6 Ekim 2009 Salı

G_Ü_L_Ü_M_S_E ....


G_Ü_L_Ü_M_S_E ....


Artık yeter, şimdi zamanıdır, umudu konuşturmanın... Renk renk çiçekler açtırmanın, bahara hazırlanmanın, gülümsemenin, gülümsetmenin, zamanıdır... Zamanıdır yelken açmanın, şimdi tam zamanı henüz güneş varken, herşey tadında ve güzelken, bi de rüzgar varken yelkenlerine kucak açmış.... Zamanıdır kadrini kıymetini bilmenin doğan günün, esen meltem rüzgarının, iyimserliğin... Hala ümit varken, ve hala yıllara rağmen kırışmamışsa yüzün, ağarmadıysa bütün hüzün sağnaklarına rağmen saçların, ve kalbin hala atıyorsa tik tak tik tak... Batan güneşin kızıllığı hala bir şeyler fısıldayabiliyorsa kulağına, zamanıdır ayağa kalkmanın!..

Artık yeter hüznün, gözyaşının, hayalsizliğin, belirsizliğin de artık sonu gelmeli, olmalı bir çaresi... Bir taş atmalı artık kuyuya ve sesini dinlemeli... Tok da olsa sesi, gamzeler açtırmalı yüzünde, gülümsemeyi, inanmayı unutmuş yüzlerde...Ki sen, inanmak yaşamaktır derdin, başlamak başarmanın yarısıdır; derdin... Hadi artık, başla!...

Hani bir kırmızı güle verirdin bütün kederlerini, bir küçük nergis dalında bulurdun kendini...Hani o soğuk, karlı kış günlerinde bile, bir damla kar, unuttururdu bütün geçmişi, geleceği, avucuna düşünce...Hani büyüse de küçük kız, umut veren şiirler yazacaktı gecenin içinde yansıtacaktı hayallerini.... Büyümüşken küçük kız, bu kadar büyütmüşken yüreğini, daha güzel şiirler yazmalı, susmamalı!...
Ne duruyorsun, artık yeter!.. Aç kapıyı....


Artık yeter, bırak kendini suyun akışına.... Bak ne guzel geliyor gümbür gümbür akan şelaleler gibi, yeni doğmuş bebekler gibi, koşarak geçip gidiyor önünden günler... İnadına; sarıl hayata!...Dinle şu çocuk seslerini, şarkılar söylüyorlar yarına, kulak ver!...Bak şu yaşlı adama, bastonuyla direniyor hala yürümeye, kaldırımları arşınlamaya.... Bu kadar acı yeter!...Şimdi hayallerden, gelecekten konuşma zamanı, dün bitti, yarına bakmak zamanı, bırak o rüzgar eskidendi; esti geçti, daha dündü, hatta bugündü, ama esti, bittii... Yağmuru dindirmek, fırtınayı durdurmak senin işin... Senin işin rüzgara karşı yürümek, en iyi bildiğin, becerdiğin... Yapabilirsin....O yağmurlardan sadece toprağın yüzünde beliren yeşil bir fidan kalsın içinde.... Çünkü yaşamak, öğrenmek ve büyümektir, ve yine yeniden yenilenmektir, tarihi eserler değil midir zaten şimdi en paha biçilmez olan?.. Acı da bizdendi hani, hüzün de, keder de, ama biriktirmemeli, taşırmamalı... Artık yeter...

Artık yeter depresyonun, bungunluğun, yokuş aşağı yuvarlanmanın sonuna gelmeli... Ne günler görmedin ki sen, ne fırtınalarda yıkılmadın, ne olmazları oldurttun tebessümünle... Bir tufan yıkabilir mi koca bir dağı, yerle bir olabilir mi bütün tepelerin; sırf hain bir rüzgar esti, geçti diye... Essin dursun kara bağrına, esmekten başka ne işe yarar zaten rüzgar dediğin?.. İşte geçti, yıkık ağaçlar arasında, dağınık topraklar arasında da olsan, dağlığın yine dağ!.. Yıkılmamış tek ağaçla kalsan da...Hangi rüzgarın gücü yetmiş senin gibi bir dağı yerle bir etmeye!.. Ayağa kalk ve diren!..

Bir selam yaz, umuda... Bir şarkı tuttur akşam vakti, şimdi şarkı söylemek zamanı... Şimdi sevmek, inanmak, ve guvenmek zamanı.. Ayrılıklara da, yalana da,vefasızlığa da, şu çirkef yüzlü çirkin şeytana da, gülümseme zamanı... Bir gül açtır selamınla günün içine... Yeni bir söz olsun dilinde, bir yeni cümle kur, ve başla!...Bir gül açtır gülümseyen yüzüne, kırmızı kırmızı açsın tomurcukları , kokusu dünyayı sarsın, şimdi tebessüm zamanı, kahkaha atma zamanı şimdi... Sesin çıksın!... Şimdi haykırma zamanı!... G_Ü_L_Ü_M_S_E....

Artık yeter!...

ferkul

4 ekim Pazar

01;42

25 Eylül 2009 Cuma

K_a_r_m_a_ş_a...





K_a_r_m_a_ş_a...

Sıradan bir gün ... Bu gün hergünki günlerden bir gün gibi düşünün, yine güneş aynı güneş, gökyüzü yine mavi, görünüyorsa da, siz yine yaşadığınız herhangi bir günde bulun kendinizi... Halbuki kayboluşu yaşıyor bütün insanlar... Yollarda kayboluyor bütün yolsuzluklar, yalanlar... Yok oluyor zamanla bildiğin bütün doğrular ( sahi gerçekten doğru muydular?)... Böyle bir günde kendini arada da bul, kolaysa.... Kolaysa bul kendini bu savaşın, bu gizli kavganın ortasında... Ben kayboldum bu karmaşanın içinde... Kendimi sakladım, saklandım, yüreğimin ta içine hapsettim gözlerimi... İtiraf ediyorum... Ne kadar sobeleseniz bu saklambacın içinde beni görmek zor... B_u_l_u_n_a_m_ı_y_o_r_u_m...

Bir durgunluk, bir suskunluk, bir çöküntü, bir sessizlik dalgası... Halbuki deprem oluyor, yeraltı sarsıyor bütün yeri göğü, çığlıklar, yakınmalar, pürtelaş içinde insanlar, gözlerinde bir yalnızlık , bir ölüm kokusu, bir sesssiz çığlık... Hep yalan söylüyor sesleri, rengarenk gözleri siyah bakıyor.. Her cümlesi sahtelik kokuyor, nefeslerinde leş kokusu; bu koku bayıltıyor beni, bu samimiyetsizlik!.. Bütün gözler birbirinden sakınmış gerçek dostluğu, konuşmalarında bir yapmacık, hormonlu yüksek, bir ses tonu... Sevgi, aşk, vefa, nefret ve düşmanlık hepsi yokuş aşağı salıverilmiş duyguların depreminde yıkık, perişan, darmadağın... Burada aslı kaldım, işte tam burada, tam da depremin orta yerinde asıldı duygularım... Evler yerinden uçuyor halbuki, hiçbir şey yerli yerinde değil, yıkık dökük harabeye dönmüş bütün hayaller, bütün kapılar kilitli kalmış, açılmıyor..
İki metre ötesi yalnızlık,
iki metre ötesi uçurum,
iki metre ötesi pişmanlık,
iki metre ötesi depremden daha çok sarsacak beni... Bu nasıl bir rüya Allahım, bu nasıl gerçek!... Bu nasıl bir deprem, yaşadığım!... Peşimde bütün hayaller, bütün gözler üstümde, bütün eşyalar , duvarlar, sokaklar ve hatta şu siyah beyaz kedi, nasıl da gülümsüyor, nasıl da sürünüyor ayaklarımın altında, yer kayıyor, toprak alt üst; görmüyor mu?.. Korkmuyor mu benim gibi?.. Öyle yanıbaşımda yürüyor ve gözleri üstümde; yenildin, seni yendim, der gibi... O bizim kedimiz sanki ...
Ve sen, sevdiğim bu depremin içinde neredesin?..

Yağmur yağıyor sonra... Hani bardaktan boşanırcasına derler ya, hani koca gökyüzü nasıl hönkürdeyerek ağlayabilirse, aynen öyle... Yıkılmış bütün beton duvarlar ıslanıyor, ıslanırsa bütün yalanlar, doğruyu bulabilir mi insanlar?.. Bilmiyorum... Aslında bildiğimi sandığım hiç bir şey yokmuş kırk yılda öğrenebildiğim, hiç bir şey doğru değilmiş... Öğretilenlerin hepsi kader denilen ağa takılı kalmış da görmemişim belki de... Ne yapsam, ne etsem yolların sonu hep çıkmaz sokak, k_a_r_m_a_ş_a... Sele versem kendimi, şöyle bir şelale olsa ruhum, kirli sularda bile çağıldayarak aksa gitse yağmur sularının arasına karışsa; belki rahatlarım... Belki bütün yük atılır üstümden, belki bütün canlar yüreğimden sökülüp gider sel suyuna karışarak, çağlayan sesinde kendini bularak... Bir sel alabilir mi beynimdeki bütün karıncaları söküp de temelli suda sürükleyebilir mi, sürükler mi beni yine su sesi?.. Dinginliği bu yağmur damlaları sağlayabilir mi, mevsimler gelip geçerken bütün yollar s_a_n_a, çıkar mı?..
Yağmuru dinliyorum sevdiğim, bu sağnakta sen n_e_r_e_d_e_s_i_n?..

Gökyüzü olmak istiyorum bugün, veyahut da sel olup akmak...
Ve unutmak, geçmişi geleceği, yaşanmış ve yaşanmamış ne varsa hepsini silip atmak... Sıfırlanmış bir yaşam, mümkün mü?..
Yenilenerek başlamak, bu kadar mı zor?...
Bu kadar mı zor depremsiz, selsiz, afetsiz, yalansız yaşamak?...
Bu kadar mı zor, beni sende bulmak?...

ferkul
13 eylül 2009
04.09

14 Eylül 2009 Pazartesi

BAKMAK VE GÖRMEK

DENİZ AŞKIM




Denize bakar, denizi görür, dalgayı yaşarım...
Biz ikimiz yani denizle ben, ben ve deniz; çok başkayız...
Bambaşka bir aşk bu aramızdaki, hiç bir aşka benzemeyen, tarafsız, yansız... Benzeriz, tek yumurta ikizleri, kardeşler gibi, birbirini asla unutmayan aşıklar gibi; kerem ile aslı gibi... Birlikte hisseder, birlikte güler, birlikte tökezleriz, arasıra düşünce birlikte kalkarız... Kıyıya her çarpışında dalgaları, yalnızlığını şikayet edermişcesine gelir yanıma, sevinirim... Küçük bir kedi yavrusunun hırçın ağlaması gibi, medet umar gibi; her seferinde sesini duymak, beni hissettiğini bilmek rahatlatır beni... Hiç sıkılmaz, usanmaz dert yanışımdan, sızlanışımdan, her zaman oradadır bilirim, hiç bir zaman reddetmez beni... Her seferinde kapısı açıktır, dinlemeye, dinlenmeye... Serzenişim onadır, şikayetim, dert yanışım, açılışım, çoğu zaman sığınışım... Güvenilir bir dosttur deniz, vefalıdır, bir başkasından duymam söylediklerimi... İyi bir sırdaştır; içine atar, derinliklerine gömülür bütün yaşamım... Her gittiğimde çıkartır önüme bir bir... Serer önüme, birlikte düşünür, birlikte konuşur, birlikte ağlarız gerekirse... Bir film izler gibi mavisinde saklıdır geçmişim, hayatım, yaşamışlıklarım... Sahneler gelir geçer önümden sessiz sinema gibi... Her sahnede bir dalga, her karesinde deniz kokusu, hasret, ayrılıklar ve ayrılamayışlar, yaşanmışlıklar, yaşanmamışlıklar...




Denize bakarım; dalgalar gelir yanıbaşıma.... Çok sey söyler, çok konuşur, yıllar sonra bir araya gelmiş ama gözlerindeki ışığı kaybetmemiş dostlar gibi... Hani bilirsiniz, hiç konuşmadan çok şey anlatmak... Başka bir ilişki var aramızda sizin göremediğiniz; bizim yaşadığımız... Ne kadar yalnızsam, ne kadar çok unutmaya ihtiyacım varsa denizi getiririm gözümün önüne, sesini duyar gibi olurum, bir bakarım kendi kalabalığımla sarhoşum...
Bu sarhoşlukla çözülür dilim, açılır zihnim...

Olmazları oldurmak da daha kolaydır onunla konuşunca... Olmuşları kabulenmek daha kolaydır, daha bir umut saçar dalgaları; coşarım, heyecanlanırım, çiçek açar hayallerim onunla; sil baştan yeniden başlarım... Cesaret verir, umut saçar, muştulanırım... Her seferinde yıkılsam da, her gidişimde toplayamadıysam da dağılmışlığımı, kıyısında dirilirim, yenilenirim, toparlar bütün parçaları... Başka bir sevda var aramızda... Sizin gördüğünüz, hissettiğiniz ama hiç yaşayamayacağınız... Böylesi bir dostluk benim deniz aşkım... Siz deniz görürsünüz, mavisini duyarsınız, içinde serin bir yaz havası hissedersiniz, mutlu olursunuz... Ben daha görmeden kokusunu duyar, gözlerimi kapatırım; bahar kokusu duyar gibi, yaz sıcağında elini hissederim alnımda, denizin eli siler bütün baş ağrımı, dokundukça geçer sancılarım... Özlemle kucaklaşmaya hazırlanır gibi... ' İşte yine ben geldim der gibi, geldim ve seni dinliyorum ve
hiç gitmeyeceğim yanından asla,' der gibi; ama gideceğini bilirsin... Kapatır gözlerimi sesini dinlerim... Kapatır gözlerimi, bir dahaki görüşmeye kadar saklarım içimde mavisini...




Hiç konuşabilir misiniz denizle?.. Bilir misiniz neler söyler neler anlatır kıyıya çarpan köpüğüyle; geçmişi, geleceği, yanlışı ve doğruyu, gerceği ve hayali birbirine katarak?... Ya kıskanmayı? Deniz kenarında yaşadıkları halde, her gün önünden geçtikleri, o dost sesini duydukları halde kulakları ve gözleri kapalı yaşayanları kıskanmayı... Bazan de düşünürüm en büyük aşklar, dostluklar ayrıklarla başlar, ayrılıkla bilinir sevginin değeri, yokluğunda anlaşılır sevgilinin kıymeti... Benim deniz aşkım da onun dalgaları gibi, hırçın, onun sesi gibi kavgalı, kıskanç ve onun kadar yalnız, hasret yüklü belki de... Belki de uzak olmakta bu aşkın mahareti, büyüklüğü, başkalığı... Hangi aşklar birlikteyken yaşayabilmiş, canlı kalabilmiş ki?... Özlemek de sevdadandır, değil mi?..

Ve; giderim yanıbaşından, usulca kalkar; giderim... Her seferinde vedalaşır gibi, her adımımda uzaklaştıkça içime, bir dosttan ayrılışın hüznü gibi bir duygu çöker...Yerleşir... Arkamı döner, gözlerimi kapatır dinlerim kendimi... Bu kez benim bakışlarım mızırdanıp uzaklaşıken arkasına bakan kedi yavrusuna döner... Bilirim beni saklamıştır içine, yeniden , silbaştan, birikince, çoğalınca gelsin diye, dağılınca toparlarım diye, ben varım ve her zaman var olacağım diye, susarak anlatsın diye, yeniden başlasın benimle diye, beni bekler yeniden gelecek diye...
Bilir ki gelirim...
Sahiden gelirim, kürkçü dükkanı misali...
Bilir ki dönüşüm yine onadır, sevdam, tükenişim, dirilişim, ondandır..




Başka bir şey bu; bizim sevdamız... Bir başka benim deniz aşkım...


ferkul
23 ağustos2009
03.28