2 Aralık 2009 Çarşamba

Bi bilsen....







BİLİR  MİSİN  ?

Bir bilsen nasıl üşüdüm, nasıl soğuk buralar... Halbuki ne kar, ne rüzgar.. Havada ıslık çalan bir yalnızlık... Bu buğulu gökyüzünde bir bilsen nasıl suskun gönüller, nasıl durgun her gün... Bir bilsen nasıl konuşulur, nasıl yürünür bu havada, nasıl yaşanır?... Nasıl gülümser insan içi titrerken,  sona ve sonbahara hazırlanırken?.. Nasıl bir hüzünle adımlar sokak taşlarını?...  Nasıl yürünür doğru dürüst yollarda, hiç tökezlemeden, ayağın taşa takılmadan, nasıl seslenilir sevgiliye, sitem etmeden?...

Bir bilsen nasıl yağmurlarda ıslanmışım, sağnak sağnak yağarken, dışarıda  yağmur, içeride kuru bir yalnızlık korkusu... Ve bir yanık kokusu genzime kaçmışsa hele, alev alev bir yangın, yağmura teslim olmuşsa... Gözlerimde bir silüet resim; bir hayal, bir gerçek, bir dayanıksızlık, bir ortalığa düşmüş yalnızlık kalabalığı arasında bir ben...  Kendini seçebilmek bunca yokluk arasında ne mümkün?... Gök gürültüsü ciğerimde,  nasıl sağnak yağıyor, nasıl ıslattı beni bu yağmur;  nasıl öksürtüyor, bir bilsen nasıl yağıyorum hayata, nasıl ıslak ellerim... Ellerime yağıyor sonbahar.. Yüreğimden dökülüyor her yaprak; toprağa karışıyor sonra, sarı sarı...

Bir bilsen bu yağmur neleri götürdü, neleri getirecek bana, ıslanır mıydın, ıslanır mıydık düşünürken?..  Bu yağmurda ıslanmayı deneseydin, bu ıslak kaldırımlarda yürümeyi, gökyüzü ağlarken gülümsemeyi, inadına dökülmeyi salkım saçak yağmayı... Anlar mıydın ben_i?.. Bilir miydin nasıl zor, zoru yaşamak?... Sokaklar dolusu kalabalık, caddeler dolusu yalnızlık... Bağrı yanık  insanların, kavrulmuş bütün cümleleri... Ve  nasıl sonsuz gibi yağışı yağmurun..

Kanadı kırık bir beyaz guvericinim şimdi... Bilsen uçamayan bir güvercin nasıl konar kuru sonbahar dallarına, nasıl kanatlanır?.. Kırık kanatlar işe yaramazsa, kanatsızlığı yoksayarak yaşamayı beceremezse bir güvercin; ne yapar, ne eder, nasıl bakar gökyüzüne?... Bilir misin?..
Görebilir misin beni bunca yoklar arasında?...

Bir bilsen nasıl kırgınım; nasıl darmadağın saçlarım, nasıl perişan umutlar?..  Bir bilsen; Bu sonbahar nasıl zor...

 Bilsen nasıl yorgun yüreğim... Uzak yollardan, uzak şehirlerden, uzak bir mavi denizden sesleniyorum sana... Ucu yok, bucağı yok, sonu yok... .Denizsiz bir dalgayım, ne denizliğim belli, ne dalgalığım, ne dalgınlığım belli, ne de kendimi görebiliyorum aynada?..   Bilsen nasıl duraksamışım, nasıl durdurabilsem diyorum bu koşturmaca içindeki karmaşık yolculuğu...

Bir bilsen nefes almak, kalabalığa karışmak, yürümek, koşmak, konuşmak, anlatmak, bakmak hele, yorgunken, hele de sensiz seni yaşarken; ne kadar zor...

Uyku... Deliksiz ve korkusuz, kabussuz, rüyasız, özlemsiz; uyumak... Bir bilsen, nasıl uyumak, istiyorum... Gözlerini kapatıp sonsuzluğa, özlem ve umuda vermek kendini, yakışıksız bir mevsimde üstüne yapışan isi ve buğuyu söküp atmak...

Bi bilsen uyanıkken  uyumak, nasıldır?..  Uykulu gözlerle seyretmek hayatı?...

Ve uyanmak bir mutlu sabaha, nasıl zor?..



ferkul

23 Eylül 2009
Çarşamba 00:38:

4 yorum:

nanekokusu dedi ki...

nanekokusu.
yine bir şiirimsi yazısı ,yine bir güzel anlatım daha,yine duygular,yine kalp yine hasret...sevgiyle kal ferkul..

buğra dedi ki...

samimi, sıcak..
çaresizliğin en sonbahar hali..
bu yorgunluk,
biraz sevdadan sebep..
biraz da hayattan..
..
..bir bilsen ne güzeldi okumak
..
sevgimle..
ÇoCuK

Muhabbet Çiçeğim dedi ki...

Çok güzeldi. Çok beğendim.Yüreğine kalemine sağlık. Sevgiler.

Abisi dedi ki...

Slm.Karmaşa,karmaşa yazısıyla sonlanmış.Onu takip eden Yazılarda(Gülümse,Olurya,Kendin Olamassın,Mevsimin Suçu,Varsa)Enson yazıda (Bilir misin?) duygusallık Zirve yapmış. Güzel bir trent yakalamışın ,devamını sabırsızlıkla bekliyoruz.
Mutlu sabahlara uyanman dilekleriyle.
Yüreğne saglık.