25 Ekim 2009 Pazar

OLUR YA?...


OLUR YA....


İnsanlar gülümsüyor, gözlerinde sevinç damlaları… Önümden geçiyorlar, arkamdan geliyor selamları… Yüzleri ışıltılı, aydınlık bir nur alınlarda, yürekleri sevgi seli… Taş atma oyunu oynamıyor artık çocuklar, çiçek serpiliyor gökyüzüne kahkahalarıyla… Yakalamaca da oynamıyorlar, saklambaç da, kimse kaçmıyor, saklanmıyor kelime oyunlarında bile… Kimsenin de yakalamaya niyeti yok kimseyi… Hiç kimse kaçmıyor ki, saklamıyor ki gözlerini… Bak şu yaramaz oğlan bile çekmiyor beyaz kurdelalı, kırmızı elbiseli kızın saçını… Küçük kız gülümsüyor oğlana… Ellerinde rengarenk dondurmalar, pamuk helvaları lekelemiş yanaklarını, pembe bir mutluluğun resmi bulaşmış oyunlarına…


Büyüklerde de küçülmüş bir yürek taşkınlığı, kimsede yalan yok burada; terör yok, saldırganlık yok, sahtekarlık yok, kimse konuşmuyor kimsenin arkasından, hiç kimse cam kırığı toplamıyor, bütün camlar yere serilmiş, bütün duvarlar yıkık… Bütün sırlar ortada, bütün gizli kelimeler tükenmiş… Neyse o, neysen o’sun burada… Duvar denen bir şey de yok zaten ortada, şeffaf bütün yürekler, bahçeler şeffaf, evler, ağaçlar, dallar, yapraklar şeffaf, sokaklara serilmiş insan coşkusu, yaşama sevinci, ümit seli… Gözlerde bir masumiyet mutluluğu, bir güzel koku yayılıyor benzeri yok, eşi yok, misk_ü amber sanki… Her bakışında, her cümlesinde insanların; sevgi, şefkat, kardeşlik kokusu ve aşk; kardeşe, sevgiliye, evlada, velinimete, dosta, vefa kokusu… Üzerine yapıştı mı bir kere, bırakmıyor bu koku… Hoş sen de hiç gitmesin istiyorsun ya…


Ve gökyüzü; her gün mavi, bulutlar her gün beyaz, gün başlarken daha, yorgun değil yürekler, kırık dökük değil umutlar, ve hayaller uçsuz bucaksız… Ay gecede parlıyor her gece, her gece mehtap, her gece uyanık insanlar, rüyalar pembe beyaz; bütün karanlıklara inat… Aydınlatıyor evreni… Işıltısı gözlerde…


Ve bahar, bırakıp gitmiyor insanları, kış soğuğunda, yağan karda bile bir çiçek açan ağaç resmi kaplıyor yürekleri… Çünkü biliyorsun ki, her mevsimin sonu bahar getirir, bahar seni bekler, eninde sonunda düze iner yokuşlar…

Neden o_l_m_a_sın ? …


Sen iyiysen, güzel bakarsan ?....

ferkul

24 ekim 2009

00:53

6 Ekim 2009 Salı

G_Ü_L_Ü_M_S_E ....


G_Ü_L_Ü_M_S_E ....


Artık yeter, şimdi zamanıdır, umudu konuşturmanın... Renk renk çiçekler açtırmanın, bahara hazırlanmanın, gülümsemenin, gülümsetmenin, zamanıdır... Zamanıdır yelken açmanın, şimdi tam zamanı henüz güneş varken, herşey tadında ve güzelken, bi de rüzgar varken yelkenlerine kucak açmış.... Zamanıdır kadrini kıymetini bilmenin doğan günün, esen meltem rüzgarının, iyimserliğin... Hala ümit varken, ve hala yıllara rağmen kırışmamışsa yüzün, ağarmadıysa bütün hüzün sağnaklarına rağmen saçların, ve kalbin hala atıyorsa tik tak tik tak... Batan güneşin kızıllığı hala bir şeyler fısıldayabiliyorsa kulağına, zamanıdır ayağa kalkmanın!..

Artık yeter hüznün, gözyaşının, hayalsizliğin, belirsizliğin de artık sonu gelmeli, olmalı bir çaresi... Bir taş atmalı artık kuyuya ve sesini dinlemeli... Tok da olsa sesi, gamzeler açtırmalı yüzünde, gülümsemeyi, inanmayı unutmuş yüzlerde...Ki sen, inanmak yaşamaktır derdin, başlamak başarmanın yarısıdır; derdin... Hadi artık, başla!...

Hani bir kırmızı güle verirdin bütün kederlerini, bir küçük nergis dalında bulurdun kendini...Hani o soğuk, karlı kış günlerinde bile, bir damla kar, unuttururdu bütün geçmişi, geleceği, avucuna düşünce...Hani büyüse de küçük kız, umut veren şiirler yazacaktı gecenin içinde yansıtacaktı hayallerini.... Büyümüşken küçük kız, bu kadar büyütmüşken yüreğini, daha güzel şiirler yazmalı, susmamalı!...
Ne duruyorsun, artık yeter!.. Aç kapıyı....


Artık yeter, bırak kendini suyun akışına.... Bak ne guzel geliyor gümbür gümbür akan şelaleler gibi, yeni doğmuş bebekler gibi, koşarak geçip gidiyor önünden günler... İnadına; sarıl hayata!...Dinle şu çocuk seslerini, şarkılar söylüyorlar yarına, kulak ver!...Bak şu yaşlı adama, bastonuyla direniyor hala yürümeye, kaldırımları arşınlamaya.... Bu kadar acı yeter!...Şimdi hayallerden, gelecekten konuşma zamanı, dün bitti, yarına bakmak zamanı, bırak o rüzgar eskidendi; esti geçti, daha dündü, hatta bugündü, ama esti, bittii... Yağmuru dindirmek, fırtınayı durdurmak senin işin... Senin işin rüzgara karşı yürümek, en iyi bildiğin, becerdiğin... Yapabilirsin....O yağmurlardan sadece toprağın yüzünde beliren yeşil bir fidan kalsın içinde.... Çünkü yaşamak, öğrenmek ve büyümektir, ve yine yeniden yenilenmektir, tarihi eserler değil midir zaten şimdi en paha biçilmez olan?.. Acı da bizdendi hani, hüzün de, keder de, ama biriktirmemeli, taşırmamalı... Artık yeter...

Artık yeter depresyonun, bungunluğun, yokuş aşağı yuvarlanmanın sonuna gelmeli... Ne günler görmedin ki sen, ne fırtınalarda yıkılmadın, ne olmazları oldurttun tebessümünle... Bir tufan yıkabilir mi koca bir dağı, yerle bir olabilir mi bütün tepelerin; sırf hain bir rüzgar esti, geçti diye... Essin dursun kara bağrına, esmekten başka ne işe yarar zaten rüzgar dediğin?.. İşte geçti, yıkık ağaçlar arasında, dağınık topraklar arasında da olsan, dağlığın yine dağ!.. Yıkılmamış tek ağaçla kalsan da...Hangi rüzgarın gücü yetmiş senin gibi bir dağı yerle bir etmeye!.. Ayağa kalk ve diren!..

Bir selam yaz, umuda... Bir şarkı tuttur akşam vakti, şimdi şarkı söylemek zamanı... Şimdi sevmek, inanmak, ve guvenmek zamanı.. Ayrılıklara da, yalana da,vefasızlığa da, şu çirkef yüzlü çirkin şeytana da, gülümseme zamanı... Bir gül açtır selamınla günün içine... Yeni bir söz olsun dilinde, bir yeni cümle kur, ve başla!...Bir gül açtır gülümseyen yüzüne, kırmızı kırmızı açsın tomurcukları , kokusu dünyayı sarsın, şimdi tebessüm zamanı, kahkaha atma zamanı şimdi... Sesin çıksın!... Şimdi haykırma zamanı!... G_Ü_L_Ü_M_S_E....

Artık yeter!...

ferkul

4 ekim Pazar

01;42