Gidiyorum buralardan,Gitmeyi marifet sanarak, gittiğim yollardan medet umarak, belki kendimden kaçarak; gidiyorum...Gittikçe umudum çoğalalacak, biliyorum, yeni ve yeniden bir gün gülümserken, güneş göz kırparken uzaklardan, onu önüme katarak, giderken mutlu olarak, gidiyorum.... Geceyi size bıraktım, siz korkularınızla ve ayışığınızla kalın, gidiyorum...Yürüyeceğim yollar bana arkadaş, Gidiyorum bitti bu savaş... Bazan yenilgi en büyük galibiyettir, bilirim, yenildikçe her savaşta kaybettikçe bileğilenir umudun; gidiyorum buralardan... Gidiyorum ben; kimse duymadan, sessiz bir gidişle, kendimi, sadece kendi gözlerimi taşıyarak; gidiyorum....Bir sarhoşa benzese de adımlarım, saymadan ve hiç bir şey düşünmeden, belki hiçliğimle kalarak, herşeyimle gidiyorum.... Sokaktayım, yolun yanı başında, belki de çıkmaz bir sokağadır gidişim, göze alarak herşeyi ve herkesi arkamda bırakarak ; gidiyorum.... Kaldırımları saymadan, yolların sonunu görmeden; gidiyorum buralardan...Gidişi seçtim ben, çünkü kalmak bazan yok olmaktır.... Beni bende bırakarak, sizi sizde bırakarak, yalanlarınızla, dolanlarınızla, nankör sevdalarınızla, güneşimi kimse çalmadan; kimseye yakalanmadan, hiç kimseyi almadan yanıma, bir valiz bile taşımayarak; gidiyorum... Sessiz bir çığlıkla olsa da gidişim, isyan edebilsem, edemesem de, konuşsam da, susamamasam da, ben gidiyorum...
Hayat denilen bu keşkemekeşi sevmedim, beceremedim aranızda olmayı, yalnızlığımı kaderimden sayarak, gidiyorum... Yürüdükçe tökezledi umudum, yuvarlandıkça yokuş aşağı; durdu ayaklarım... Artık sadece koşmayı değil, yolları değil, gidişi seviyorum...Benim için gidiyorum, ardımda kalanları düşünmeden, bitişi yaşıyor başlangıçlarım... Küsmeyin, darılmayın gidişime sevdiklerim.... Size değil, kendime, yeniliyorum... Gidiyorum... Benle barışık yaşamayı seçtim ben, siz varın yine beni benden etmeyi marifet sayın, ben kendimle kalmaya gidiyorum...Gidiyorum, yanıma sadece yazdıklarımı alarak, geçmişi ve geleceği hesaba katmayarak, düşünmeden , hesaplamadan, ayrımsamadan, ayrımsanmadan.... Pişmanlıkların, ah edip dövünmelerin zamanı değil, kökü bende bütün vazgeçişlerin!... Gidemeyişime isyan ederek, bana şaşırarak, kendime kızarak, gidiyorum ben buralardan...Borçlandım, alacaklardan çok vereceğim bir şey kalmasa da , gitmek çok şey kazandırmayacaksa da, göze aldım, gidiyorum... Çok geç kaldım gitmek için, yeniden başlamak için, yaşlı gözlerle de olsa, ödüyorum kendime borçlarımı!... Gidiyorum....Kendimi buldum ben kelimelerin arasından, harfler ve cümleler arasından, satırbaşlarından, paragraf başlarından gitmeyi seçtim ben... Şiiri seçtim, şiirimsi bir yaşama gidiyorum... Ki şiirim, can dostum, karındaşım, kan kardeşim, utandırmadı beni hiç, utandırmaz da ; bilirim.... Yaşadıkça yazmayı, yaşayamadıkça dökülmeyi,türkülere ve mısralara gömülmeyi öğrendim... Yazdıkça sevda şiirlerini, ağlamamayı öğrendim.... Ve gitmeyi seçtim, kalırsam; ki kalamam, kalırsam ben olamam, bırakın ellerimi, tutmasın kimse... Kalırsam bu şizofrenik dalgalar arasında kaybolacağım, biliyorum... Ben gideceğim, yoluma çıkmasın kimse, kimsesiz olmaya gidiyorum...Sana geliyorum; sevdiğim, aşkım; kendim!... Sadece senmişsin gerçek seven... Gerçek sevgi kendini sevmekmiş önce; ben kendime geliyorum; kendimle kalmaya, savaşmadan yaşamaya, kavgasız bir damla yağmurda kendimle çoğalmaya, kendim için nöbet tutmaya, gidiyorum... Sana geliyorum kendim, benliğim!... Ben sendeyim, sende kalmak için, beni bulmak için, benim için gidiyorum, çünkü kendimi seviyorum...Vazgeçtim bütün senlerden, sizlerden, sevgilerden, sevgisiz çirkin yüzümden, güzel kalmak için, kendimle tek başıma ayakta dimdik, yüreğimi kendime taşıyarak, kendime taşınarak, gidiyorum...Gidiyorum buralardan... Acıları geride bırakak, ellerimi karanlıkta saklayarak, gündüze doğru, güneşe ve aydınlığa doğru gidiyorum!...Güneşimle yürüyorum, vaktidir, gitme zamanı geldi; durmanın anlamı yok... Anlamı yok yoksaymış bir yaşamın.... Bütün sokaklardaki kaldırım taşlarını sökerek, fırlatarak, dirilmek için, yeniden nefes almak için, boğulmadan, gülerek; gülümseyerek benimle, gidiyorum...İşte bitti, yağmur yağıyor, bir adımla bitecekmiş meğer, bir adımla yok edebilecekken kabusları, neden gidişi seçmediğime dövünmeden, yeniden başlamak için, beni bende bulmak için, gidiyorum...Meğer herşeye boşverip gidebilmek yenilmemekmiş, yenilmiyorum, mağlubiyetin içinde zafer benim; gidiyorum!...
Yağmur sesini yanıma alarak, kendimi gözlerimde bende bırakarak, seçerek, seçilmişlerden sayarak kendimi; gidiyorum...Yoksaymaktan, yoksaymış bir yaşamaktan yoruldum, siz varın kalarak yok olun, ben varolmayı seçtim kendime.... Bir iyilik yapıyorum ki; en büyük iyilik kendine yaptığın iyilikmiş, kendine acımamakmış, acımıyorum, acıtmıyorum, acıtmadan gidiyorum....Gidiyorum buralardan,!... Gitmeliyim, dedim ve işte şimdi gidiyorum, bütün sevda türküleri benimle, imkansız bütün olmazlar olur yollarımda, şimdi gitme vakti....Sonbaharlar geride kaldı,geride kaldı bütün mevsimler... Beşinci bir mevsimi yaşamaya, kırkımdan sonra gençliğe; gidiyorum.... Geride bıraktım bütün kışları, karları, çamurları; artık bütün ağaçlar dökmüyor yapraklarını... Sararmamış yapraklarla, yaşlanmamış umutlarla, yemyeşil bir baharla gidiyorum....Bütün baharlar benimle, çünkü ben, gidiyorum....
Gidiyorum; çünkü kendimi seviyorum!...ferkul22haziran2009

FARZETFarzet; yanındayım... Hiç ayrılmadık, hiç kırmadık birbirimizi, hiç kırılmadık, hiç ezip geçmedi yıllar üstümüzden... Farzet ki; sendeki ben hala duruyor, canlı, taze, samimi ve temiz ve hatta saf... Kırmızı kırmızı gülüyor gözleri, mahsun bakışı dalgın, ama umutsuz değil.. Asi değil zamana, insana, yalan ve dolana kanabilir hemencecik... Eflatun açıyor bahar sabahında bahcesindeki güller, kokusu ta burnunun içinden kalbine süzülüyor leylakların...Sendeki ben mutlu...Farzet, henüz yağmadı yağmurlar, başlamadı tufan... Esiyor farzet; meltem rüzgarı esiyor saçlarını savuruyor benden yana hem de bu kış gününde , sana doğru , ansızın... Vakitsiz bir rüzgar bu, mevsimini şaşırmış, yönünü kaybetmiş... Şaşırtıyor seni... Şaşırtıyor sokağa dökülmüş yalnızlıkları... İnsanlar da şaşkın,yakıştıramamış sendeki beni sana... Farzet ki hiç gidişinle kararmadı akşamdan yağan kar... Sis ve kalorifer isi onlar; matem değil, seninle mateme dönmezdi soğuk kaldırım taşları... Meltem estikçe deniz kokusu ciğerlerine değiyor, üşümüyorsun farzet ; kış geçti bitti, kışın içinde yazı yaşıyorsun... Bahar geldi, mayısa az kaldı farzet ki, yeni doğdun, sendeki ben, doğmadan vardı zaten sende, farzet... Farzet ki , iki kişi olarak yarattı seni yaradan... İki kişi birden ağladık dünyaya açınca gözlerimizi... Farzet ki kamaşmadı, bambaşka yollarda kaybolmadık... Farzet ki hiç yok olmadık, unutulmadı adım...Farzet; yanıbaşımdan, üstümden, altımdan ve köşe başlarından insanlar gülümsemiyor beni gördükçe... Sendeki beni görüyorlar, sen gülüyorsun, seviniyorsun, mutlusun... Sendeki sen de mutlu... Hiçbir tufan yıkamadı bizim gemimizi... Hiç bir dalgada devrilmedik, sele karışmadık, alabora olmadık hiç iki kişiyken... Farzet ki hiç unutmadık, hiç yaşamadık yüzyıllarca, asırlarca yılların üstünden taşımadık sevgi bulutlarını... Farzet ki aynı yerinde sayıyor zaman... Farzet ki uçurmadık hiç kafesteki kuşu, salıvermedik özgürce... Kuş da mutlu kafesinde, farzet ki, açsan kapısını yine de ben gitmem diye ayak direr, tepinir, kalacağım diye bu esaret benimle guzel, diye... Galiba haklı da... Kuş esaretinde mutlu... Farzet ki ben varım, sen varsın, dünya var, mutluluk var, sevgi var...
Farzet; sadece farzet diyorum sana!.. Sen gülüyorsun, düşünüyorsun... Yabancı bakıyor gözlerin... Sen benim leylama benzemiyorsun diyorsun, kızıyorum... Bir hazan mevsimi çöküyor bulutların üstüne, mevsimsiz gelen baharın üstüne, yaprak döküyor salkım söğütler... Önünden gecemiyorum... Boğuluyorum... En çok sendeki bene üzülüyorum biliyor musun?... Ne kadar garip kalmış, ne kadar yalnız O!.. Görmüyor musun?... Yoksa görmek mi istemiyorsun? Bu kadar mıydı sendeki ben?... Farzetmeden görsen artık; gözlerini kapattığın anda bahçedeki güller soluyor, kokusu gidiyor bütün çiçeklerin, ciğerlerim sızlıyor, kalbim eskimiş, yerinden sökülüyor sanki.... Zaman aşımına uğramış biriktirip biriktip çoğalttıklarımız... İçi boş, dışı dolu bir kavanoza benziyor sevdamız... Ne güzel, diyorsun,imreniyorsun; bakıyorsun bomboş...En çok ları yaşıyorum şimdi... En çok sendeki ben üzüyor beni, hiç saçlarını taramıyor, süslenmiyor, yenilenmiyor, benim gbi değil!... O ben değilim, farzet ki olsam ne yazar?...Sendeki ben çok zayıflamış, galiba ölüyor... İçim eziliyor onu gördükçe, yangın çıkıyor birdenbire; yanıyorum, kırılıyorum, yaşlanıyorum, kırışıyor yüzüm, ellerim tutmaz oluyor, yine titremeye başlıyorum; dökülüyorum akşam vakti.... Çöp kamyonuna atılan poşetler gibiyim... Her şey bitiyor... Herşey yoka dönüşüyor, sen hala farketmiyorsun.... En çok sendeki ben, yok oluyor... Biz buradayız.... Ayrı yerlerde çoğalıyoruz, çoğalırken bitiyoruz, tükeniyoruz... Sen kapat gözlerini hala,; sen direndikçe ben, yok oluyorum!... Göremiyorsun... Gözlerim kararıyor, düşüyorum...Sen farzet yine de, farzet ki şarkılar hiç taşımadı seni, nakaratlarında ikimiz yoktuk, isyanlarındaydık farzet.... İşte şimdi sırasıdır, farzetmenin zamanıdır, şarkı söylemenin de.... Sitemli şarkılar söylediğini farzet, sen... Asi ve mavi bir türkü yayılıyor yüzyıllar ötesinden bu saatte, kulağımda çınlıyor sesin... Haykırmıyorsun ama, başımı ağrıtıyor, ağır geliyor, canım yanıyor, sendeki ben ölüyor her nağmesinde; ben tükeniyorum... Ama hala çocuk şarkılarını söylerken benim sesim güzel çıkıyor, sana göre, senin gibi boğuk değil sesim; gençlik şarkılarında cosuyorum... Sen hasret ve memleket türkülerine sakla kendini... Ben sana yetişemiyorum...Farzet ; farzet ki hiç yaşamadık, hiç yaşanmadı, hiç koklamadık kırmızı gülleri, farzet ki dikenli yollarda yürümedik gülümseyerek... Sen farzetmeye başla bir an önce, çünkü sendeki ben bittikçe, eksildikçe her geçen gün, üzülüyorum... İçimde bir şeyler acıyor, çok acıyor yüreğim... Sendeki benden bi parça olsun içinde istiyorum ki, bir parça cam kırığı , bir lokma ekmek kadar kalsın...Kalsın ki; sen de var olasın, bendeki sen yalnız kalmasın....ferkul27mayıs2009-01.12
Deli gibi yazmak istiyorum bugünlerde...Deli gibi klavyede dolaşssın parmaklarım... Deliler gibi satırbaşlarında haykırayım... Deli gibi dileneyim harfleri, güzel olsun, çok güzel bir yazıyı paylaşayım, kendimi değil de, kendimden sonrasını anlatayım, gülümsesin insanlar okudukça... Umudu konuşturdukça dans etsin parmaklarım, dans ettikçe çoşsun ve yeniden başlasın yazmaya, yazıyla çoğlamaya... Yazmakla yaşamaya başlasın yüreğim...Depresyondayım... Deliliğin adı depresyon olmuş yeni çağda, deliliğin , yenilmişliğin, başedemeyeşin, baş kaldıramayışın adını depresyon koymuşlar... İçindeyim tam içinde, git gide de verilen ilaçlarla derine iniyorum, dipe çöküyor umudum... Sokakları dar ediyor yalnızlığım... Aynada gördüğüm yüz, ben değilim sanki, yenilenmiyor, yenilenmek istemiyor, anlamsızlığın içinde bir anlam arıyor benliğim, bir ışık belki de, aydınlanacak, aydınlatacak, günü ve geceyi kaplayacak...
Bu gün yine verimsiz bir gündü... Vermeden, almadan, öylesine günlerden biri... Oturdum, kaç defa çay demledim hatırlamıyorum, çay, sigara ve birazcık balkon keyfi... Hüzünlü müzikler çalıyordu radyoda... Benim yerime onlar haykırsın istedim, bağırttım son sesiyle çınlattı apartmanı şarkıcılar...Sonra esti aklıma, titrek ellerimle yürüdüm çarşıda... Bazan sakladım, bazan salıverdim, görmedi insanlar içimdeki depremi... Saatlerce süren bir terlik alma kararsızlığı, sonrasında bir giysi, alsam mı almasam mı, bütün mağazayı altüst etti çaresizliğim, kararsızlığım,ki bu da depresyondanmış; Yine de isyan etmedi satıcılar... Sanırım benden akılılar, onlar delirmemiş.Depresyon nedir bilmiyorlar belki de, ondan mıdır bu güçlü gözlerle sabırla konuşabilmeleri?... Özendim, imrendim beni hatırlattılar,eski ben de böyle sabırlıydı,dedim kendime... Almadan çıkarken hiçbir şey demediler, gülümsediler...
Yürüyordum, sokakta yürüyordum, insanları inceledim... Yüzleri ışık saçmıyordu, giydikleri saklamıyordu yaşamadıklarını... Sahte bir resim vardı ifadelerinde, gülümselerinde çalıntı bir sessizlik, durgunluk... Acele yetişeceklerdi, nereye olduğunu bilseler bu gidişin, koştururlar mıydı, bu kadar hızlı yürürler miydi, dururlar mıydı ansızın, düşünselerdi?...Depresyondayım... Bu depresyon başkasına çevirdi beni... Zaten hassas yüreğim bir dal başına asılı kaldı mendil gibi... Bütün mevsimler boyunca orada kalacak, ve hatta bu mevsim mayısı yaşatmayacak bana... Mayısın sevinci hala gelmedi sona geldiği halde günleri... Mayısı göremedim henüz... Bahar bensiz başladı bu yıl... Bensiz bahar, çiçeksiz bahar gibi, tadı yok, tuzu yok; hayatın anlamı yok.... Çünkü ferkul depresyonda...Ne kolaymış zayıf olmak, zayıflamak, güçsüzleşmek, direnmemek, dimdik ayaküstü dikilmemek, sadece seyretmek ve görmemek için gözbebeklerini siyaha boyamak... Zor, nasıl yaşanırdı, unuttum... Nasıl ulaşırdı geceler gündüze?... Güneş nasıl yakardı içini insanın? Dostlar nasıl bakardı gözlerime, unuttum... Sahi, gerçekten var mıydılar? Şimdi, ben bu kadar çokkken neredeler?...Derpesyondayım... Ve geceyi yaşıyorum gündüzlerde bile... İlaç dedikleri şey nasıl kapatır umutsuzluğumu, mucize bir serinlik mi verecek ilerleyen yaz sıcaklarında, içime su mu serpecek, beni iyileştirecek mi?Delirdim, deliyi oynuyorum, etrafımda yaşayan akıllı görünümlü deliler arasından bir yol arıyorum...Labirentte kayboldum, başım dönüyor, kendimi bulamıyorum...Gülümsemek, rol yapmak ne zor, içindeyken yaşamın; dışarda kalmak ne zor... Ne zor kalabalıklar içinde sesini duyurmak, haykırmak, geri dönmek ne zor!...Ne zor şu hayat be!...ferkul20mayıs2009