27 Temmuz 2016 Çarşamba

Öyle kolay değil şair olması






Öyle kolay değil şair olması,

Alacaklar pamuk şekerini elinden, daha bir kez bile yalamamışken. Kıracaklar bezden bebeğini, oyacaklar gözünü. İçine kaçacak çocukluğun. Ağlamayacaksın, susacaksın…


Kavga nedir, savaş nedir bilmezken, beceremezken haykırmayı, tam ortasında bulacaksın kendini harbin. Sövecekler ana avrat dümdüz gelmişine, geçmişine, geleceğine, içine kaçacak kelimelerin kiri. Susacaksın…

Gelecek bir beyaz atlı, hoş gülüşlü, dost bakışlı, sevdalı, bir elmayı bile bölüşmemişken daha, gidiyorum diyecek, arkasından bakakalacaksın. Ay geçecek, yıl geçecek, kırk gün, kırk yıl geçecek, asır yarılanacak, yollarda takılacak gözlerin, beklemeyi ezberleyip, adın bilip suskunluğu, susacaksın…



Bitmeyecek arayışın, masumiyeti, merhameti, sevgiyi, şefkati, sevdayı. Yar olacak, dost olacak, yaren olacak diye karışacaksın kalabalığın içine, bir de bakmışsın sen, diye bir şey kalmamış. Kapanacak yüreğin, sonsuza uzanacak elin, tutanı bulamayacaksın,  Yaradana sığınacaksın. Ki, o bilendir, gözetendir, koruyandır, gerçekten sevendir, O ‘na  teslim olacaksın. Susacaksın…


Yaşıyor gibi yapıp, yaşamayacaksın. Geceler dile gelecek, gündüzler deprem, heyelan. Yıkılmayacaksın… Uçmak isteyeceksin kuşlar gibi, alıp başını gidesin gelecek;  gitmeyeceksin, uçmayacaksın. Kulakları sağır edecek çığlığın, duymayacaksın. Kaşığında çıkanı yiyeceksin, acısı yaksa da genzini, yaşartsa da gözlerini, içine akıtacaksın,  belli etmeyeceksin. Susacaksın…



Sevgiye, sevdaya dair ne varsa bildiğin tatsız tuzsuz bir çorba, içeceksin. İçmiş gibi yapacaksın, mış  gibi yaşamlarda kaybolacak gülüşün, susacaksın…



İçine kaçacak gözlerin, yüzünde yer yer hüznün izleri; kahverengi, buruşacak dudaklarının kenarı susmaktan, susamaktan, dolacak bir milyon taş yüreğine, oturacaksın. Susacaksın…



Hep iyi, olacaksın, sevgi sunacaksın, açacaksın kollarını, döneceksin sırtını. Verdikçe vereceksin elinde ne varsa, kalmasa bile bir tek gülücüğün. Vuracaklar tam sırtından, alnın açık bağrın sere serpe, geçeceksin karşılarına, bir daha vereceksin, bir canın kalacak ardında, bir de şiirin.  Dünyayı sen kurtaracaksın.



Sustukça birikecek söyleyemediklerin, damla damla yağarken gözyaşların, bir çöl rüzgarı alıp götürecek hepsini, yazacaksın.  Ben yazmadım ki, ‘’ilham’’   yazdı diyeceksin, ilham dediğinin adını çıkartacaksın, sen masum olacaksın. Yazacaksın dolu dizgin, yoksa aklını kaçıracaksın. Kalemin Konuşacak Sen, Susacaksın…



Yazmaya bir başladı mı kalemin, dilinin kemiği yok; döküleceksin salkım saçak, Kusacaksın… Kustukça var olacaksın, böyle şair olacaksın. Acı dediğin nedir ki? Şaire dağ yaslanır, şiirinde bağ yeşerir. Şair dediğin acıyla beslenir… Yazdıkça büyür gözleri, tutmaya başlar üşüyen elinin on parmağı…



Gül solunca, gün doğunca, olmuşa, olacağa, olmamaya, yakıştırdığın ve yakışmadığın yaşama bakınca, yazınca; İçine kaçacak şairliğin yine,  yeni, ve yeniden. Utanacaksın.



Susmayacaksın…



Böyle olur, adamın has’ı , Öyle kolay değil şair olması.


Şiir yazması…


.

ferkul



26 temmuz 2016

17:00

Hiç yorum yok: