29 Mart 2010 Pazartesi

ÇOBAN ALDATAN ( ! )




ÇOBAN ALDATAN ( ! )

Bugünlerde en çok;  havayı kokluyorum...  Hava güzel, hava sıcak, hava güneşli...  Böyle havalar koklanmak içindir... Böyle havalar alır senden sen_i... Samimi, yalansız, küfürsüz, sahtesiz...

Bugünlerde en çok;  kuşların sesini dinliyorum...  En güzel nağmeden bile ezgili, notasız, doğal... Kuş seslerinde buluyorum yaşama sevincini, sevda sözcüklerini, hasreti ve gerçek nağmeyi...

Bugünlerde en çok;  toprağa dokunuyorum ellerimle, nasıl da canlanıyor, nasıl da fışkırtıyor içinden fidanları, nasıl da mutlu, mesut; yeniden doğuyor sanki... Kim başarabilir toprak kadar toprak olabilmeyi?...

Bugünlerde en çok;  kendimi seviyorum, ne eş, ne dost, ne el ne alem!... Bütün sevdiklerimden sonra en çok bana ben lazım olanım BEN... Kim sevebilir en çok benden fazla BEN_i?...

Bu günlerde en çok_ ben varım!.. Ben var oldukça olmaya devam edecek gökyüzü!.. Ben varsam anlamlı her şey, ben yaşıyorsam yaşıyor toprak... Ben varsam can buluyor hayat!... Ben varken yaratılıyor gökyüzü!.. Ben varsam her şey var, umut var, hayaller var, gelecek var, mutluluk var!..

Var olmayı seçtim bugünlerde... Kendim için yaşamayı...  Kendimi yok saymaktansa,var etmeyi...  Eğer kendin olabiliyorsan diğerleri ve herkesle çoğabilirsin çünkü... Eğer SEN_sen; biz olmak çok daha kolay...  Bizi yaşatmak kendini diri tutmaktan geliyor... BİZ olmanın yolu önce BEN, olabilmekten geçiyormuş meğer...

Yaşamak için yaşatmak için en çok bugünlerde içimdeki sesi dinliyorum... İçimdeki ses çok konuşuyor dışıma yansıtmadan... Yüzümde hüzün gölgeleri olsa da, ara sıra bir dalgınlık, çökkünlük hissiyle başım öne düşse de, bana beni bulduran bütün geçmişi, geleceği, pişmanlıkları da silip attım yüreğimden...  Kendime kendi ettiğimden fazlasını kimse yapamazdı çünkü... Kim başarabilir BEN' den fazla beni BEN' den almayı?...

Bu günlerde en çok_ları yaşıyorum... Galiba ortalarda olmaktansa en çok_ların arasında kaybolmaktan iyisi yok gibi... Kimse SEN' den fazla çoğaltamaz SEN_i!...

Çoğalmış yaşamlar arasından bir yol seçebilenlerden olmak, o yollarda karşılaşmak dileklerimle...

ferkul

29mart2009


25 Mart 2010 Perşembe

BEN HER BAHAR....



Yine mevsim bahar, yine güneş gülümsüyor taş kesildiğini sandığımız kalplere, ısınıyor buza kesmiş gözbebekleri insanların...

Yine mevsim bahar; kollar kendiliğinden açılıyor dost yüzlere, dost gülücüklere hazırlanıyor insanlar...

Yine mevsim bahar; gülümsüyor en sert yüzler;  dokunmasa da çiçek açan her ağaç dalını sarıyor, sarmalıyor sanki ellerimiz...

Benim mevsimim bu mevsim, her bahar tam da kaybolduğumu sandığım bir anda her şeye ve herkese rağmen  baharda buluveririm kendimi, aynada görmüş gibi uçan bir kelebeği... Yansıyan yüzümde daldan dala konarken, süzülürken havada, ince kanatlarında kendimi buldum sanırım çoğu zaman, uçuverecekmiş gibi, konuverecekmiş gibi bir kırmızı gülün yaprağına... Her bahar, her tomurcuk, her gün batımında yüzü kızaran gökyüzü, her papatya beni anlatır bana... Gri günlerden sonra böylesi pembe, sarı, beyaz çiçekli günlere, sabah sevincini, bahar sevincini konuşturan kuş sesleriyle uyanmak bir başka ruh katar benliğime... Bitti, tamam, tükendim derken, yeniden başlar hayat, sil baştan nefes almaya başlar her insan... Sil baştan dost gelir bütün insan yüzleri;  küstürse de, kırsa da parça parça olsa da, bütün cam kırıklarıyla dolsa da önüm arkam, etrafım; bütünleşir, affederim yürekten hepsini... Yenilenir birden bire bir badem dalında gördüğüm çiçekle dünya... Ve hatta her baharla yeniden doğar bir  ferkul... 

Her baharla, yeniden doğmak, dileğiyle...


ferkul

24mart2010
20.20

13 Mart 2010 Cumartesi

Bir İleri; Bir Geri....




ÇAL KEMANCI....

Bir ileri; bir geri, bir ileri bir geri...

Adım adım say günleri, bir ileri bir geri... Dün bugüne karışmış, yarın düne dönük... Bir pişmanlık, bir umut, bir sevgi, bir nefret, bir alışkanlık, bir gizli heyecan, bir boşluk, bir sevinç, bir hüzün, bir kasırga, bir sinek vızıldamaz saatler...

Yaşama sanatı dedikleri de bir bilmece, bir sanatkarlık yaşayabilme... Yazarsın, dolarsın, taşarsın, kelimeler yetmez, bakarsın yine başa dönmüşsün... Bu değildi ki yazacakların?.. Çizersin en usta bir ressam sanırsın kendini, bakarsın, renkler birbirine karışmış; halbuki istediğin resim miydi bu?.. İstediğin renkler miydi kullandığın?... Neye benzedi bu resim?..

 Yırt at; sil baştan; bir ileri, bir geri....

Bir güzellik, bir çirkinlik, bir insanlık, bir kulluk, bir şeytanlık, bir iyimserlik, bir ruhsuz yürek... Bir açmaz, bir dolmaz, bir bitmez, bir tükenmez... Tamam dersin, olsun dersin adım atarsın;  bir ileri, bir geri, yine başlar yeniden... Dönüyor işte o devran hep aynı devran, döndükçe bir ileri, bir geri... Say sayabilirsen... Aç istersen kapalı kapıları, kır kilidi...

Kolaysa çöz bilmeceyi...

Bazen bir taş atasın gelir denize, bazen bir uçurumdan yuvarlarsın koca kayayı... Bazan taşın kendisi sensindir,  bazan koca bir kalabalık taşır tek bir taş; o kadar ağır, o kadar büyür gözünde, yılların , yorgunluğun, küskünlüğün ağırlığı... Yuvarlarsın, fırlatırsın ileriye, geri döner rüzgarla... Bazen de karışır taşın dalgaların arasına özgürce, bazen bir bakarsın uçurumdan yuvarladığın taş takılmış bir ağacın köküne; direnir... Bir sel, bir afet olsun diye bekler toprakta bulmak için kendini...  Bazen tek bir kol hareketiyle küçük bir taş bütün kayaları yıkmış , yuvarlamıştır kendisiyle birlikte uçurumun en dibinde bulursun taşını, yerden alır fırlatırsın... Bir ileri, bir geri...

Aynaya bakarsın her sabah;  gördüğün yüz aynı yüzdür aslında, sabahı başka akşamı başka, gecesi başka bakışlar... Bir güzellik, bir çirkinlik; bir mahmurluk, bir coşkunluk, bir sönük bulut görürsün yansımasında... Bir parlaklık bazen, dolunayda yıldızlar gibi... Döner durur gözlerinin bebeği; bir iyi, bir kötü, bir sevinç , bir hüzün, bir yalnızlık, bir coşkunluk, bir kendine dönüş, bir arayış....

Hava dediğin ne ki, o da ne yapacağını şaşırır gündönümlerinde... Dönmekle kalmak arası, gitmekle gelmek arası, gülmekle ağlamak, sıcakla soğuk, samimiyetle, yabancılık her şeye... Aralarda bir yerlerde döner durur... Ne tarafa dönsen karanlık, ne tarafa dönsen tek başınasın gündönümü geçip giderken, geceye karışırken sabahlar... Baharla kışı yaşarsın bir anda... Kimi zaman açar güneş,' ısıttı tam buz kesmiş yüreğimi'; dersin... Bir yağmur başlar sırılsıklam olur yalnızlığın... Bir bakarsın doluya tutulmuş saatler, bir bakarsın yine güneş, yine sevinç.... Bir gariplik, bir mutluluk, bir hüzün, bir yalnızlık...

Hayat, nefes alma sanatı; aşk; eskime_eskitme sanatı...Olmazsa olmazı sanki yaşadıkça aradığın...Nedense de hiç bulamadığın... Varla yok arası bir bilinmez yolculuk, koca bir ömre sığar gider... Yine de var olsun istersin, dursun işte orada heyecanı, umudu, yeter... İşte tam burada dersin, bir bakarsın ufuktaki ışık yanıltır seni, yakalar, bırakmaz, koşarsın aydınlığına... Git git bitmez yolları, son nefesini veresiye bir yarış, bir damla sevgi uğruna, deniz aşsan da nafile...  Bir nefes, bir sevgi, bir nefret, bir keskin çıkmaz sokak yol aldığın...

Bir yeniden doğuş, bir ölüm, dönüp durur işte bilemezsin ki, dönen nedir, sen mi devran mı dünya mı?...

Bir ileri;bir geri,bir ileri; bir geri...

Çal kemancı!...


ferkul

6mart 2010
00:40

7 Mart 2010 Pazar

kadınlar günü; KADINIM



Kadınım,

Yüreğim yumuşak bir ipek, beyaz pamuk gibi, çiçek
kadar saf  ve temiz… Ne sandığınız kadar  masumum,
ne de düşünemediğiniz kadar güçlü…Yakama yapışınca
kederler, olumsuzluklar geldikçe peşim sıra, daha bir
bileğilenir  sadece, yaşama tutunma umudum... Sizler
gibideğilim, bencilliği nefessizlik bilirim…  Kaçmasını ,
saklanmasını, yok_ muşçasına yaşamasını, bilirim…
Saklanmak  yok  olmaktır,   kendini hiçe saymaktır,
umursamamam… Benden başka  çok  ben   vardır
çünkü,  içimde yaşattığım… Yıllar geçer,  yaşlanırım,
çoğalır yüzümde  çocuklarım, dostlarım,  akrabalıklarım,
kırgınlıklarım, yaşamamışlıklarım… Büyüdükçe küçülür,
ufalırım… Küçüldükçe  yüreğim büyür,  göremezsiniz…
Sizin  gördüğünüz  yerde  değil gözlerim, benim gibi
bakamazsınız… Yalnızlığım   büyüdükçe   ben ,
                                                           çoğalırım…


Kadınım,

Yağmur yağar,  oluklardan akar sular… Damla damla
iner gökyüzünden sokağa… Islanırım… İçeride ıslanırım…
Kim ıslanmış bu yağmurlarda benim kadar?... Bilmezsiniz...
Bilemezsiniz nasıldır yağmurun  ıslağı,  nasıl  işler içine
gök gürültüsü  sağnak  halinde düşüncelerin?.. Her  fırtınada
korkar, her yağmurda ıslanırım.. Ellerimi açarım gökyüzüne,
kar taneleri kucaklar parmaklarımı, sarılırım,  bir dosta hasret
kalmışcasına… Korkaklığımı vurmam yüzüme kendi kendimin...
Direnirim… Dağ gibi, taş gibi durabilirim yalan yüzlerin karşısında,
sanırsınız ki cesaret kesilmiş her bir damla kan, vücudumda...
Düşen her kar tanesinde muştulanırım… Herkes kadar sevinir,
hepinizden çok, üzülürüm.. Bir küçük çocuk bakışı, bir ağaçtan 
düşen yaprak, dökülen mevsimler, biten günün ardından batan
güneş yeter, gözyaşıma, şaşırırsınız.... Birden  nasıl bir titreme 
düşer gözbebeklerime,görmezsiniz…  Üşürüm, çok 
                                                                      üşürüm


Kadınım,

Yaz güneşi kavururken  ortalığı ,   sizin başınıza güneş
geçer, hastalanır, usanırsınız  güneşten… Üşümekten
yorgun düşmüş  yüzümü uzatırım güneşe, veririm kendimi..
İnadına ısınırım, sıcağa dayanabilir yalnızlığım… Gök yüzüne
bakarım, kocaman kuşlar haber getirir umutlarımdan,  el
sallar,  gülerim… Yıldızlar geçer  geceden,  usulca kayar
birisi  beni umursamadan,  yalvarırırım, bir tanesi görsün
diye  yalnızlığımı… Seslenirim… Ne zaman ki  yaz biter,
sonbahar yaprakları düşer ortalığa kıyamet gibi… Terlerim…
Bir hüzün konar göçer kuşlar gibi, çöreklenir  başıma,
düşünür, düşünür…
                                Üzülürüm….


Kadınım,

An gelir, söylenirim, deli gibi… Konuşurum,  konuşurum…
Konuştukça susturduğumu sanırım içimdeki kalabalığı…
Sorunlar değildir   beni konuşturan,  kalbinizde kaybolmuş
şefkati uyandırmak, sevgisizliği parçalamaktır amacım,
yalnızlığımın kanayışı gibi  kan damlar sözlerimden,
hepsi kırmızı akar kanımın, sizin gibi… Görmezsiniz,
kangren olur yalnızlığım…. Durduramazsınız…
Anlamazsınız ben konuştukça... Haykırırım,
duymazsınız…
                        Düşünürüm…...

Kadınım,

Kırıldı mı onurum,  çirkinleşirim… Çirkin bir kadın
bakamaz  aynalara… Yüceltmek için  beni,  el açıp
da dilenemem… Saklanırım... Kendimden kaçışımdır,
yine   kendime,  saklanışım…  Boyumdan   büyüktür
sevdam, kendime yakalanışım… Yaşanmaz hiç bir sevda
benim yaşadığım kadar derinden... İçimde saklarım kadınlığımı,
garipliğimi, kalabalığımı...İstemedikçe ben, Siz  görüp de
bulamazsınız  beni... Duymasanız  da  varım…
Görmeseniz de buradayım … Boşuna  arayışınız…

Kadınım,

Yaşamaktan saydığım,  bildiğim her şey dizelenir ,
önüme kurşunlar gibi... İlk okul öğrencileri  gibi
sıra sıra, art  arda, tekdüze… Her biri  ağırdır,
kaldıramam sanırım… Çığlığa dönüştürür kederlerimi
umarsızlığınız… Yine de,  yıkılmam.Tek parmağım yeter
kaldırmaya  düşlerimi… Doğurganım,  bilirsiniz,  biri
kurudukça öteki tazelenir,  fidanlar gibi  yeşerir  içimde
hayallerim…
                       Çoğalırım…

Kadınım,

Herkes  kadar insanım,  hepinizden çok ağlarım …
Toprağı sular,  yeşertir gözyaşlarım..Göremezsiniz….
Yine  de   haykırın,  dağlardan, tepelerden,  yankılanır
gelir  bana  fısıltınız, duyarım sesinizi … Görürüm
yalnızlığınızı,  bir  dal verin , ağaç olurum… Yüzünüzde
göz  olurum…Sakınırım  bir dakikamı bile ben, den.
Saatlerim,  günlerim,  titizliğim,  hassasiyetim hep size’ dir…
Unuturum   kendimi…. Siz,  olurum…
Kıymet bilmezsiniz ..
                          Üzülürüm….

Kadınım,
            kimseye   benzemez
                                      yoksulluğum…

ferkul


14Haziran 2007

3 Mart 2010 Çarşamba

Küçükten Al Dersi...


    
         Çok kızmıştım, sinirlendim aniden...

   __ Şeytan diyor ki; demişim...

Küçüktü yüreği kocaman, beyni büyük, dünyası sevgi dolu, iyimserlik dolu... Hiç bir kötülük değmemiş nefesine, hiç bir yalan girmemiş diline; belli... Bakışı büyük, dili büyük, çok yaşamış da çok görmüşlerden sanki... Daha yaşı yedi bile değil halbuki.


 ___ Şeytanın dediğini dinleme sakın, Allah'ın dediğini dinle, dedi...

   Bazen küçüklerden duyabiliriz yanlışları, bazen büyükler yerine onlar bilir en doğruyu... Yüreği saf, beyni temiz böyle küçük olabilsek; hiç büyümeden, böyle kalsa zihnimiz...

ferkul