28 Aralık 2009 Pazartesi

2010'la






Yeni bir yıla hazırlanırken;  yeni bir sayfa eklerken hayatın yapraklarına,  geçtiğimiz gün ve yılları saymamak gerekiyor galiba... Ayrımsamamak, ayrıştırmamak...  Öylesine, biteviye yaşamak gerekiyor gibi, her günü ve anı... Bazan günü gününe yaşayan insanları tuhaf ve garip görsek de, herşeyi ve herkesi  fazla ayrıntılarıyla inceledikçe, hayattan çaldığının farkına varıyor insan... Ve her zaman olmasa da, arasıra günü güne uydurmak gerekiyor galiba... Günü gününe, anı, anına... İncelemeden, olduğu gibi...  Bazan da herkes gibi olabilmek...  Herkesin baktığı pencereden bakmak, öyle görebilmek...

Ne de çabuk geçiverdi yıllar... Delikanlı denilen zamanlarımızda hala düşünebilir ve hayal edebilirken, daha bir coşkunken duygularımız  2000'li yıllarda nasıl ve ne şekilde bir hayatımız olacağını düşünürdük arkadaşlarla... Kaç çocuğumuz olacak, hangi şehirde yaşayacağız, mesleğimiz ne olacak, nasıl konuşan_düşünen insanlara dönüşeceğiz?.. Keşke komşu olsak bari'ler, bir kitabımız olacak mı hatta, yazacak mıyız yine, yazılmış ve yaşanmış bir hayatı benimsemiş mi olacağız gibi... Sevimli hayaller, meraklar, derken geldik işte 2010'a... Yaşanmış ve yaşanmamış ne varsa hepsi bizim, bizden , hayaller gerçek olsa da olmasa da, hala diri, hala canlı kalabildiyse, sanırım önemli olan bu... Yaşatabilmek umudu... İstemesen de yıllar koşar adım çıkıveriyor önüne, nasıl geçtiğini anlamıyorsun bile çünkü... Bir bakıyorsun, bugün ; dün_e dönüşmüş ...

Sanki 2009 veya daha önceki yıllardan farklı, on sayısının katlarından biri olduğu için mi, 2000' i daha çok geride bıraktığını anımsattığı için mi, kimbilir?..  Belki de bir önsezi, farklı bir yıl olacak, farkı, keşkelerden ibaret olmamasıdır belki, daha bir aydınlık 2010?... Neden olmasın?..Önsezilerimizi de kendimiz yaratıp yönetmez miyiz?...

En_leri yaşadığım bir 2009'du... En azından kendim için , sevdiklerim için, ve  iyi niyetini kalbinden çıkarıp yüzüne ve sözlerine yansıtan bütün herkes için , 'En' _lerin içinde en çok sevdiğiniz ve yaşamak istediğiniz günler ve anlarla dolu bir yıl olsun, 2010...

Ve hayaller, hiç bitmesin....

ferkul
28aralık2009

21 Aralık 2009 Pazartesi

İyi(!) Günler, Güzel Günler Getirir Mi?


 



İyi(!) Günler, Güzel Günler Getirir Mi?

İyi günlerdeyiz... Havası senden değil, suyu senin değil... Kimseye benzemez , düşü sana benzemez, gündüzü senin değil... Herkese yabancı, herkes sana yabancı...  Bir günün bir gününe uymaz, saatin sana benzemez, öylesine;  iyi günlerdeyiz...

İyi günlerdeyiz(!)... Yağmasa, kuraklık olur, suya hasret yaşarsın; yağarsa sel olur, evler yıkılır, insanlar ölür... Bir damla, ya da karınca kararınca olmaz herşey, olursa çok olur, olmazsa hiç_liği yaşarsın...

İyi günlerdeyiz(!)... Siyasiler savaşta, koltuk kavgası saygıyı ve fedakarlık  duygularını hiçe saymış, atmış çöpe onuru... Haber izleyeyim diyorsun, kanlı bıçaklı kavgalar, yolsuzluklar, anasını, babasını,eşini, çoluğunu çocuğunu, aielesini öldüren gençler,tecavüzler, saldırılar, olumsuzluk dizboyu... Bir birine düşman bir nesil...  Dizi izleyeyim diyorsun, aldatanlar, aldatılmışlar, umutsuzluklar, bütün bunlar arasında bir şaşaa, bir şatafat... Neredeyse delirmiş bir insan topluluğu!... Nefret  sokaklardan geçerken evlerin bacalarından içeri girmiş...  İyi günlerdeyiz(!)

İyi günlerdeyiz... Terör bir yandan, evde, sokakta, şehir şehir kol geziyor, insanlar arasında bir korku, güvensizlik... Asker , bizim, benim, hepimizin diyen yok,  bana dokunmayan yılan hikayesi...  Almış yürümüş bir umarsızlık herkesi... Açılım ruhumuza işlemiş, daha önceden varmış da haberimiz yokmuş gibi...

İyi günlerdeyiz... Kuş gribi, kanser derken şimdi de domuz gribi... Gitgide artan bir  çok ölüm vakası... Ne yapacağını şaşıran insanlar, aşı mı olsam, olmasam, ölür müyüm, yoksa bana bulaşır diye korkudan mı ölürüm?..

İyi günlerdeyiz... İyi günler, zor günler, bir türlü getiremiyor güneşli sabahları, aydınlık yüzleri yansıtmıyor aynalar...

elbet bir gün sabah olur 

gün doğar, su durulur

mevsim yaz olur..

kimbilir belki yarın

gözler ışığı bulur,

Elbet sabah olur,

İyi (!) günler son bulur...

 

 

ferkul

19 aralık2009

00;05

14 Aralık 2009 Pazartesi

BİZ HİÇ ÖLMEDİK





                                                                           İKİ’YİZ

Gözlerin
Yüreğime değdiğinde
Yaz gelir
Mevsime yağardı sıcak
Yağmur gibi…
Kanasa da her yanım
Yaksan da bütün gemileri
Bir damla kan
Akmazdı damarımdan
Sen
Ben
Biz gibi…

Çatılardan sarkarken buzlar
Elleri donardı en çok
Kalabalık sokaklarda
Işıksız evlerde sönerdi
Güneşsiz sabahlarda
Açılmazdı gözleri...
Mutluluk uzak bir deniz
Konuştukça tükenirdi
Üşürdü insanlar...
Titrerdi kelimeleri...
Biz hiç üşümedik…


Biz
İki kişiyiz
Biriktirdiğimiz yalnızlıklardan çoğaldık
Bitirdiğimiz başlangıçlardan biriktirdik
İkimizi…
Günlerden, gecelerden,
Bitmek bilmez ayrılıklardan
Hasretten ve özlemlerden çaldık
Yalansız cümlelerdi kurduğumuz
İki kişiyken umuduz
İki kişiyken biriz...
Deprem oldu,
Sel bastı
Tufan oldu
Kimse kalmadı yaşayan
Gözlerin
Yüreğime değdiğinde

Biz hiç ölmedik…

Biz hiç devrilmedik birlikteyken… Koca çınar devrildi önümüzde, kocaman bir gökyüzü sarsıldı kara bulutlardan, alaşağı etti yeryüzünü, yağmura dönüştürdü öfkesini… Rüzgara yenik düştü onca dağ, tepe… O yağmurlarda biz ıslanmadık, iliklerimize değmedi kara bulutların rengi... Öyle yağmurlar ıslatamazdı bizi, öyle yağmurlardı ki; bizden değildi... Biz güneşin arkasından gelen yağmurların çocuklarıydık hep… Gökkuşağının çocukları... Islansak da ardından rengarenk bir gökyüzü çıkartan yağmurlardı üstümüze yağan…
Biz hiç ıslanmadık...

Yıkılsa da umutlar, hiç devrilmedik baş aşağı, yerlere serilmedi sevdamız…

Hiç eğilmedik biz namerdin önünde, hiç bir zaman unutmadık kendimizi, unutulmuş masallardan değildik çünkü, yaşayan, nefesiyle dirilten bir yürekti bizimki... Arayıp da yıllarca bulunmayan bir çift göz değildi sözlerimiz… Hiç unutmadık yeminimizi… Hiç yalan söylemedik kimseye, yalansız bir yaşamdı düşlediğimiz… Yalansız sözlerde kaybolmadık, yalansız romanlarda bulduk ikimizi... Efsane olmuş sevdalarda, yalansız dönüşlerde bulduk kendimizi…

Hiç susmadık biz, hep konuştuk birlikteyken de, yokluğun acısı içimizi yakarken de, ayrılırken de birdik, susturmadık sevgileri, konuştukça büyüdü, konuştukça canlandı, büyüdükçe kanlandı, kana bulansa da harflerimiz; biz ikimizken hiç susmadık… Konuşmasa da dillerimiz, yazmasa da kalemimiz, biz hiç bir olmadık, hep iki kişilikti sevdalarımız…

Biz iki kişiyiz... Birken iki olmak baharla kış gibi, gidenle gelen gibi, geçmişle gelecek gibi... Olmazlardan yol açtık bozuk, taşlı sapa tarlalardan, ne yollardan geçtik, yorulmadık... Üşenmedik, hep tek bir yumruk gibi sıktık avuçlarımızı.... Kanasa da, acıtsa da ciğerimizi, öyle kaldı ellerimiz...

Biz iki kişiyiz.... İki iken biriz, bizken varız, var oldukça, değdikçe yüreğimize gözlerimiz, biz hiç ölmeyiz...

ferkul


10kasım2009

00:45

7 Aralık 2009 Pazartesi

Yine Antalya'da Bir ferkul





Bayramın ikinci günü, herkes akrabalık yarışındayken, kendime bir iyilik yapayım dedim, Antalya yollarındaydım... Serin bir kış havası hakimdi güne, güneşe rağmen, içimdeki bungunluğa inat, direnmek için hayatın gailesine, biraz da denizle bayramlaşmak, gözlerime bayram armağanı bir mavilik sunmak için...

Antalya terminalinde belediye otobüsüne bindim, ücretimi verdim, bir de baktım ki, ücret kısmında ne göreyim?.. Antalya belediyesi öğretmen ve emeklilere bir hoşluk, bir jest yapmış... Meğer aylardır bu uygulama devam ediyormuş... Öğrenci tarifesi, yoruma açık;  siz deyin öğretmen maaşları öğrenci tarifesine uyduğu için, bu kadar düşük olduğu için, ben diyeyim; öğretene saygı ve minnet göstergesi...

Her ne olursa olsun, diğer şehir belediyelerine örnek olsun;  diyorum...



Portakal ağaçları sanki yaz mevsimini canlandıran güneşle yarışır gibi, salmış kendini, portakallarını sergiliyordu... Bir tane kopardım tadına bakmak için, limon gibi çok ekşiydi, görüntü resmi içinde konmuş arka fon gibi... Bakmak içinmiş, sadece..

Ve deniz yolunda  bir park havası, fıskıyeli havuz!...



  
İskele yolunda hala tek tük turistler vardı bu mevsimde bile Antalya'nın kadrini kıymetini bilen yabancılar...Ve satıcılar, tabii buralardan alışveriş yapabilmek, bizim gibi ücretli insanların harcı değil....
ve  liman, hala güneş batmamışken bir sandal keyfi, bu kış ortasında bahar şehrinde en iyi fikir olmalı....


VE  İŞTE
 
işte hasretim, özlemim, aşkım, deniz, ve dalgalar, bazan ne kadar çok onlar gibi olmak isterim, coşkun, ve köpük köpük kıyıya vurmak...
Yavaş yavaş gün batarken bir resim çizmek; gruba karşı...Ve içinde kaybolmak, seyrederken....




Ve kıyıya vurmuş bir güneş dalgası
ve gün batımı


                       Geri dönüş yoluna çıkmadan önce Tophane'den bir gece manzarası



    Kış ortasında bahar, başka dünyanın hangi ülkesinde yaşanır?...Var mı böyle bir başka güzellik?.
   Gün boyu caddelerde, yol boylarında, hala kısa kollu giyinebilen, mevsimin rahatlığını              giysilerinde ve yüzlerindeki sıcaklılkta gördüğüm insanlar!...

Yaşadığınız şehrin değerini bilerek, hissederek yaşayın, derim....



Ve Antalya belediyesine yeniden, bu duyarlılık ve örnek davranış için teşekkürler...

2 Aralık 2009 Çarşamba

Bi bilsen....







BİLİR  MİSİN  ?

Bir bilsen nasıl üşüdüm, nasıl soğuk buralar... Halbuki ne kar, ne rüzgar.. Havada ıslık çalan bir yalnızlık... Bu buğulu gökyüzünde bir bilsen nasıl suskun gönüller, nasıl durgun her gün... Bir bilsen nasıl konuşulur, nasıl yürünür bu havada, nasıl yaşanır?... Nasıl gülümser insan içi titrerken,  sona ve sonbahara hazırlanırken?.. Nasıl bir hüzünle adımlar sokak taşlarını?...  Nasıl yürünür doğru dürüst yollarda, hiç tökezlemeden, ayağın taşa takılmadan, nasıl seslenilir sevgiliye, sitem etmeden?...

Bir bilsen nasıl yağmurlarda ıslanmışım, sağnak sağnak yağarken, dışarıda  yağmur, içeride kuru bir yalnızlık korkusu... Ve bir yanık kokusu genzime kaçmışsa hele, alev alev bir yangın, yağmura teslim olmuşsa... Gözlerimde bir silüet resim; bir hayal, bir gerçek, bir dayanıksızlık, bir ortalığa düşmüş yalnızlık kalabalığı arasında bir ben...  Kendini seçebilmek bunca yokluk arasında ne mümkün?... Gök gürültüsü ciğerimde,  nasıl sağnak yağıyor, nasıl ıslattı beni bu yağmur;  nasıl öksürtüyor, bir bilsen nasıl yağıyorum hayata, nasıl ıslak ellerim... Ellerime yağıyor sonbahar.. Yüreğimden dökülüyor her yaprak; toprağa karışıyor sonra, sarı sarı...

Bir bilsen bu yağmur neleri götürdü, neleri getirecek bana, ıslanır mıydın, ıslanır mıydık düşünürken?..  Bu yağmurda ıslanmayı deneseydin, bu ıslak kaldırımlarda yürümeyi, gökyüzü ağlarken gülümsemeyi, inadına dökülmeyi salkım saçak yağmayı... Anlar mıydın ben_i?.. Bilir miydin nasıl zor, zoru yaşamak?... Sokaklar dolusu kalabalık, caddeler dolusu yalnızlık... Bağrı yanık  insanların, kavrulmuş bütün cümleleri... Ve  nasıl sonsuz gibi yağışı yağmurun..

Kanadı kırık bir beyaz guvericinim şimdi... Bilsen uçamayan bir güvercin nasıl konar kuru sonbahar dallarına, nasıl kanatlanır?.. Kırık kanatlar işe yaramazsa, kanatsızlığı yoksayarak yaşamayı beceremezse bir güvercin; ne yapar, ne eder, nasıl bakar gökyüzüne?... Bilir misin?..
Görebilir misin beni bunca yoklar arasında?...

Bir bilsen nasıl kırgınım; nasıl darmadağın saçlarım, nasıl perişan umutlar?..  Bir bilsen; Bu sonbahar nasıl zor...

 Bilsen nasıl yorgun yüreğim... Uzak yollardan, uzak şehirlerden, uzak bir mavi denizden sesleniyorum sana... Ucu yok, bucağı yok, sonu yok... .Denizsiz bir dalgayım, ne denizliğim belli, ne dalgalığım, ne dalgınlığım belli, ne de kendimi görebiliyorum aynada?..   Bilsen nasıl duraksamışım, nasıl durdurabilsem diyorum bu koşturmaca içindeki karmaşık yolculuğu...

Bir bilsen nefes almak, kalabalığa karışmak, yürümek, koşmak, konuşmak, anlatmak, bakmak hele, yorgunken, hele de sensiz seni yaşarken; ne kadar zor...

Uyku... Deliksiz ve korkusuz, kabussuz, rüyasız, özlemsiz; uyumak... Bir bilsen, nasıl uyumak, istiyorum... Gözlerini kapatıp sonsuzluğa, özlem ve umuda vermek kendini, yakışıksız bir mevsimde üstüne yapışan isi ve buğuyu söküp atmak...

Bi bilsen uyanıkken  uyumak, nasıldır?..  Uykulu gözlerle seyretmek hayatı?...

Ve uyanmak bir mutlu sabaha, nasıl zor?..



ferkul

23 Eylül 2009
Çarşamba 00:38: