, olmuşa, olacağa çare yok ki! Yok dediğin zaten yitip gitmiştir bir daha dönülmeyen yollarda. Gayrı beklemenin bir hükmü yok artık çıkmaz sokaklarda. Ki sen o sokakları arşınlanmıştın, ezbere bilirdin kaldırım taşlarının ağırlığını, tanıdıktır yarendir, sendir, sendendir ki,  her bir karesi bastıkça çeker içine yalnızlığını.


Ve eskidi hayaller, bir çok şey gibi yaşamındaki, kanatlarındaki yaralar da kanamaz oldu artık. Derin yaralar iyileşmese de içinden kanar çünkü. İçine saklandı gözleri, uçtu gitti kuşların. Unutuldular!
Şimdi geri çağırsan dönüşü var mı yitirilmişliğin?

Anlamı var mı kafeste uçamayan bir güvercinin?


Uçurdun kuşlarını gönlünün.

Sol yanı kırık şimdi …



.

ferkul



25 temmuz 2016

23.35

27 Temmuz 2016 Çarşamba

laf ebesi



Söylediklerimden çok
Yazdıklarımdan
İbaretim.
.
ferkul

atmaca




Birleşemedik
Dağıldık
Bölündük
Parçalandık
Toplayamadık.
İşte
Şimdi
Vurulabiliriz.

.
ferkul

Öyle kolay değil şair olması






Öyle kolay değil şair olması,

Alacaklar pamuk şekerini elinden, daha bir kez bile yalamamışken. Kıracaklar bezden bebeğini, oyacaklar gözünü. İçine kaçacak çocukluğun. Ağlamayacaksın, susacaksın…


Kavga nedir, savaş nedir bilmezken, beceremezken haykırmayı, tam ortasında bulacaksın kendini harbin. Sövecekler ana avrat dümdüz gelmişine, geçmişine, geleceğine, içine kaçacak kelimelerin kiri. Susacaksın…

Gelecek bir beyaz atlı, hoş gülüşlü, dost bakışlı, sevdalı, bir elmayı bile bölüşmemişken daha, gidiyorum diyecek, arkasından bakakalacaksın. Ay geçecek, yıl geçecek, kırk gün, kırk yıl geçecek, asır yarılanacak, yollarda takılacak gözlerin, beklemeyi ezberleyip, adın bilip suskunluğu, susacaksın…



Bitmeyecek arayışın, masumiyeti, merhameti, sevgiyi, şefkati, sevdayı. Yar olacak, dost olacak, yaren olacak diye karışacaksın kalabalığın içine, bir de bakmışsın sen, diye bir şey kalmamış. Kapanacak yüreğin, sonsuza uzanacak elin, tutanı bulamayacaksın,  Yaradana sığınacaksın. Ki, o bilendir, gözetendir, koruyandır, gerçekten sevendir, O ‘na  teslim olacaksın. Susacaksın…


Yaşıyor gibi yapıp, yaşamayacaksın. Geceler dile gelecek, gündüzler deprem, heyelan. Yıkılmayacaksın… Uçmak isteyeceksin kuşlar gibi, alıp başını gidesin gelecek;  gitmeyeceksin, uçmayacaksın. Kulakları sağır edecek çığlığın, duymayacaksın. Kaşığında çıkanı yiyeceksin, acısı yaksa da genzini, yaşartsa da gözlerini, içine akıtacaksın,  belli etmeyeceksin. Susacaksın…



Sevgiye, sevdaya dair ne varsa bildiğin tatsız tuzsuz bir çorba, içeceksin. İçmiş gibi yapacaksın, mış  gibi yaşamlarda kaybolacak gülüşün, susacaksın…



İçine kaçacak gözlerin, yüzünde yer yer hüznün izleri; kahverengi, buruşacak dudaklarının kenarı susmaktan, susamaktan, dolacak bir milyon taş yüreğine, oturacaksın. Susacaksın…



Hep iyi, olacaksın, sevgi sunacaksın, açacaksın kollarını, döneceksin sırtını. Verdikçe vereceksin elinde ne varsa, kalmasa bile bir tek gülücüğün. Vuracaklar tam sırtından, alnın açık bağrın sere serpe, geçeceksin karşılarına, bir daha vereceksin, bir canın kalacak ardında, bir de şiirin.  Dünyayı sen kurtaracaksın.



Sustukça birikecek söyleyemediklerin, damla damla yağarken gözyaşların, bir çöl rüzgarı alıp götürecek hepsini, yazacaksın.  Ben yazmadım ki, ‘’ilham’’   yazdı diyeceksin, ilham dediğinin adını çıkartacaksın, sen masum olacaksın. Yazacaksın dolu dizgin, yoksa aklını kaçıracaksın. Kalemin Konuşacak Sen, Susacaksın…



Yazmaya bir başladı mı kalemin, dilinin kemiği yok; döküleceksin salkım saçak, Kusacaksın… Kustukça var olacaksın, böyle şair olacaksın. Acı dediğin nedir ki? Şaire dağ yaslanır, şiirinde bağ yeşerir. Şair dediğin acıyla beslenir… Yazdıkça büyür gözleri, tutmaya başlar üşüyen elinin on parmağı…



Gül solunca, gün doğunca, olmuşa, olacağa, olmamaya, yakıştırdığın ve yakışmadığın yaşama bakınca, yazınca; İçine kaçacak şairliğin yine,  yeni, ve yeniden. Utanacaksın.



Susmayacaksın…



Böyle olur, adamın has’ı , Öyle kolay değil şair olması.


Şiir yazması…


.

ferkul



26 temmuz 2016

17:00

26 Temmuz 2016 Salı

...




Uçurdum                                   

                                                 Bütün


Kuşlarını
                                              
                                                        Gönlümün...



ferkul

hepsi sen,den




Ve hatta
Küçük bir kırlangıcın kanadındaki kırık
Yaralar beni...
.
 
 
 
ferkul

17 Temmuz 2016 Pazar

NİYE



Gün dönerken geceye
Gökyüzü bu kadar güzelken
Ve yaşamak varken
Kardeşcesine ;
Savaşmak
Ölmek ve öldürmek niye?

.

ferkul

10 Temmuz 2016 Pazar

iyi


 .

Nasılsın diyorsun
İşte öyle
 
Dün,bugüne sarılmış
Yarından bir şeyi kalmamış
Elinden bayram şekeri alınmış
Bir çocuktan hallice...
.
.

ferkul