18 Ekim 2010 Pazartesi

VURABİLİR MİSİNİZ BİR ATMACAYI SÖĞÜT DALINDA?..


Bir garip yavru kuş idi, bir söğüt dalına konmuş idi... Dalda bir kuş, dağda bir söğüt, yuva edinmiş idi birbirini. Sarmış sarmalamış idi söğüt kuşu... Ağaç mutlu, kuş da söğütten hoşnut idi...

Yıllar yılı büyüdü yavru kuş... Kuş oldu, güvercin oldu serçe oldu, kendi oldu, başkası oldu... Uçmayı öğrendi, başka kuşlarla dost olmayı, hep uçtu, ama düşmeyi öğrenmedi... Düşülerse nasıl kalkılır, nasıl uçar bir kuş düşerse yeniden, nasıl kalkar, nasıl kanat çırpar, bilmedi... Gitti, geldi, döndü, hep o söğüt dalına kondu... Kim ne derse desin o bir garip kuş idi...

Bir  bahar günü bir kurşun geldi tuttu kanadından... Hiç beklemiyordu garip kuş; vuruldu...Vuruldu da garibim, sesi duyulmadı... Yüreğinin köşeciğinde bir mermi, çıkmadı hiç, orada yaralı, kaldı... Ne gidebildi, ne kalabildi, ortada olmak ne zor idi?.. Kuş ölmedi, ölmek tam da zamanıdır desen de içinden; bazen mümkün olmaz idi...

Yarasını sarmayı öğrendi, yaralarla yaşamayı, kalp kırılsa da, tam ortasından vurulsa da, atmaya devam eder, tik tak, tik tak, her kalbin atışı başkadır çünkü... Kuş olunca kalbi atmaz mı sandınız siz?.. Söğüt dalları arasında saklanmak, orada kalmak işine gelmiş idi garibin...
Ne vurmak ne vurulmak ister idi...

Bir garip kuş idi, yarasını sarmak bile istemez idi, onunla yaşamaya alışmış idi...
Yine söğüt dallarından uzaklaşmadan, alçaktan uçar, serçelerle dostluğa devam eder idi... Günlerden bir gün, yine bir kurşun geldi, bu kurşun zalim idi; vurdu ta yüreğinin içinden, bu kez deldi geçti yüreğini... Acıttı, kanattı;  bedeninin her yerine bulaştı kanı... Her yer kan, her yer kan, her bir kanadı kan olmuş idi... Her bir zerresinde bir acı çöreklendi kaldı orada... Zalim bir mermi idi... Kuşa da acımadı, söğüte de... Önce öttü kuş günlerce, hatta yıllara böldü, çarptı, çırpındı, elinden bir şey gelmedi; içinde çıktı sesi... Kimseler  duymadı...
Söğüt bile duymamış idi...      

Ve; Daldan düştü kuş...

Bir garip kuş idi, uçmasını bilirdi, dalda konmasını, düşmesini değil... Düştü, yerde yaşamak dalda yaşamaktan daha zor idi... Çırpındı, kanat açtı, düşüp kalkıp uçmasını öğrendi... Sonra savaşmasını, acımaması için yaralarının, acıtmasını... Vurulmamak İçin, Vurmayı... Büyüdü, büyüdü, uçmasını öğrendiğinde artık o, bir Atmaca idi...

Atmaca kuşa benzemiyor idi, söğüt dalına bile konmuyordu... Daha bir yüksek uçuyordu şimdi... Sesi yırtıyordu yeri göğü, korkutuyordu, korkmuyordu... Artık o bir garip kuş değildi... Ne kendine benziyor idi, ne atmacaya, bir başka olmuş idi... Herkes ondan uzaklaşır olmuş idi... Zalim kurşunun kanı her yerine bulaşmış idi... Derdi gücü yırtmak, kırmak, parçalamak, düşene saldırmak idi... Yüreğindeki kurşunları da unutmuş idi. Acı çekmeye alışmışken, acı vermeye başlamış idi... Dostlukmuş, sevgiymiş,vefaymış, umurunda değil idi...

Artık kimse atmacayı vuramaz idi, hiç bir kurşun atmacanın yüreğine dokunamaz idi...

Garip bir kuş idi, atmacaya dönüşmüş idi...
Böyle olsun istemez idi... Zalim bir  kurşuna yenilmiş idi...
Kendi olması için artık çok geç idi...


Atmacanın suçu neydi?


ferkul

15 ekim2010

5 yorum:

Adsız dedi ki...

ATMACANIN HİÇ BİR SUÇU YOK DOSTUM. O'NU BU HALE GETİRENLERİN SUÇU...BİR ŞEY DİYEMİYORUM....KEŞKE YİNE BİR SÖĞÜT KUŞUNA DÖNÜŞEBİLSE ATMACA....
AHHH!!!.. EMİNİM SÖĞÜT DE BÖYLE BEKLİYORDUR O'NU..."Kendi olması için artık çok geç idi...""Gerçekten kendisi olması için çok geç mi?...Bence değil!.ÖZE DÖNELİM , BİZE DÖNELİM, BİZ YİNE BİZ OLALIM. LÜTFEN... BENLİĞİMİZİ KAYBETMEYELİM....

Adsız dedi ki...

Çok değerli ferkul,VURABİLİR MİSİN ATMACAYI SÖĞÜT FALINDA, Yazınızdan çok etkilendim,etkilenmemek de mümkün deyil,yorum atmaca ama ,özü bizleriz,insanlar,biz, bizi bildiğimiz zaman,özümüze döndüğümüz zaman hayata bakışımız,yaşantımız değişir,zatialinizin bu güzel yorumuna,ben acizane olarak tek söyleyeceğim şudur,rabbim sızın gönlünüze göre versin,iyi ki varsınız,hiç olmazsa bu müstesna eserlerıni bizler okuyarak,bilgi sahibi oluyoruz,bundanda çok mutlu oluyoruz,başarın daim olsun inşaallah,saygılarımla..

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Nasıl bir yazı bu içimdeki kurşunları daha da derine itti.
Atmacanın ne suçu olsun, devir öyle bir devir ki keşke, keşke her güvercin atmaca olsun daha az yara alır ve hatta yara almamasını öğrenmiş olsun.

Sevgili Ferkul, seni yeniden bulduğuma ve o güzel yazılarına yeniden kavuştuğuma çok sevindim.

CndEditor dedi ki...

insanlığın tam ortasındaki, ağırlıkça üst dereceden bir 'iç yangın'ı dile getiriyor bu yazı.

gerçekten 'neydi bu atmacanın suçu?'
...
bu sabah, TV'lerden birine konuk olan, düşüncelerini çok beğendiğim Prof Tarhan hoca şöyle bir söz etti:
'Doğa, kendine katlanabileni ödüllendirir.'

Bu açıdan bakarsak, söğüt dalındaki masum kuş, vuruldu; ama, 'çırpınma'yı becerdi ölmemek için... Çırpınma ya da 'irkilme', canlı olan her şeyin ilk tepkisidir, dışardan bir etki geldiğinde...
Masum kuşun bu çırpınmasını ödüllendirdi doğa: ona yaşama şansı tanıdı. Doğa, ne yazık ki, böylesi bir 'av'ı ödüllendirdiği kadar, onu avlayacak olan bir 'avcı'yı da ödüllendirmek zorunda...
Bu duruma, ünlü Alman düşünür Hegel'in gözüyle bakarsak, dönüşüme uğrayıp saldırgan bir atmacaya dönüşen bu masum kuşun, artık, atmacalığını sürdürmekten başka yapacak bir şeyi kalmamıştır. Masum kuşken acımasız doğanın bir 'masumiyet öğesi'ydi. Dönüşüme uğrayıp atmaca olunca, değişen bir şey yok doğa açısından. Şimdi de doğanın bir başka öğesi oldu: 'Saldırgan öğesi'.

Hegel'e göre, doğanın içindeki Geist/Ruh/Zihin günü geldiğinde, insanların oluşturduğu 'toplum'un içine sıçrayacak ya da sızacaktır.
Bu 'ruh', bu toplum içinde gelişecek, dönüşecek ve sonunda 'insani bir öz' (ya da insani bir 'kabuk')kazanacaktır...

Benim kanımca, bu kazanım üzerinde, 'yazarlar'dan, daha genel deyişle 'sanatçılar'dan başka hiç kimse kafa yormayacak ya da kafa patlatmayacaklardır.

Söz konusu kazanım 'insani öz' değil de, yalnızca bir 'insani kabuk'sa, 'bu insani bir kabuktur' demekle yetinmeyecek olan sanatçılar, bu kabuğu çatlatıp, içindeki 'ruhu özgürleştirme'nin yolunu yordamını da göstereceklerdir.

Toplum içinde, bu yolu yordamı öğrenenlerin ve sanatçı duyarlığı kazananların sayısı giderek artacak; sonunda, insani duyarlığı aşkınlık düzeyine varacak olan bu topluma, artık herhangi bir 'sanatçı' da gerekmeyecektir.

Doğa, her ne kadar, gözlerimizi okşayan milyarlarca 'örgü, işleme' dokumuş ya da örmüş de olsa, yaptığı işin 'sanat'la bir ilgisi yoktur. Sanat, insan zihninin ürünüdür çünkü...

Zamanla dönüşüme uğrayan bir yaşamı, 'idi'lerle doldurarak sergileyen bu anlatı, 'suç' gibi, şu sıralar günlük yaşamda sıkça kullandığımız insani bir kavramı içeren 'Atmacanın suçu neydi?' sorusuyla bitiverdiği için, sanatçının doğasıyla, doğanın sanatı arasındaki 'ip', aşırı ölçüde gerilmiştir.

Yazının tadı da, işte bu gerilimden doğmuştur.
...
İçimi ürperten bu yazıyı yazan kurşunsuz kurşun kaleminizin ucu, zamanın kör nazarlarına takılıp incinse ya da kırılıverse de, taşıdığı bu 'insani yürek', dilerim, hiç bir zaman kırılmasın.

gül dedi ki...

Ferkuuuuuuuuuul...Yazıların üzüyor beni.
Sizi görmeyi okadar çok istiyorumki değerli kardeşim.Hayırlı günler.