11 Eylül 2012 Salı

Lisanı Yok Ahvalimin…



                  Lisanı Yok Ahvalimin…


Bazen birikir, boğazında düğümlenir kelimeler… Ne kadar konuşsan, söylesen, yetmez içindeki sesi susturmaya… Kendi sesini tanımaz yüreğin…

Susarsın…   Lal olur dilin…

Yarası kabuk tutmuş bir acının kanamaya başlaması gibidir bazen yazmak… İlk cümlede ele verir kendini yalnızlığın… Harflerden oluşmuş koca bir kuyuya düşecekmiş hissi kaplar benliğini…

Yazmazsın…   Kalem darılır…

Bir kuş uçar gökyüzünden, bir uçurtma geçer başının üzerinden… Alıp başını gidesin gelir bazen, kendinden kaçar gibi, gölgenden korkar gibi, arkana bakmadan çekip gitmek uzaklara… Yeniden başlamak istersin yeni bir temiz sayfa açmak defterde…  Yırtılır bütün sayfalar… Söz dinlemez başın…

Kalırsın…    Yürek yorulur…


Bir derin uykudan uyanmak istersin ansızın,  derinliğinde  tam da kaybolduğun bir  kabusun içinden sıyrılıp unutmak bütün geçmişi… Rahat bırakmaz seni yorgunluğun… Rahat bırakmaz seni benliğin,  bir yaşamak korkusudur, kaplar dünyanı,  durur bir yerde yürüyen ayakların… Unutursun adım atmayı… Tutamazsın kendini… Dalar gidersin…

Uyursun…    Gözlerin kapanır…


Kendin olmak yaşamaktan zor gelir… Bir başkası olmak istersin bazen… Başka birinde yaşamak seni… Sevmemek, kin duymak, nefret etmek, uzaklaşmak insanlardan… Düşmanının yanlışı bile senin yanlışın gibi gelir, içinden hissedersin günahı… Senden bilirsin bütün yalanları… Uzaklarda vurulmuş bir serçenin çığlığını duyarsın, vurulan da sensindir,  avcı da… Zoruna gider böylesi yaşamak, için acır, kanar yaraların; kendine dönersin…    Sen,  başkası olamazsın…

Gün döner…      Akşam olur…

Kimsesizliğin de kimsesi yoktur bazen… İçinde kalabalıklar, çığlıklar… İsyana dönüşür gecelerin…  Küfür etmek istersin, yakmak bütün gemileri, yıkmak bütün duvarları, aşmak  kendini… Fırlatıvermek bir kerede  elindeki  bardağı, bir kere de sen kırmak, parçalamak istersin insanları… Bir kere  de  sen yaşatmak istersin zulmü, haksızlığı, sevgisizliği… Atamazsın, aşamazsın, gidemezsin kalamazsın… . Yaşamazsın…

Susarsın…       Konuşamazsın…


Düğümlenir kelimeler, sıkar bir el boğazını, söylemek istersin, bırakmaz seni tutukluğun… Uzattığın el, yakar parmaklarını, boşluğa uzanır sesin… Yankılanmaz bile, kendi sesin yabancılaşır sana, duyamazsın…  Haykıramazsın, bağıramazsın… Ana avrat düz gidesin gelir dünyaya, yapamazsın, yıkamazsın duvarları;  gülümsersin… En büyük düşmanı kendisidir insanın…  Ne edersen kendine edersin… Ne susturabilirsin içindeki isyanı, ne konuşturabilirsin yüreğini… Biri nasılsın dese, bütün hayatını dökmek istersin,  dökülmek;  sere serpe coşmuş dalgalar gibi, bir halı gibi sermek ortaya içindekini… Yapmazsın… İyiyim, der, geçersin…

Bütün bildiğin kelimeleri unutmuş gibisin… Bütün öğrettiklerin yalan, öğrendiklerin yalan gelir... Yaşadığın yıllar, mevsimler, aylar, günler geçer gözünün önünden… İnsanlar geçer, hepsi dost  yüzlü , dost  gülücüklü, karanlığa döner yüzleri… Bir rüyaydı, kabustu,  geçti,  diyemezsin… Şaşarsın…. Düşünürsün…


Susarsın, konuşamazsın, anlatamazsın, yazamazsın… Bütün dillerde aynıdır yalnızlığın sesi… Bütün dillerden söylemek istersin şarkısını kimsesizliğin, sesin çıkmaz…    Utanırsın …


            Lisanı Yok Ahvalinin…



9 eylül 2012
Pazar:01.40
ferkul

Hiç yorum yok: