12 Nisan 2010 Pazartesi

Hem Yaşasak, Hem Ölsek...






Hem Yaşasak, Hem Ölsek...


Nisan yağmuru... Bu kaçıncı nisan, bu kaçıncı yağmurda değişen havaya karşı şaşkınlık...
Her seferinde, her olayda, her olumsuzlukta, her istemediğimiz bir şeyi yaşarkenki olduğu gibi... Yine ve yeniden şaşkınlık... Her yalana kanar gibi, her içişte sıcak bir bardak çayı; dilin yanar gibi; her seferinde bizi yanıltan dostun darbesinde sarsılır gibi... Hala bir alışamamazlık var ruhumuzda hala şaşırılınabilen  bir hayat, safça görmekten kaçış... Hala ''a, sen de nereden çıktın geldin'' der gibi; Tam da bahar geldi derken yağmurla gelen soğuğa... Ve istekler, istekler... Hem güneş açsa, hem yağmur yağsa...

Hem bahar gelse, hem yeşile doysa gözbebeklerimiz, hem maviye kansa ruhlar, çiçeklense düşlerimiz... Her yüreğe bir kelebek konsa, rengarenk; kırmızı, pembe, beyaz, ömrü bir günlük de olsa, uçuşsa kelimelerde... Hem bahar olsa, hem yağmur yağmasa, soğuk olmasa...

Hem yaşasak, hem ölsek, hem nefes alıp hem unutsak, hem unutup hep hatırlasak... Dilediğinde açsan gözlerini sabaha, dilediğinde kapasan dünyaya....Hem sevgi olsa, hem aşk, hem vefa, hem de hep ömür boyu sürse,hiç tükenmese, tüketmese, tüketilmese,eskimesek, eskitmesek ...

Ölür gibi yaşamasak, son nefesi verirken de; yaşar gibi ölsek...

Olsaydı her istediğimiz, dilediğimiz gibi bir yaşamda sürüklenseydik, yine de daha fazlasını ister miydik..? Yine sızlanır mıydı diller, yine başka, daha başkalarını, daha fazlasını diler miydik?.

Gerçek olsaydı düşler, hayallerdeki gibi yaşansaydı her gün, her saat, yalansız, dolansız, çıkarsız, zulümsüz, sevgiyle; gülümseseydi insanlar; N'olur _du?...


ferkul

11nisan2010
22.05

5 Nisan 2010 Pazartesi

Görebildiğim Bir Bahar İstiyorum



Görebildiğim Bir Bahar İstiyorum

Taktım kafaya... Evet bir şehirde yaşarsan baharı göremezsin, hissedemezsin, dokunamazsın ellerinle... Şöyle bir bahar sabahı uyandığında pencerene yaslanmış  bir ağaç dalı da olmaz mı insanın?.. Çiçeğiyle, kokusuyla bir badem, erik dalı günaydın deseydi, gülümseseydi en içten dostun gülümseyişinden sıcak... Bu kadar mı şehir demek, ağaçsız dalsız, çiçeksizlik demek?.. Bunu özellikle yapıyormuş insanlar, yeni duydum... Apartman önlerinde çocuklar toplanıp meyve kavgasına girişmesinler diye, meyveli ağaç dikmek istemiyormuş kimse...

Bu ne insafsız görmezden geliş masumiyeti?.. Mutluluk denilen küçük bahaneleri?..
Ve bu kaçıncı katliam duygusu hissettirilen?

Meyvesiz ağaç, çocuksuz  sokaklar, apartman önleri, çiçeksiz bahar... Bazen düşünüyorum da hayatı anlamsızlaştıran yine biziz, resimlendiremeyen, renklendirmesini bilemeyen yine kendimiz... Kendine ettiğini düşmanı yapmaz insanın... Biraz olsun açık olmalı, biraz olsun adım atmaya hazır bir çift ayak, görmek için göz, duymak için yürek gerek... Patlamaya hazır bir bomba gibi cesaret!..

Yine mevsim bahar... Yine koşturmaca içinde insanlar... Küçük bir an ayırmadan kendine, gelip geçen mevsimlerin farkına varmamak için direnirken, baharın ilk çiçek açmış ağacını görmek, hissetmek, uğur getirir, yeni bir yaşama doğru bir yol açar, diyorum... Ve , istiyorum ki her apartmanın önünde bir kaç meyve ağacı sıralansın, çocukların sesi kuş sesleriyle yarışsın... Çocuk sesini dünyamızdan hiç eksilmesin!... Bize biraz masumiyet gerek!...


Bahar!.. İlk kez aşık oluyormuş gibi, ilk kez gülümseyerek dünyaya gözlerini açan bir bebek gibi... Pencere önü çiçekleri kadar sıcak bir bakış hayata... İlk bahar çiçeği, ilk nefes alış gibi...

Baharda baharı yaşamak.... Görmek, hissetmek, koklamak, duyumsamak dileğiyle...

Dışarıda gümbür gümbür bir bahar sesi...

Duyuyor musunuz?...


ferkul

(Üçtür baharı yazıyorum... Eğer bir gün şair olursam, bahar şairi diye anılmak isterdim...)

24mart2010
20.20

29 Mart 2010 Pazartesi

ÇOBAN ALDATAN ( ! )




ÇOBAN ALDATAN ( ! )

Bugünlerde en çok;  havayı kokluyorum...  Hava güzel, hava sıcak, hava güneşli...  Böyle havalar koklanmak içindir... Böyle havalar alır senden sen_i... Samimi, yalansız, küfürsüz, sahtesiz...

Bugünlerde en çok;  kuşların sesini dinliyorum...  En güzel nağmeden bile ezgili, notasız, doğal... Kuş seslerinde buluyorum yaşama sevincini, sevda sözcüklerini, hasreti ve gerçek nağmeyi...

Bugünlerde en çok;  toprağa dokunuyorum ellerimle, nasıl da canlanıyor, nasıl da fışkırtıyor içinden fidanları, nasıl da mutlu, mesut; yeniden doğuyor sanki... Kim başarabilir toprak kadar toprak olabilmeyi?...

Bugünlerde en çok;  kendimi seviyorum, ne eş, ne dost, ne el ne alem!... Bütün sevdiklerimden sonra en çok bana ben lazım olanım BEN... Kim sevebilir en çok benden fazla BEN_i?...

Bu günlerde en çok_ ben varım!.. Ben var oldukça olmaya devam edecek gökyüzü!.. Ben varsam anlamlı her şey, ben yaşıyorsam yaşıyor toprak... Ben varsam can buluyor hayat!... Ben varken yaratılıyor gökyüzü!.. Ben varsam her şey var, umut var, hayaller var, gelecek var, mutluluk var!..

Var olmayı seçtim bugünlerde... Kendim için yaşamayı...  Kendimi yok saymaktansa,var etmeyi...  Eğer kendin olabiliyorsan diğerleri ve herkesle çoğabilirsin çünkü... Eğer SEN_sen; biz olmak çok daha kolay...  Bizi yaşatmak kendini diri tutmaktan geliyor... BİZ olmanın yolu önce BEN, olabilmekten geçiyormuş meğer...

Yaşamak için yaşatmak için en çok bugünlerde içimdeki sesi dinliyorum... İçimdeki ses çok konuşuyor dışıma yansıtmadan... Yüzümde hüzün gölgeleri olsa da, ara sıra bir dalgınlık, çökkünlük hissiyle başım öne düşse de, bana beni bulduran bütün geçmişi, geleceği, pişmanlıkları da silip attım yüreğimden...  Kendime kendi ettiğimden fazlasını kimse yapamazdı çünkü... Kim başarabilir BEN' den fazla beni BEN' den almayı?...

Bu günlerde en çok_ları yaşıyorum... Galiba ortalarda olmaktansa en çok_ların arasında kaybolmaktan iyisi yok gibi... Kimse SEN' den fazla çoğaltamaz SEN_i!...

Çoğalmış yaşamlar arasından bir yol seçebilenlerden olmak, o yollarda karşılaşmak dileklerimle...

ferkul

29mart2009


25 Mart 2010 Perşembe

BEN HER BAHAR....



Yine mevsim bahar, yine güneş gülümsüyor taş kesildiğini sandığımız kalplere, ısınıyor buza kesmiş gözbebekleri insanların...

Yine mevsim bahar; kollar kendiliğinden açılıyor dost yüzlere, dost gülücüklere hazırlanıyor insanlar...

Yine mevsim bahar; gülümsüyor en sert yüzler;  dokunmasa da çiçek açan her ağaç dalını sarıyor, sarmalıyor sanki ellerimiz...

Benim mevsimim bu mevsim, her bahar tam da kaybolduğumu sandığım bir anda her şeye ve herkese rağmen  baharda buluveririm kendimi, aynada görmüş gibi uçan bir kelebeği... Yansıyan yüzümde daldan dala konarken, süzülürken havada, ince kanatlarında kendimi buldum sanırım çoğu zaman, uçuverecekmiş gibi, konuverecekmiş gibi bir kırmızı gülün yaprağına... Her bahar, her tomurcuk, her gün batımında yüzü kızaran gökyüzü, her papatya beni anlatır bana... Gri günlerden sonra böylesi pembe, sarı, beyaz çiçekli günlere, sabah sevincini, bahar sevincini konuşturan kuş sesleriyle uyanmak bir başka ruh katar benliğime... Bitti, tamam, tükendim derken, yeniden başlar hayat, sil baştan nefes almaya başlar her insan... Sil baştan dost gelir bütün insan yüzleri;  küstürse de, kırsa da parça parça olsa da, bütün cam kırıklarıyla dolsa da önüm arkam, etrafım; bütünleşir, affederim yürekten hepsini... Yenilenir birden bire bir badem dalında gördüğüm çiçekle dünya... Ve hatta her baharla yeniden doğar bir  ferkul... 

Her baharla, yeniden doğmak, dileğiyle...


ferkul

24mart2010
20.20

13 Mart 2010 Cumartesi

Bir İleri; Bir Geri....




ÇAL KEMANCI....

Bir ileri; bir geri, bir ileri bir geri...

Adım adım say günleri, bir ileri bir geri... Dün bugüne karışmış, yarın düne dönük... Bir pişmanlık, bir umut, bir sevgi, bir nefret, bir alışkanlık, bir gizli heyecan, bir boşluk, bir sevinç, bir hüzün, bir kasırga, bir sinek vızıldamaz saatler...

Yaşama sanatı dedikleri de bir bilmece, bir sanatkarlık yaşayabilme... Yazarsın, dolarsın, taşarsın, kelimeler yetmez, bakarsın yine başa dönmüşsün... Bu değildi ki yazacakların?.. Çizersin en usta bir ressam sanırsın kendini, bakarsın, renkler birbirine karışmış; halbuki istediğin resim miydi bu?.. İstediğin renkler miydi kullandığın?... Neye benzedi bu resim?..

 Yırt at; sil baştan; bir ileri, bir geri....

Bir güzellik, bir çirkinlik, bir insanlık, bir kulluk, bir şeytanlık, bir iyimserlik, bir ruhsuz yürek... Bir açmaz, bir dolmaz, bir bitmez, bir tükenmez... Tamam dersin, olsun dersin adım atarsın;  bir ileri, bir geri, yine başlar yeniden... Dönüyor işte o devran hep aynı devran, döndükçe bir ileri, bir geri... Say sayabilirsen... Aç istersen kapalı kapıları, kır kilidi...

Kolaysa çöz bilmeceyi...

Bazen bir taş atasın gelir denize, bazen bir uçurumdan yuvarlarsın koca kayayı... Bazan taşın kendisi sensindir,  bazan koca bir kalabalık taşır tek bir taş; o kadar ağır, o kadar büyür gözünde, yılların , yorgunluğun, küskünlüğün ağırlığı... Yuvarlarsın, fırlatırsın ileriye, geri döner rüzgarla... Bazen de karışır taşın dalgaların arasına özgürce, bazen bir bakarsın uçurumdan yuvarladığın taş takılmış bir ağacın köküne; direnir... Bir sel, bir afet olsun diye bekler toprakta bulmak için kendini...  Bazen tek bir kol hareketiyle küçük bir taş bütün kayaları yıkmış , yuvarlamıştır kendisiyle birlikte uçurumun en dibinde bulursun taşını, yerden alır fırlatırsın... Bir ileri, bir geri...

Aynaya bakarsın her sabah;  gördüğün yüz aynı yüzdür aslında, sabahı başka akşamı başka, gecesi başka bakışlar... Bir güzellik, bir çirkinlik; bir mahmurluk, bir coşkunluk, bir sönük bulut görürsün yansımasında... Bir parlaklık bazen, dolunayda yıldızlar gibi... Döner durur gözlerinin bebeği; bir iyi, bir kötü, bir sevinç , bir hüzün, bir yalnızlık, bir coşkunluk, bir kendine dönüş, bir arayış....

Hava dediğin ne ki, o da ne yapacağını şaşırır gündönümlerinde... Dönmekle kalmak arası, gitmekle gelmek arası, gülmekle ağlamak, sıcakla soğuk, samimiyetle, yabancılık her şeye... Aralarda bir yerlerde döner durur... Ne tarafa dönsen karanlık, ne tarafa dönsen tek başınasın gündönümü geçip giderken, geceye karışırken sabahlar... Baharla kışı yaşarsın bir anda... Kimi zaman açar güneş,' ısıttı tam buz kesmiş yüreğimi'; dersin... Bir yağmur başlar sırılsıklam olur yalnızlığın... Bir bakarsın doluya tutulmuş saatler, bir bakarsın yine güneş, yine sevinç.... Bir gariplik, bir mutluluk, bir hüzün, bir yalnızlık...

Hayat, nefes alma sanatı; aşk; eskime_eskitme sanatı...Olmazsa olmazı sanki yaşadıkça aradığın...Nedense de hiç bulamadığın... Varla yok arası bir bilinmez yolculuk, koca bir ömre sığar gider... Yine de var olsun istersin, dursun işte orada heyecanı, umudu, yeter... İşte tam burada dersin, bir bakarsın ufuktaki ışık yanıltır seni, yakalar, bırakmaz, koşarsın aydınlığına... Git git bitmez yolları, son nefesini veresiye bir yarış, bir damla sevgi uğruna, deniz aşsan da nafile...  Bir nefes, bir sevgi, bir nefret, bir keskin çıkmaz sokak yol aldığın...

Bir yeniden doğuş, bir ölüm, dönüp durur işte bilemezsin ki, dönen nedir, sen mi devran mı dünya mı?...

Bir ileri;bir geri,bir ileri; bir geri...

Çal kemancı!...


ferkul

6mart 2010
00:40