20 Mayıs 2016 Cuma

Sevgi Var, Sevmek Var



Sevgi Var, Sevmek Var
Ben Varım!

Ben bu hayatta en çok annemi sevdim. Su yeşili gözleriyle pencereden dışarı bakan kadını. Solgun yüzünü, küçük ellerini, verdikçe tüketmeyen benliğini. Akşamüstleri bekleyişlerini… Yüreğindeki hüznü silemediğim, gözyaşlarına isyan edemediğim, yüzündeki her çizgide bin acı saklı güzel kadını, sevdim. Söylemedim, söyletemedim mutluluk şarkılarını, konuşturamadım içimdeki saçları iki yana örgülü küçük kızı. Ne düşünür, ne anlatır, neyi bekler pencereden, bilemedim. En çok annem sevdi beni, ben en çok annemi sevdim bu hayatta.


Sonra sokağı gördüm, kalabalığı… Dünyayı, güneşi, ayı ve yıldızları. Karıştım, bulandım aralarına; çamuru, gördüm. İnsanı gördüm, hayvanı, kuşu, böceği, akrebi, solucanı, hatta kelebeği. Kırmızı güllerde, akşam sefalarında, uçsuz bucaksız papatya tarlalarında, menekşe kokularında aradım kendimi. Zordu sıyrılmak satır aralarından her şiirin, mısranın, kelimenin, cümlenin. Zordu acıyı anlatmak güneşli sabahlarda cıvıldayan kuşlara. Zordu hayal kırıklığının her harfi uzayıp giden hikayelerde.


Dost dedim, arkadaş, kardeş, yakın, uzak. Ellerimi uzattım, soğuktu, üşümüş parmak uçlarımı daha çok dondurdu gülüşleri. El istediler, kol verdim, bacak verdim, sonra gövdemi, beynimi, yüreğimi. Yetmedi hiçbiri, yine de yetindim, yenilendim, yenildim,  sil baştan başladım, bitirmedim, tüketmedim, sevdim, kabullendim, itmedim, itelemedim hayatı, verdim. Buza kesti yüreğim.

Sonra sevdim, iki bayram arasıydı, toprakla buluttu, yağmura verdi kendini. Sele kapıldı, sürüklendi umutlarım. Dağıldım. Acımasız bir rüzgar sürükledi hayallerimi. Aldı, götürdü…


Çözemedim yaşamak dediğiniz bilmeceyi. Her karesinde dağıldı bildiklerim. Kırılmışlığımdan, sevgisizliğimden utandım, bu yüzdendir çirkinliğim. Bu yüzdendir dışarı çıkarken dudaklarımı boyayışım. Bu yüzdendir beyaz giyinişim. Bir maske taktım yüzüme, yakışmasa da alıştım. İnsan alışıyor zamanla yorulmaya, sahteliğe, oynamaya, yakışmayanı yaşamaya. Alıştığını yaşamaya. Oynadım…


Ne çok sevdim, ne çok direndim! Savaşmak değilmiş benim işim, dedim, çekildim. Varsın mağlup sansınlar beni, bu kavga benim değil, dedim. Sustum. Sustukça daha çok kırıldım, daha bir yalnızlaştı kalabalığım. Her seferinde mağlubiyetin, bir çok beni kaybettim, yokluğa karıştı adım.


Sonra büyüdü saçları iki yana örgülü kız, elliye dayandı yaşı. Hiç uzatmadı bir daha bir telini bile. Göğe baktı, yere baktı, yıldızları saydı tek tek. Bekledi. Siz  bilmezsiniz onun kadar saatler, saniyeler günler, ayları, gece ve gündüzleri bir bir, tek tek, dirhem dirhem saymayı. Bilemezsiniz beşinci mevsimleri düşlemeyi. Umut etmeyi, yaradana dayanmayı… Siz bilmezsiniz ne ağır yüktür hüzün. Beklemenin on bininci rengini gördü. Farklıydı, bakınca insanın içini acıtan, acıttıkça yenilenen. Bitmedi, tükenmedi bekleyişleri, eksilmedi umudu, , samimiyetten, masumiyetten, aşktan, sevgiden…


Ne söylesen, ne yazsan, ne anlatsan, yaşandı yaşanacak! Bu hayatta en çok annemi sevdim ben. En çok annem sevdi beni.




Şimdi pencereden bakıyorum her akşamüstü, ışıkları yakmadan.


ferkul
18 mayıs2016
02:42

3 yorum:

Makbule Abalı dedi ki...

Çok etkilenerek okudum. Kısa şiirlerden çok daha farklı olabiliyor yazılar.
"Beşinci mevsimi özlemek..." düşündüm, hayal ettim.
"Anne sevgisi" çok başka bir şey gerçekten.
Yüreğinize sağlık.

Makbule Abalı dedi ki...

Çok duygulanarak okudum. Yüreğinize sağlık. Şiirle birlikte arada yazı da yazsanız.
Sevgiyle...

fatma erkul dedi ki...

teşekkürler Makbule Hanım

okumanız beni çok memnun etti

sizin gibi bir kalemin beğenmesi ayrıca onur verici