24 Ekim 2013 Perşembe

Okumak Üzerine Bir Anekdot




Okumak Üzerine Bir Anekdot

İyi bir roman okuyucusu olduğumu söyleyebilirim. Son zamanlarda çok okuyorum. Aslında benim okuyuculuğum diğer okumak sevdalılarından çok farklı; aylarca bir tek satır bile okumazken bazen bir bakarım her günümü, her anımı doldurmuş okumak… Aç bir kurt gibi, tam anlamıyla deyimi bu herhalde, saldırıyorum her sayfaya… Her önüme geleni, hatta bazen çocuk kitaplarını bile satır satır okuduğumu farketmeden, bir bakmışım düşmüşüm okumak denizine...

Çoğu zaman okumak beynimi, benliğimi, tüm yaşamımı içine hapseden, ağır bir yükmüş hissi de verebiliyor. Çünkü okurken romanın içinde kayboluyorum. Hayır, sandığınız gibi kahramanın yaşamı üzerine kurulmuş bir hayal dünyası değil bu benim okuma stilim. Daha çok yazarla özdeşleştiğimi ‘’bundan sonra ne olacak’’ ı yazarın yerindeymiş hissini duyduğumu kastediyorum. Bu bende çocukluktan kalmış bir karakter neredeyse. Sanki  bütün o romanları, hikayeleri yazan benim, beynimde ve benliğimde, hatta kitabı hala bitiremediysem, günlerce, kitabın bitimine kadar, neredeyse  de bittikten çok sonra bile, nasıl sürdürebilir, bundan sonra ne yazabilirimi düşünüyorken buluyorum kendimi. Halbuki gerçek okur, romanın içinde bulur kendini, kahramanın yerine koyar, onunla özdeşleşir. Böyle bir okuru olmasını sanırım hiçbir yazar istemez, kendinden başka romanına ortakçı yazar, olsun kim ister ki?...  Nasıl denir, futbol oyununda seyirciyken kendini hakem görmek gibi bir şey bu…

Bazen okurken, itiraf edeyim, yazarın yaşamışlıklarından, psikolojisinden, gerçek yaşamından kesitler bulmaya çalıştığımı farkediyorum. Çünkü biliyorum ki hiçbir yazar, yaşamadığını, hissetmediğini veya hissetmek istemediğini, hayal etmediğini, etkilenmediğini yazamaz. Bir bakıyorum, bir paragrafı defalarca okuyor, buluyorum kendimi. Orada birkaç satırın içinde yazardan bir iz bulabilmek dedektifliğini de üstümde taşıdığımı, hedeflediğimi farkediyor, gülümsüyorum. Romana vereyim kendimi diyorum, birkaç sayfadan sonra, hatta okumayı bırakıp günlük yaşamıma döndükten sonra bile, orada okuduğum birkaç cümleden yaşanmış bir çok psikolojik  detayı, bir trajediyi veya yazarın es geçip saklanmak isteğiyle örttüğü bir çok karakteri  görebiliyorum… Belki de bu da bir sezgi yeteneği, veya karmaşası… Veya kendimi veremediğime göre karaktere,  gerçek bir okur, değilim ben…

Bir ara kişisel gelişim,  psikolojik ve felsefik kitapları da okuyordum. Bu günlerde onlardan çok roman okumak daha çok ilgimi çekiyor. O kitapları da okurken bir bakardım ki kendimi bu yazar yazdıklarını kendisi uygulamış mı, yazdıklarıyla özdeş bir yaşam çizebilmiş mi kendine derken buluyordum. Birazcık araştırırsanız en çok hangi konu üzerinde yazmışsa, kendi yaşamı içinde çözemediği sorunlara rehberlik edercesine, öğüt verdiğini hissedersiniz yazarların. Zira yaşamışlıklarından çok yaşamamışlıklarını, çözümleyemediklerini size öğretme çabası içinde göreceksiniz onları. Gerçi insanın kendi eksikliğini görebilmesi, hatalarından ders alıp ders vermeye çalışması da bir erdem, başarıdır aslında… Yine de yazarın eksiğini tamamlama çabası içindeymiş hissini üzerinizden atamıyorsunuz, yaşamındaki eksiklikleri,  yapamadıklarını öğreten cümlelerin içinden…

Şimdilerde gençler okumaktan çok film izler oldular. Kelime dağarcıklarını, anlama kabiliyetlerini izledikleri filmlerden kapmaya çalışıyorlar. Bunu onaylamasam da, teknoloiye karşı durmak mümkün değil… Onlara okumanın daha farklı, daha özel kıldığını anlatmak çok zor geliyor… Belki ilerleyen yıllarda böyle giderse okumaktan çok seyreder olacak insanlar… Bu durum okumayı kendinden bulanları ürkütüyor eminim, benim gibi…

Her şeyi ayrıntılarda arayan, seçip  arıştırıp bu kadar düşünen, düşünmeyi bu kadar çok kendine yük edinmiş  bir insan olmamayı  çok istiyorum bazen... Özellikle okurken kaybolmayı… Dalıp gitmeyi… Denizin içinde dalgalarla boğuşmamayı… Okuduğum kadar, içinde yaşayabilmeyi, kahramanı oynamayı… Ama buna rağmen okumak; yorsa da, bazen ağır da gelse, dünyanın en güzel lezzeti, ayrıcalığı…


Keşke herkes okuyabilse…



ferkul
23 ekim 2013
02:16

2 Ekim 2013 Çarşamba

SES







Söyleyecek çok şeyi olanların
Susması telaşında dilim
Konuşursam ,
Dökülürsem salkım saçak;
Kusacağım…
Susmayı seçtim…
Susacağım...




ferkul


1 eylül 2013
23.03