19 Ağustos 2010 Perşembe

piknik


                   SÜLALE 

(Temmuz ortalarında yazdığım bir yazı )

Bugünlerde hep tamam artık, bitti dediğim değerleri, yaşama ve insana dair yanılgınlığımın yanlış olduğunu, hala var olan bazı değerleri ve sevgiyi, yakınlığı, sıcaklığı, yaşayan insanlar olduğunu, sanki bana anlatmak için önüme bir halı gibi serilmiş güzellikleri yaşıyorum...
Ve umudum artıyor gitgide, hayat,bağlılık kelimelerinin anlamları üzerine, yaşama sevinci adına, sevgi ve insanlık adına atılan adımları gördükçe daha bir kılıç kuşanıyor, seviyor, seviniyor  insan...



Güzel bir etkinliğe katıldım bugün... Dün akşam aldığımız bir davet adına, bir piknik; aile toplantısı... Hani bilirsiniz eski Türklerden beri bir gelenek haline gelen sülale, kavramı, aile ismi, lakabı kavramı vardır... Annemin de böyle bir lakabı var... Antalya yakınlarında küçük bir ilçe benim memleketim; Bucak... Durna_lar sülalesini tanıma, kaynaşma, akraba ve aile birliğini sağlama hedefiyle düzenlenmiş bir piknik. Duyduğum anda artık bu unutulan kavramları hatırlayan ve bunun için emek harcayarak bu toplantıyı hazırlayan kişilere bir katkıda da ben bulunmak için gitmek istemeseler de ailemi zorladım...
Ve gittik...

Ömer Durna... Yüreği güzel, kalbi dostluk için atan biri, sevimli, cana yakın tavırlarıyla, candanlığıyla, merakıyla karşıladı bizi; hangi Durnalardan 'sınız?...Tebrik ettim kendisini, keşke bu tarz etkinlikleri planlamayı ve hatta katılmasalar da desteklemeyi hedef alan, akrabalık ilişkilerinin sürdürülmesi ve devamı adına adım atan böyle insanlar olsa hep, bitmese, tükenmese....



Kendisi bir öğretmen, Antalya'da yaşamasına rağmen yıllardır, memleketi ve insanı için çabalamış.Antalya'da sırf bunun için Bucaklılar derneği kurarak öğrencilere ve zor durumda olan bütün  bucaklı hemşehrilerimize yardımcı olmayı hedef edinmiş bir insan...Zaman zaman mezun ettiği, iyi yerlerde olan kendisi gibi güzel yürekli yetiştirdiği öğrencilerinden de destek almış...Bence bu yardımsever tavırlarıyla, aşıladığı iyilik tohumlarıyla öğretmenliğin gerçek anlamını yakalamış nadir insanlardan biri...



Dedeler, oğullar, kızlar, torunlar, bebekler, çocuklar....En az 100 kişi vardık... Kimisi yıllardır görmediği akrabalarını sevinçle kucakladı, kimsi hiç görmediği sadece ismen hatırladığı akrabalarını tanıma heyecanı, kan bağı olan insanların birbirileriyle kaynaşması görülmeye değerdi....


       
 
                                            Soğuk su, unutulmamış...


                                           Ve odun ateşinde demlenen çay...



                                              Yaz elması ve karpuz....

                         Pilavlar, dondurmalar, çaylar, dolmalar,sarmalar,pastalar eşliğinde, hakikaten özenle hazırlanılmış bir piknikti...




                  Bu yılların yorgunluğu yüzüne yansımamış, durnaların en büyüğü; dedemiz....


                  
                                                 Ve dedemiz, hayat arkadaşıyla...


                                               Bu da sülalenin en küçüğü...

               Çocuklar her yerde olduğu gibi, eğlencenin en doruğunda, nasıl da mutlular!...

                                      Her biri bir yerde dağılmış, koyu sohbette Durnalar....


Soyağacı ,soyadını taşıyan insanları bir araya toplamak ,tanışıp kaynaşmak bence çok iyi bir fikirdi... Siz ne dersiniz?...Hanginiz soy isminizi taşıyan yakın akrabalarını, onların çocuklarını ve torunlarını tanımak istemez? Öyleyse bir adım....


ferkul

18temmuz2010
21;38

27 Temmuz 2010 Salı

KUYUDAKİ KADIN


      

Git Gidebildiğin Yere,
Deniz Aynı Deniz,
Su Aynı Su,
Bulanık... !







Nereye gitsen kendini de götürüyorsun aslında... Dağ aynı dağ, deniz aynı deniz, dalga desen dalga değil!.. Sen desen, SEN_in değil!... Her şey yerli yerinde, sen aynı sen, bütün renkler siyah!.. Ne kadar yaklaşsan uzak bütün yakınlar, gökyüzü senin değil!... Gitsen gitsen her yerde Sen!...
Ne kendinden kaçabilirsin, ne biriktirebildiklerinden...

Deniz olsan, dalgan yetmez kıyıya vurmaya... Dalga olsan gücün yetmez kıyıda kalmaya!.. Gelir arkandan senden büyük bir tanesi, sürükler, alır götürür yine geri...

Taş olsan taşlığından utanırsın, fırlatıp atamazsın kendini kıyıya, gömülemezsin bir kum tepeciğine, saklanamazsın, saklayamazsın kendini...






Alsan götürsen seni, bir bilinmez dünyaya katsan aşını, tuz olmazsın içinde, dağ başlarında akan su olamazsın bir damlacık bile nehre karışabilen, gitsen gitsen tat olmaz aşında...
Nereye gitsen, seni götürürsün, kaçamazsın kendinden...

Seni sen kılan, senden başkası değil aslında... Kim bu götürdüğün yanında? Ne sana benziyor,  ne senden başkasına, bir başka ben taşıyorsun yüreğinin her atışında... Biriktirdiğin ve taşıdığın yük senden başkası değil... Nerede başlayıp nerede biteceğini bilmediğin bir hayat yaşadığın...




Düşün ki sıyrıldın içindeki ve dışındaki bütün kalabalıklardan, yürüyorsun, yön belli değil, sokak belli değil, yürüdüğün yol, belirsiz...  Belirsizlik deryasında yüzüyorsun; yaşarken, ölüyorsun... İstediğin böyle bir şey miydi, böyle bir şey mi sevgide aradığın, kendini sevmek dediğin böyle bir şey mi, yol boyu yanında yürüdüğün yalnızlık sana mı benziyor, yürüdükçe bulacağını düşündüğün şey hep bir başkası, değil mi?...
Başkalarında yitip, kendinde tükeniyorsun hep... Nereye gitsen kendini de götürüyorsun aslında...





Git gidebildiğin yere, çılgına çevireyim desen de ruhunu, dingin bir ruh değil seninki!... Dinginlik de senden değil ki...!
Sana yakışmaz düz yolda koşmak, sana yakışmaz sokak arası yalnızlığı!... Hiç yakışmadı ki mutluluk, hiç yakıştıramadın ki sana bir güvercin kanadında uçmanın sevincini, hiç bulamadın ki kendini gittiğin bütün yollarda!...
Deniz nereye gitsen aynı deniz, su aynı su, içindeki senden başkası değil!..

Git Gidebildiğin Yere,
Deniz Aynı Deniz,
Su Aynı Su,
Bulanık... !

Götür götürebildiğin yere kadar, bu yürek senin değil!...






ferkul

10temmuz2010

13.42