3 Mayıs 2010 Pazartesi

Duyuyorum, Okuyorum, Yazıyorum....


Duyuyorum, Okuyorum, Yazıyorum....

Bugünlerde yazmakta zorlanıyorum, sanırım biraz da okunur olmaktaki endişelerim buna sebep... Sanki biraz daha fazla okunduğumu hissetsem, okurlarımdan bir ışık, bir ses duysam diyorum... Halbuki blog; kendi kendine konuşur gibi yazma işi aslında... Okunsun veya okunmasın, insan yazdıkça çoğalıyorsa, önce kendi için yazmalı, bütünleşiyorsa yazdıklarıyla, yazmalı, bırakmamalı.... Bunu çoğu zaman unutuyorum.... İnternette bir blog sayfanız varsa, zaman zaman ziyaretçi ve okur trafiğinin düşmesi veya artması, bazan şaşılır derecede hiç okunmama duygusuna kapılmak çok doğal ve normal iştir, bunu gözardı ederek sık sık ve sadece kendine yazıyormuş gibi herkese, yazabilirsiniz, boş kuyuya taş atttığınızı hissetseniz de zaman zaman; taş yerini bulur aslında... Bir kişi bile sizin duyduklarınızı işitse, kendinden bilse, değer verip okuyarak sizi içinde hissetse yeterli aslında... Ama daha çok okunma hırsı, sanırım alıp götürüyor insanı; bazan hüsrana, bazan  rüzgarına...

Bir duygu insanıysanız, her şeyi ince eler, sık dokur,ayrıntılara çok takılırsınız... Ve en iyisini yapmak istersiniz... Sizin için iyi olan, bir başkası için kötü olabildiği gibi,sizin kötü dediğiniz beğenip de okumadığınızı, bir başkası alıp en yukarılara sürükleyebilir.... Bunu çoğu zaman yazınca; hissediyorum, tam da bu oldu, ben kendim bunu beğendim dediğim bir yazıyı çoğu zaman sıcak bulmuyor okur... Ya da tam olmadı bu yazı diyorsun, bir bakıyorsun çoğu insan kendi resmini yazıda görmüş, aynada kendini görüyormuşcasına kapılıp gitmiş yazının akışına...Yazmak ve okunmak, zor iş  aslında... Bilinmeyen bir yolda ansızın daha önce yürümüş gezmiş ve bulunmuş olma hissi gibi, ya da kaybolmuşluğun orasında bulmuş gibi kendini....

Bugünlerde dikkat ediyorum, okumak ve okunmak, siyaset ve yemek tarifleri, magazin haberleriyle doğru orantılı...Kimse duygularını ortaya saçmış birini okumaktan yana değil... Ya da önüne serilmiş bir şiir demetini elinin tersiyle itiyormuş gibi insanlar... Hatta duygusallığın hafife alındığını görüyorum toplumda... Geçen gün bir arkadaşım, neredeyse benim yanımda, şiir yazan, deneme yazan birinin  dedikodusunu yapıyordu, dinlemekten utandım.... Böyle bir toplumda, duygu insanı olmak ne zor, saklanmak mı gerek?...
Duyguları bu kadar hiçe saymak, küçümsemek, kendi ruhundaki fırtınaları dindirmeye yarar mı?...  Halbuki; duygu her zaman bir parça  küçük bir dünya yaratmak demektir, ruhumuzda hissettiğimiz, kendimizden saydığımız her şeydir duygu dediklerimiz... Gerçek hayatın meşgaleleri ve maddeciliği içinde unuttuğumuz en güzel şey ve olmalı, her zaman yaşanmak ve yaşatmak için, yaşamanın bir anlamı olması için...

Başlamak başarmanın yarısıysa, çoktan başladım ben, okumaya ve yazmaya... İnsanlar yazdıkça ve okudukça dünya küçülecek, duygulandıkça çoğalacak sevgi, barışa , şefkate ve dostluğa açılacak kapılar... Biliyorum, bunu her okuduğum ve yazdığım cümlede hissetmekten gurur duyuyorum...

Ne mutlu bana!... Ne mutlu ki Duygusalım!... Duyduğumu, duymadığımı, hissettiğimi, hissedemediğimi, olanı, olmayanı, gerçeği ve yalanı, mevsimi, mevsimsizliği, bazan hiç yaşanmamış bir baharı, bazen yaşanmış ve yaşanılacak anı,çoğunlukla beni, bizi, sizi; yazıyorum ve okuyorum!..

Var mı daha ötesi?...


ferkul
2mayıs 2010
01.02

3 yorum:

makbule abalı dedi ki...

Değerli Arkadaşım,
Bütünüyle öyle güzeldi ki yazınız,
düşünerek, duygulanarak,zevk alarak okudum... Sanırım insanlar artık , günlük hayatın karmaşası içinde daha farklı alanlara kaydılar.
Ben her yazınızı okuduğum gibi, beni okuyan arkadaşlarıma da en sevdiğim blog olarak şiirimsi'yi önerdim.Biliyorum ki "izler" görünmeseler de okuyorlar ve çok beğeniyorlar.
Keşke atılan bütün "taşlar" sizinki gibi olsa... ben onlar'ı birer "mücevher" gibi değerini
bilerek saklıyorum.Selamlar...

Adsız dedi ki...

kimse okumasa bile bilki nanekokusu olarak ben burdayım yeterki yazmaya devamet ne olur.duygulu yazılarından mahrum etme beni şevkin kırılmasın hiç sevgili arkadaşım...kalemin susmasın.. nanekokusu

Pho2Phil dedi ki...

"Bir duygu insanıysanız, her şeyi ince eler, sık dokur, ayrıntılara çok takılırsınız..." demişsiniz.

gizlenir kalırım ayrıntılarda
... bir akşamsefası gibi ben
niye kapanırım ki, gündüzleyin?

ve niye açılırsam birkaç gül yaprağınca aynı dalda: akşamlara ve en çok da gecelere ve hele sabahlara...

ağlayınca bulut, yerdeki bir dala... yaprağa...

ne sarı duygular kalır ortada
ne de kızıl ayrıntılar...

gün, göremediğiniz bir yüz için gider de batar: ve takılır da kalır bile şiirdeki bir yıldıza...

yolunuz mutfağınıza düşer...
düştekilere benzer bir kahve içimliğine... ölmezsiniz!

kokusuyla kahvenin... düşe dalar... bir insan ararsınız!
düşünen, taşınan: iki kişilik bir kahve yaparken bile...

yalnızlığını düşünen...
yalnızlığını taşıyan!

birini ararsınız.

özlemini duyarsınız: unuttuğunuz!
unutturduğunuz her şeyin!

biraz da uzun yaşadıysanız
ya da öyle olduğunu sanıyorsanız...

ince eleyip, sık dokuduğunuz birçok şeyi: tutar da, hiç de gerekli değilken, en kaba çizgilerde ararsınız...

'şiirimsi şeyler' gelir takılır aklınıza...

işte o zaman: kabalıklara gizleneni bile, ayrıntılarda ararsınız...