Yıllar oldu .Yazıdan, şiirden uzak..Yazmanın yaşamaya denk
olduğunu düşündüğüm günler vardı eskiden..Şimdi bu sayfayla siirimsiler' le bir merhaba demek istiyorum umuda..
Yine mevsim bahar, yine güneş gülümsüyor taş kesildiğini
sandığımız kalplere, ısınıyor buza kesmiş gözbebekleri insanların...
Yine mevsim bahar; kollar kendiliğinden açılıyor dost
yüzlere, dost gülücüklere hazırlanıyor insanlar...
Yine mevsim bahar; gülümsüyor en sert yüzler; dokunmasa da çiçek açan her ağaç dalını
sarıyor, sarmalıyor sanki ellerimiz...
Benim mevsimim bu mevsim, her bahar tam da kaybolduğumu sandığım bir anda her şeye
ve herkese rağmen baharda buluveririm
kendimi, aynada görmüş gibi uçan bir kelebeği... Yansıyan yüzümde daldan dala
konarken, süzülürken havada, ince kanatlarında kendimi buldum sanırım çoğu
zaman, uçuverecekmiş gibi, konuverecekmiş gibi bir kırmızı gülün yaprağına...
Her bahar, her tomurcuk, her gün batımında yüzü kızaran gökyüzü, her papatya
beni anlatır bana... Gri günlerden sonra böylesi pembe, sarı, beyaz çiçekli
günlere, sabah sevincini, bahar sevincini konuşturan kuş sesleriyle uyanmak bir
başka ruh katar benliğime... Bitti, tamam, tükendim derken, yeniden başlar
hayat, sil baştan nefes almaya başlar her insan... Sil baştan dost gelir bütün
insan yüzleri; küstürse de, kırsa da
parça parça olsa da, bütün cam kırıklarıyla dolsa da önüm arkam, etrafım;
bütünleşir, affederim yürekten hepsini... Yenilenir birden bire bir badem
dalında gördüğüm çiçekle dünya... Ve hatta her baharla yeniden doğar bir ferkul...
Adım adım say günleri, bir ileri bir geri... Dün bugüne
karışmış, yarın düne dönük... Bir pişmanlık, bir umut, bir sevgi, bir nefret,
bir alışkanlık, bir gizli heyecan, bir boşluk, bir sevinç, bir hüzün, bir
kasırga, bir sinek vızıldamaz saatler...
Yaşama sanatı dedikleri de bir bilmece, bir sanatkarlık
yaşayabilme... Yazarsın, dolarsın, taşarsın, kelimeler yetmez, bakarsın yine
başa dönmüşsün... Bu değildi ki yazacakların?.. Çizersin en usta bir ressam
sanırsın kendini, bakarsın, renkler birbirine karışmış; halbuki istediğin resim
miydi bu?.. İstediğin renkler miydi kullandığın?... Neye benzedi bu resim?..
Yırt at; sil baştan;
bir ileri, bir geri....
Bir güzellik, bir çirkinlik, bir insanlık, bir kulluk, bir
şeytanlık, bir iyimserlik, bir ruhsuz yürek... Bir açmaz, bir dolmaz, bir
bitmez, bir tükenmez... Tamam dersin, olsun dersin adım atarsın; bir ileri, bir geri, yine başlar yeniden... Dönüyor
işte o devran hep aynı devran, döndükçe bir ileri, bir geri... Say
sayabilirsen... Aç istersen kapalı kapıları, kır kilidi...
Kolaysa çöz
bilmeceyi...
Bazen bir taş atasın gelir denize, bazen bir uçurumdan
yuvarlarsın koca kayayı... Bazan taşın kendisi sensindir, bazan koca bir kalabalık taşır tek bir taş; o
kadar ağır, o kadar büyür gözünde, yılların , yorgunluğun, küskünlüğün
ağırlığı... Yuvarlarsın, fırlatırsın ileriye, geri döner rüzgarla... Bazen de
karışır taşın dalgaların arasına özgürce, bazen bir bakarsın uçurumdan
yuvarladığın taş takılmış bir ağacın köküne; direnir... Bir sel, bir afet olsun
diye bekler toprakta bulmak için kendini... Bazen tek bir kol hareketiyle küçük bir taş
bütün kayaları yıkmış , yuvarlamıştır kendisiyle birlikte uçurumun en dibinde
bulursun taşını, yerden alır fırlatırsın... Bir ileri, bir geri...
Aynaya bakarsın her sabah; gördüğün yüz aynı yüzdür aslında, sabahı başka
akşamı başka, gecesi başka bakışlar... Bir güzellik, bir çirkinlik; bir
mahmurluk, bir coşkunluk, bir sönük bulut görürsün yansımasında... Bir
parlaklık bazen, dolunayda yıldızlar gibi... Döner durur gözlerinin bebeği; bir
iyi, bir kötü, bir sevinç , bir hüzün, bir yalnızlık, bir coşkunluk, bir
kendine dönüş, bir arayış....
Hava dediğin ne ki, o da ne yapacağını şaşırır
gündönümlerinde... Dönmekle kalmak arası, gitmekle gelmek arası, gülmekle
ağlamak, sıcakla soğuk, samimiyetle, yabancılık her şeye... Aralarda bir
yerlerde döner durur... Ne tarafa dönsen karanlık, ne tarafa dönsen tek
başınasın gündönümü geçip giderken, geceye karışırken sabahlar... Baharla kışı
yaşarsın bir anda... Kimi zaman açar güneş,' ısıttı tam buz kesmiş yüreğimi';
dersin... Bir yağmur başlar sırılsıklam olur yalnızlığın... Bir bakarsın doluya
tutulmuş saatler, bir bakarsın yine güneş, yine sevinç.... Bir gariplik, bir mutluluk,
bir hüzün, bir yalnızlık...
Hayat, nefes alma sanatı; aşk; eskime_eskitme
sanatı...Olmazsa olmazı sanki yaşadıkça aradığın...Nedense de hiç
bulamadığın... Varla yok arası bir bilinmez yolculuk, koca bir ömre sığar
gider... Yine de var olsun istersin, dursun işte orada heyecanı, umudu,
yeter... İşte tam burada dersin, bir bakarsın ufuktaki ışık yanıltır seni,
yakalar, bırakmaz, koşarsın aydınlığına... Git git bitmez yolları, son nefesini
veresiye bir yarış, bir damla sevgi uğruna, deniz aşsan da nafile... Bir nefes, bir sevgi, bir nefret, bir keskin
çıkmaz sokak yol aldığın...
Bir yeniden doğuş, bir ölüm, dönüp durur işte bilemezsin ki,
dönen nedir, sen mi devran mı dünya mı?...
bakamazsınız… Yalnızlığım
büyüdükçe ben , çoğalırım…
Kadınım,
Yağmur yağar, oluklardan akar
sular… Damla damla
iner gökyüzünden sokağa… Islanırım… İçeride
ıslanırım…
Kim ıslanmış bu yağmurlarda benim kadar?...
Bilmezsiniz...
Bilemezsiniz nasıldır yağmurun
ıslağı, nasıl işler içine
gök gürültüsü sağnak
halinde düşüncelerin?.. Her fırtınada
korkar, her yağmurda ıslanırım..
Ellerimi açarım gökyüzüne,
kar taneleri kucaklar parmaklarımı,
sarılırım, bir dosta hasret
kalmışcasına… Korkaklığımı vurmam
yüzüme kendi kendimin...
Direnirim… Dağ gibi, taş gibi durabilirim
yalan yüzlerin karşısında, sanırsınız ki cesaret kesilmiş her bir damla kan,
vücudumda...
Düşen her kar tanesinde muştulanırım… Herkes
kadar sevinir,
hepinizden çok, üzülürüm.. Bir
küçük çocuk bakışı, bir ağaçtan düşen yaprak, dökülen mevsimler, biten günün
ardından batan güneş yeter, gözyaşıma, şaşırırsınız.... Birden nasıl bir
titreme düşer gözbebeklerime,görmezsiniz… Üşürüm, çok üşürüm…
Kadınım,
Yaz güneşi kavururken ortalığı
, sizin başınıza güneş
Küçüktü yüreği kocaman, beyni büyük, dünyası sevgi dolu,
iyimserlik dolu... Hiç bir kötülük değmemiş nefesine, hiç bir yalan girmemiş
diline; belli... Bakışı büyük, dili büyük, çok yaşamış da çok görmüşlerden
sanki... Daha yaşı yedi bile değil halbuki.
Bazen küçüklerden duyabiliriz yanlışları, bazen büyükler
yerine onlar bilir en doğruyu... Yüreği saf, beyni temiz böyle küçük olabilsek; hiç büyümeden, böyle kalsa zihnimiz...
Söz tükenir mi?.. Tükenir elbet, tükenir suyun kaynağından
fışkırıp dururken, birdenbire duruvermesi gibi gürül gürül bir akışın... Nasıl
tükenirse sevgi, nasıl tükeniverirse yüzyılın aşkı gibi görünen o büyük aşklar,
heyecanlar, yaşantılar... Hani bitmeyecek, hiç sonu gelmeyecek sandığın bütün
güzel şeylerin bitişi gibi... Tükeniverir yaz sıcağında yediğin buz gibi
dondurmanın külahının ucundaki tadı gibi.. Geri gelsin istersin, tekrar
serinlemek, tekrar aynı tadı yakalamak; hiç bir zaman aynı_ yı
yakalayamazsın... Hiç bir zaman ilki
kadar güzel değildir hiç bir şey... Şey de biter, tükenir zamanla.. Şey dediğin
nedir ki zaten; içinde çok_u barındırsa da, belki bir hayatı kapsasa da?...
Umut da tükenmiyor mu, yıllara ve zamana yenilmiyor mu?... Her
şeyin içindeyken, dopdoluyken, henüz hiç bitmeyecekmiş gibi sandığın bir anda,
birdenbire umutlar kadar, hayaller de bitmiyor mu, kaybolmuyor mu?...
Sessizliğin diliyle konuşturmak istedim kalemimi bugün... Epeydir
suskunluğa hapsettirmişti kendini, epeydir bir küçük mola, bir tür pause vermek
istedi sanki bir ket vurmak ister gibi ağzına, diline, süregelen bu biteviye
geçip giden zamana, yaşanan ve yaşanmışlıklarla birlikte yaşanmamışlıkların
isyanına... Duyguların diline... Öyle
bir durumda ki, dilini satırlara ve mısralara dökmekten çekindi sanki utangaç
bir küçük kız gibi... Bazen sessizliğin diliyle çok şey konuşur insan, çok şey
konuşur ama hiç bir şey duyamazsın... Hiç bir kelime dökülmez kaleminin mürekkebinden
sayfaya... Çok şey vardır söylenecek, hiç
bir şey kalmamış gibidir; bitmiştir, tükenmiştir sanki...
Bir kedi yavrusu gibi, yol başında birdenbire önüne çıkan,
sokulgan bir tavırla sırnaşan bir bakış... Söylemek isteklerini hissedersin,
yakınlaşırsın, bütünleşirsin, seversin, başını okşamak istersin önünden geçip
giderken, çok şey hissedersin içerinde taa derinden... Ama geçip gidersin, için
buruk...
Sözsüz bir sözlük içindeyim sanki... Bir ansiklopedi içinde
bilgisiz kalmış gibi... Halbuki şiir yazma vakti şimdi, halbuki hüznü
konuşturma vakti şimdi, hatta bahar çiçeklerinden bahsetme, kuşların diliyle
özgürlüğü fısıldama, kendini kırlara salıverilmiş gibi hisseden aylarca
hapsolmuş atların coşkunluğuyla koşma, dörtnala güneşe, tabiata verme zamanı...
Ben dediğin, çoğu zaman etrafındaki bütün kalabalığın içinde kaybettiğin
kişiyle, kendinle bütünleşme, kendini sessizliğin dilinin içinde bulma zamanı;
işte şimdi...
Belki de beyaz giyme vakti, beyaz bir bayrakla barışa,
sevgiye, hayata barış için el sallama, sözsüz, kelimesiz, mısrasız, konuşma
zamanı... Kimse anlamasa da,dilsizliğin diliyle konuşma, hatta işitme zamanı...
yıllar oldu .yazıdan şiirden uzak..yazmanın yaşamaya denk olduğunu düşündüğüm günler vardı eskiden..şimdi bu sayfayla siirimsiler le bir merhaba demek istiyorum umuda..