6 Temmuz 2009 Pazartesi

İYİMSER BİR GÜL:



İyimser bir gül;
Dünyaya yeniden gelsem;

Bir gül olurdum, kırmızı bir gül... Kan kokusu, can rengi, gülümseyen, güldüren ve sevindiren bir kırmızı gül... Rengiyle konuşan, samimiyetiyle canlandıran, hayat veren, ışıltısıyla aydınlatan, anlatan ve dinleyen. Vefalı... Kilometrelerce öteden kokusuyla, yapraklarından fışkıran dimdik , göğe doğru bakışıyla, asi ve iyimser, rüzgara ve güneşe karşı ben de varım gibisinden sadece rengi ve güzelliğiyle, asaletiyle gülümseyen,sevgiyi ve şefkati içinde barındırdığı kadar görüntüsüyle örnek; mesut ve sarhoş bir kırmızı, iyimser gül...


Aslında bütün güllerde saklı içimizdeki kendimiz... Rengiyle kalplerin içindeki ruhu yansıtan güller... Bu güne kadar aşka ve aşıklara da yol gösteren, sevgiyi dile getiren, hasreti çağrıştıran, yoların ayrımında ve başlangıcında verilen ve alınanları, belki gidişleri, dönüşleri cümlelere döken güller...

Dünyaya yeniden gelsem;

Bir ağaç olurdum mesela, salkım söğüt.... Kökleriyle bütün bir şehri sarsın, dallarıyla toğrağı kucaklasın... Sevdasıyla, görkemiyle, bereketi ve bolluğu temsil etsin, yeşilliğiyle huzuru... Küçük bir fidanken hemencecik büyüsün, birkaç su damlasıyla diriltsin kendini, yenilesin... Yenilensin, kurumaya yüz tutmuşken, canlansın... Göğe doğru uzansın, yere doğru eğsin başını, alçak gönüllüğüyle, versin kendini toprağa, salkım saçak saçılsın, açılsın... Dökülsün, eğilişiyle selam versin gelen geçene, günaydın desin, gündüze ışık ve aydınlık versin sesi, geceye kalabalıklar... Böylece unutulsun yalnızlıklar...


Bir selvi de olabilirdim ama; kocaman ve uzun, gövdesiyle meydan okuyan, rüzgarda konuşan yapraklarıyla, kanat çırpan bir güvercin gibi özgür ve asi... Sadece varlığı değil, yokluğunda da değerli olan, dağ başlarında, rengarenk denizi andıran tarlalar arasında bir selvi ağacı...
Bir giysi olsam; genç kızlığa yeni adım attığımda adına şiir bile yazdığım, sarı, üzerinde siyah benekli elbisemin aynısı olmayı isterdim... İki zıt rengin kavuşmasını, sarıyla siyahın kavuşmasını yansıtan, olmazlara, imkansıza örnek olsun diye, ışıltısıyla bütün renkleri kucaklasın diye...
Gökyüzü olsaydım, herhalde içinde pamuk beyazı bir bulut olurdum, mavi göğün içinde özgürce gezinen, gecede yıldızlarla haşır neşir, ayla kardeş... Gündüzde bir beyaz güvercin kadar mağrur ve yalnız...


Bir çocuk olsaydım; yine saçları iki yana örgülü,ama kahküllü, yine saf derecesinde masum, içindeki büyüyen kadını konuşturmayan, dere kenarında ağaçların arasında şiirler yazan, romanında yaşadığı çirkinlikleri kahramanlarıyla güzelleştiriveren, hayalleri gerçekleştiriveren, ufku geniş, umut dolu,kirlenmemiş , kirletilmemiş bir yaşama yeni sayfalar açarken heyecanlanan, coşkulu, o duygusal iki örgülü kız...
Dünyaya yeniden gelsem;
Bir kalem olurdum; hani gençliğimde çok istediğim, ozamanlar bir türlü sahip olamadığım herkesin kullandığı renkli, süslü hatıra defterlerine günlükler yazan, şiirler, şiirimsilerle umudu konuşturan, sadece hüznü değil, mutluluğun gercekten olduğunu ,hayallerle gerçeklerin karıştığı yazılarla sessiz bir çığlığı andıran siyah beyaz çizgili , bir kalem... Bir kurşun kalem... Ki, yazdıkça yaşasın,yaşadıkça yazsın, eskidekçe yıllar,yenilensin diye...
Saklansın diye köşe bucak harflerin ve kelimelerin arasında yalnızlığından, yaşamadığından utanarak, kızarak, kızdırarak, sayfalarca döksün içini, rahatlasın, rahatlatsın kalabalıkları... Ve belki sonunda küçük bir şeker kız resmi yapsın, arasıra gülsün, gülümsesin pembe beyaz güller arasından, şarkısını yazarak söylesin, sular gibi coşsun, kelimeler, satırlar, cümleler, paragraflar arasında, iyimser bir kalem....
Dünyaya yeniden gelsem;
Yine ferkul olmayı seçerdim heralde, başkası olmaktan ziyade, yine kendim olayım isterdim... Ne kadar yaşamışlıklarından ders almayı bilmese de, her hatadan sonra yaşadıklarından ve yaşatıldıklarından ders almayı bilmese de, insanlara bir başka güvenen; inancını ve dostluğunu sakınmayan, gülümseyen,iyimser bir ferkul...

Dünyaya yeniden gelsem;

Yine açık olurdum, imkansıza, olmaza, bilinmeyene, yeniliğe, yenilmemeye, direnmeye, bile bile yanmaya, kavrulmaya, hayata ve insanlara aşık, dostluğa ve kardeşliğe kucak açmış bir ferkul olurdum galiba yine... Susturmasın içindeki küçük kızı diye ferkul, konuşsun, coşsun, deli dalgalar gibi gidip gelsin, içindeki kırmızı gülleri, salkım söğütleri, selvi fidanlarını, kalemleri , çocuıkları büyütsün diye belki de...

Dünyaya yeniden gelseniz; siz hangi renk gül, olmayı tercih ederdiniz; sarı, kırmızı, beyaz, pembe,siyah?...
ferkul
Haziran 2009

2 yorum:

Nily dedi ki...

ben gül olmaktansa salkım söğüt olmayı tercih ederim Sevgili Ferkul, pırıl pırıl akan bir su kenarında dallarımı suya eğmek ve gölgemde serinleyenleri izlemek çok keyifli olurdu:)Şimdilerde dikenden sebep güllerin kıymeti bilinmiyor sanki..

Çok keyifli bir yazı olmuş, yeni haftaya başlarken iyi geldi. Güzel bir hafta geçirmeni dilerim. Sevgiler..

vision2eyes@gmail.com dedi ki...

great blog keep up the good work