Geçen yıl; bugün bir kral ölmüştü, toprağa verdik onu... Bir kral gibi yaşadı, kral gibi ölemedi... Allah rahmet etsin, günahlarını affetsin... Benim babamdı, gerçek bir kraldı,şimdi yok!... Hayat dedikleri bu, galiba... Bir varmış, bir yokmuş masalı....
Seni seviyorum baba, benim de senin için yapabileceğim dualarım ve ancak seni yazmak işte; affet...
ferkul
20nisan2010
Dağ gibiydi, taş gibi ,dünyaya hükmeder
gibiydi, aleme ben de varım diyenlerdendi, çok koşardı,çok yürür, çok
çalışır, çok hırslanırdı.Yakışıklıydı , etrafını parasına ve yüzüne
gülen çok kadın sarmıştı iyi günlerinde.Işıltılı günlere hayrandı,
ışıltılı sevmelere... Parlak günlerin insanıydı...Sönmüş yıldızlar onun
harcı değildi zaten...Zamana kandı, hiç bitmeyecek sandı, hep aynı
kalacak... Evinin duvarlarına kendi resimlerini sıraladı boy boy,
askerlik resimleri, gençlik resimleri, taptığı babasının resmi,
vesikalık mustafa resimleri...Duvarlara sıraladığı kendi resimlerine
hayrandı, kendine, başardıklarına, yapabildiklerine, yaşayabildiklerine
deliydi...
Çok sevilirdi etrafındaki insanlar tarafında bir ayrı
cephe oluşturmuştu , bambaşka bir kişilik sergiliyordu dışarda...Evinin
dışında adam gibi adamdı çünkü... Saygınlığı parası oldu sürece vardı
hep.Ayaktayken hiç dostsuz kalmamıştı, kardeşleri, sevenleri çepeçevre
sardıkça büyüdü, büyüdüğünü sandı, ben kralım derdi... Kendi krallığını
kurmuştu küçük akdeniz ilçesinde, bencil yakınları arasında, kendince
bir krallıktı.Kral olduğunu sandı, halbuki herkesin gözünde madeni bir
madde olduğunu göremedi... Evinde de olmaya çok çabaladı, sadece bir
aslandı, kükremesinden korkulan, asla başı okşanmayacak... Korkutmanın,
ürkütmenin sevgiyi getireceğini sandı yıllarca.... Aslında hiç tebası
olmayan bir kraldı, bilemedi...
Çocukken de başarılıydı, daha
ilkokulda öğretmeninin çok zeki olduğu yönünde söylediği cümlelerle
övündü yıllarca.Çalışmaya, kazanmaya o yıllarda şartladı, belki zorladı
babası.Çok kazandığı sürece sevileceğini, gerçek sevginin yolunun
paradan geçtiğini o yıllarda düşündü, ve hedef edindi. Simit satarak
başladığı çalışma hayatına belli bir yer edininceye, dermanı kalmayıp
kendi kendini emekli edinceye kadar devam etti...
Evlendi, mutlu
olacağını sanıyordu, olmak için bir gayret edinmesi gerektiğini
bilemedi.Mücadele en yakınlarından başlar, bilemedi...Ben de varım’ı bu
sefer söyleyemedi etrafına, biz de varız, karışmayın , karıştırmam,
diyemezdi, demedi zaten.Verdikçe hep isteyenler izin vermedi, mutlu
olamadı... Kırdı, kırıldı, mutsuz olan ama öksüz olmayan çocuklar
büyüttüğünü söyledi hep...Maharet miydi?..Öksüz yaşamak mı, mutsuz
yaşamak mıdır kötü olan?...Doğrusu nedir, kim bilebilir ki?...
Ya
da gerçek olan vazgecememek, yansıtmadığı sevgisini , aslında çok değer
verdiğini kaybetmemek miydi?.. Kendisiyle beraber gidecek, bir
bilmeceydi bu, öyle kalacak belki yıllarca...
Dağ gibiydi, taş
gibi, bir yüksek duvar gibi... Gücünden, heybetinden, zalimliğinden
kendinden güç aldı ömrü boyunca... Sesini duyduğunda ürperirirdi
çocukları, güzel şeyler de söylese korkudan başka hiçbir şey
hissedemezlerdi... Onları, geleceklerini kuracak şartlar vererek , maddi
fedakarlıklar bahşederek büyüttü...Kendi kendine kurduğu hükümranlık
dünyasında, kendine göre bir sevgisi de vardı çocuklarına, ailesine
karşı.Yine de kıyamazdı, bırakıp gidemedi, gitmedi... Geriye dönüp
baktığında çok geç kalmıştı, sevgiye yeniden başlamak , duvarları
yeniden yıkıp aşmak çok zordu.Yine de çabaladı, bir şeyler yapmak için,
iyi hatırlanır olmak için, hatalarını unutmak için belki, unutturmak
için ...
Dağ gibiydi, taş gibi, yıkılmaz, aşılmaz sanılan
duvarlar gibiydi... Hep öyle kalacağını sandı, hep böyle azametli, hep
böyle gür çıkacak sandı sesi... Soğuk suyu severdi, akan suyu, çoşkun
akan, önünde ne varsa alıp götüren suda bulurdu kendini, aynaya bakar
gibi... Çok şeyler götürdü , çok şeyler aldı gitti her geçen gün, her
doğan güneşle birlikte, çok şey kaybettiğini çok geç farketti... Yeniden
başlamak mümkün olaydı hayata, yeniden küçük mustafayla başlasaydı,
yenidenliğinin farkına vararak başka birini büyütür müydü ki içinde?..
Dağ
gibiydi, taş gibiydi, yenilmez bir pehlivan, yıkılmaz bir duvar
gibiydi.
Yıkıldı...
Benim deyip gözünün içine
bakamadığımdı, gücünden güç alıp dünyaya haykıramadığımdı...
Dizine
yaslanıp ağlayamadığım, kimseleri şikayet edip dert yanamadığım,
gözyaşımı içinde bulamadığımdı...
Sevincimi
sevinç bilip, koşup boynuna sarılamadığımdı, korktuğumda arkasına
saklanamadığımdı...
Canımsın diyemediğim, boynuna sarılıp
ağlayamadığım, dünyayı sırtına verip yaslanamadığımdı...
Hatası
çoktu, çok yanlış yaptı, çok koştu , çok yoruldu, pişman mıydı?..
Bilemediğimdi...
Hep yalnız yaşadı, yalnızdı...
Babamdı...
Sevdiğimi
hiç söylemediğim, diyemediğimdi...
Babamdı...
Dağ
gibiydi, taş gibiydi....
Babamdı...
Yenilmez
bir güreşçiydi,
Yıkılmaz bir duvardı...
YIKILDI....
ferkul
26şubat2008...23.58
Ben geldim baba dedi, uzattı ellerini,
eğildi yatağa doğru şöyle bir… Duymuyordu, gözleri kapalıydı, yavaşça
tuttu elini yorganın altından sessiz bir arayışla… O zaman işte açtı
gözlerini adam, yarım yamalak bir açıştı, görmek isteyip de göremeyiş
değil, bakmadan görmeyi denemek gibi bir bakıştı bu… Ben geldim baba,
dedi sana haber getirdim… Bahardan, bahçemizdeki ağaçlardan selam
getirdim… Hani yıllardır sen arar haber verirdin ya bana; ‘kızım
bahçemizde bademler çiçek açtı, gelmeyecek misin?.. Bu kez geldim baba,
bu kez sana haberi ben vereyim istedim, ilk çiçeklerin açışının,
ellerinle diktiğin bademlerin çiçeklenişinin müjdesini vermeye geldim
baba’, dedi…. Sevincimiz benzeşirdi, çok benzeşen yönümüz olmamasına
rağmen en çok ikimizi ilgilendirirdi ya bahar, işte onu söylemeye geldim
sırf bu haberi verebilmek için, kilometrelerce yol katettim geldim…
Kapattın yine gözlerini, bak sana ne diyorum, ağaçlarımız çiçek açtı
baba, bahçemize bahar geldi!... Kalkmayacak mısın artık, çok oldu
yattığın, çok oldu serilişin, dirilmeyecek misin?.. Direnmeyecek misin?
Pek
sevmezdin sen beni… Umut veren bir çocuk değildim, dağınıklığımla,
dalgınlığımla, hassaslığımla, biraz da beceriksizliğimle
özdeşleştirememiştin beni... Kendi başarılı, çalışkan ve hayata karşı
benim, diyen duruşuna yakıştıramazdın cesaretsizliğimi belki de...
Başbakan olacak kızın vardı senin, kara gözlü Adem’in bir taneydi, bir
de daddikgennen... Onlar üzerine bir aile kurmuştun diğerlerinden
bağımsız, içini titretirdi onlara bakışın, yüreğinden gelirdi
seslenişin... Onlar da çok özledi ya baba seni, ama Allah bilir ya şu
son birkaç yılda bana dönüşünle sana dönmemi sağlayışınla ben daha çok
özledim… Yüksek yüksek teperelere, türküleri hala dillerde baba, ama o
türküleri duyup da yavaş konuştuğunu söylediğin kızını aklına getiren
yok artık… Hala telefonumda kayıtlı numaran, babam, demişim, babamın
telefonu çalmıyor artık... Belki bir daha hiç aranmayacak, hiç
çalmayacak ... O telefon da nerelerde şimdi kimbilir, yatışınla, sessiz
varlığının kayboluşuyla silindi bir yerlerde....
Ağaçlar çiçek
açtı baba!.. Bahçemize bahar geldi, duyuyor musun?.. Sana geldim, haberi
ben vereyim istedim bu kez, biliyorum bu yıl en çok sen bekledin
baharı, en çok sen istedin çiçek açışını ağaçların.... Ve biliyorum ki
bu son baharın olacak, son çiçeklenişin.... Kimbilir belki de benim de
görebileceğim kaç bahar kaldı , bilinir mi?... Bilinseydi neler
yapardım, neler yaşar ve yaşatırdı insanlar son baharını gördüğünü
bilebilseydi, neler değişirdi yaşamlarda?...
Adam gözlerini
tekrar açtı şöyle bir, anlıyormuş gibi bir bakışı vardı, elinden tutan
parmakları sıktı, inledi, yeniden kapattı gözlerini... Ateş almış
gibiydi elleri... Direnişi bırakışın verdiği bir salıvermişlikle bıraktı
kendini dalgın uykusuna... Duymamıştı, almamıştı kokusunu baharın...Bu
son bahar sevinç vermiyordu belki de yüreğine....
Baktı, baktı,
kızı son kez olarak yeniden babasına, duymasa da vermişti baharın,
çiçeklenişin müjdesini ya, içi rahattı... Çıktı yoğun bakım odasından
gözleri yaşlı.... Kulağında bir şarkı söyleniyordu, yüksek yüksek
tepelere.....
Bu bahar çok sessiz geldi ... Bu bahar bahçedeki
ağaçlar çiçeklerini konuşturmadan açtılar... Bu bahar başka bir bahar,
bademler suskun, balkona yaslanmış dallar suskun, yürekler sessiz...
ferkul
9mart2009
KRAL
ÖLDÜ....
Dünyanın bütün babalarını; Ve hatta bütün ata
babalarını, benim babam geçerdi... Babamdı, bir duvar kadar sert, bir
yiğit kadar mert, bir diktatör kadar asi, bir aktör kadar kendini
gizlemesini bilen, saklanan, bilinmez bir yolda giden, benim babamdı....
Dağ gibiydi, taş gibiydi, yıkılmaz bir duvar, yenilmez bir
güreşçiydi... Dünyanın bütün dağlarını geçerdi, hatta ağrı dağını, ve
hatta everesti....
Kraldı, kral gibi yaşadı... Dünyanın bütün
krallarından fazla kraldı, o benim babamdı...
Kral öldü, krallar
da ölürmüş, ama benim babam baharda öldü, ağaçlar çiçek açınca,
demiştim, biliyordum; baharı bekliyordu nefesini de vermek için,
çiçeklensin istiyordu bahçemiz, çağlalar olsun, erikler tomurcuklansın,
çimenler büyüsün, bahar gelsin diye bekliyordu... Krallar baharda ölür,
ben biliyorum siz bilemezsiniz; çünkü sizin babanız bana benzemezdi,
benimki bana benziyordu, baharı severdi, çok severdi; sizin babanız
benim babamı geçemezdi krallık üstüne, bahardanlık üstüne...
Benim
babam kraldı, baharda öldü...
Öldü benim babam... Şimdi yok,
artık dağın başındaki toprağın altında gözleri, oradan bakıyor evimize,
evine, oradan gözetliyor hepimizi; sanki şimdi haykıracak; sanki şimdi
çıkıp gelecek, annemi dövecek, annem çığlıklarla acıtırken geleceğimizi,
o yumruklarıyla yıkacak geçmişi; biz altı küçük yürek, kendimize
saklanacağız yine, içeriye; çok içeriye kaçacak gözlerimiz, korkudan
büzüşecek kalplerimiz, babam şimdi yeniden gelecek, hiç kapı çalmadan,
öksürmeden, dimdik, duruşuyla yıkacak merdivenleri, her adımda
uzaklaşacak, sanki babam hiç ölmeyecek...
Sanki babam gelecek,
gelişiyle hiç gitmeyecek...
Benim babam çoktan öldü aslında, çok
olmuştu öleli... Gözlerinden ilk damlalar akmaya başladığında, yüreği
pamuk kadar yumuşadığında, ‘benim güzel kızım’, demeye ilk başladığında
ölmüştü, kendinden başkasına dönüştüğü ilk gün ölmüştü aslında, o gün
kral çökmüştü... İlk torun sevgisi yüreğine yerleştiğinde, her ayrılığın
arkasından ağlamasıyla vermişti son nefesini... Her gözyaşı biraz
son’dur aslında... Sonun her başlangıcı bir damladır, düşer yüreğine;
bitiş başlar, tükenişinin önünü kesemezsin... Benim babam duvarlarını
yıktığında ölmüştü aslında, o da biliyordu, çoktan ölmüştü, baharı
bekliyordu, ağaçlar çiçek açsın, çağlalar biraz olsun, gidecekti
temelli...
Benim babam öldü!... O ölürken ben gidiyordum, yola
çıkmıştım; beni göndermedi;’ bekle, öleyim de öyle git’ dedi... Beni
çağırmıştı, işten izin alıp da gitmiştim, ona gitmiştim, sanki bir
şeyler söylemek istiyor gibiydi gözleri... ‘Allah,’ de baba, dedim, dedi
mi demedi mi anlaşılmadı birşeyler söylemeye çalıştı, gözleri
üzerimdeydi, sevinmiştir belki geldiğime... Sevinmiştir belki
bahçemizdeki ağaçların çiçeklendiğine, çağlaların olgunlaştığına... Çok
acı çekmişti yatağa düşeli beri, hele de annem ona bakalı beri, sessiz
bir hasta göze dönüşmüştü bedeni, sadece gören, konuşmayan,
söylemeyen...
Yakışıklı adamdı benim babam... Ölürken de
yakışıklıydı, gülümsüyordu sanki, dimdik duruyordu, hiç ölmemiş gibi,
ayağa kalkıverecek gibi, çocukluğumdaki babam gibiydi, beyazlar
giyinmişti, dik duruyordu, tek farkı yatıyordu, gözleri kapalıydı...
O
benim babamdı, öldü....
Benim babam öldü, kral öldü diyorum,
duymuyor musunuz!... Artık yok, kara gözlü oğluna seslenemeyecek, çok
sevdiği paralarını sayamayacak, çünkü mezara onları da gömemedi, elinde
olsaydı gömerdi... Cenazesine okuttuğu , yardım ettiği onca insan,
dostları katıldı, neredeyse bütün herkes oradaydı... Bütün herkes
oradaydı, ben de oradaydım, ellerim titriyordu, çok titriyordu; tutsun
istemiştim, bir kez olsun tutsun istemiştim ellerimden; tutmamıştı,
tutamadan gitti.... Kraldı benim babam, iyiydi, mertti; sadece bizden ;
altı küçük yürekten saklamıştı gülümsemelerini,iyiliğini... Ne olurdu
kral olmayaydı, ne olurdu, kralın bahçıvanı olaydı, çiçekleri iyi
sulasaydı, ne olurdu cenazesinde üç beş kişi olaydı da ; sadece ailesi
olaydı; o benim babamdı, başka babam mı vardı?...
Babamdı,
babacığım diyemediğim, göğsüne yaslanıp ağlayamadığımdı, arkama alıp güç
alamadığım, sevgimi gösteremediğimdi; ama o benim babam dı....
Dağ
gibiydi; taş gibiydi, yıkılmaz bir duvardı, yıkıldı...
Yenilmez bir
güreşçiydi; yenildi...
Bir kraldı, öldü....
Onu seviyordum...
O
benim babamdı...
ferkul
3mayıs2009
01:58