17 Mayıs 2009 Pazar

tatil....




Bir haftadır raporluyum... Ana kuzusu oldum... Kırkbir yaşında bir ana kuzusu... Derdimin, bungunluğumun, rahatsızlığımın depreştiği, kendimi kötü hisssettiğim her zaman aslında burada da sorunlar olmasına rağmen, çocukluğumun geçtiği bu evde huzur duyuyorum... Dinginlik bu galiba... Gelecekle bugünü, geçmişle şu anın içinde yaşarken dinginliği hissediş...

Her sabah 11_12 arası kalkıyorum, koca bir tembelim bir haftadır... Evdeki ve işteki koşuşuşturmadan sonra bu birdenbire gelen tenefüs ilk önceleri hoşuma gittiyse de sıkılmaya başladım... Hep çalışan bir bayan olmaktan sızlanırken, şimdi evde olmanın işe yaramama duygusunu yarattığına şahit oldum... Her gün aynı saatte ve geç kalkmak, bol ve rahatça çayını saatlerce içmek, internette dolanmak, perşembe pazarında gezerek tşört ve tayt almak, bir pastahanede oturup kardeşinle bir şeyler içmek, annemin yemyeşil bahçesinde çiçek açmış ağaçlar arasında gözlerine ziyafet çektirmek, küçük yeğeni sevmek, oynatmak, e hepsi güzel de, bir yere kadarmış.... Anladım... Ben yoğun günler insanıyım, oturup tembellik etmeyi kendime yakıştıramadım bir haftada... Koşmalı, işe, okula, yemeğe, çocuklara, misafire, misafirliğe, yer silmeye, toz almaya... Hareket sanırım benim yaşam tarzım olmuş ben farkına varmadan bu koşuşuşturmaca yaşamda kendime bir yer edinmişim...

Farkında mısınız? Kimi insan tembelliği seçer kendine, her günü düne benzeyen günlerde yaşarken hareketsiz ve üretmeden yaşamayı sever... Bu bazan benim de en çok istediğim şeydir, elimde olsa da saatlerce uyusam, otursam, çayımı rahatca içsem dediğim benim de çok olmuştur... Ama her an çalışan ve üreten bir insan için bu birdenbire gelen tatil, akan suyun birden bire kesilivermesi gibi bir şaşkınlık, bir kuru tekdüzelik yaratıyor ve bunu benimsemek de gerçekten zor....

Bir de sanırdım ki boş vaktim çok olsa oturur saatlerce yazı yazarım... O da olmuyor, o koşuşuşturmaca yorgunluğu içinde illaki gecenin bir saatine sıkıştırılmış zaman diliminde yazılıyormuş... Her akşam oturup pc başında bir şeyler karalamaya çalışsam da kendim beğenmedim ki, kim okusun?.. Sildim attım...

Galiba yaşıyor olduğunu farketmenin iki yolu var; biri hayal kurabilmek, diğeri çalışmak ve üretmek... İster evde, ister işte, neredeyse kendini unutuncaya kadar yoğun bir şekilde koşmak... Koşarken, yetişmeye ve yakalamaya çalışırken zamanı, daha bir yaşadığının farkına varıyorsun...

Hayal kurabilen, çalışan ve üreten insanlar olmak dileğiyle....


ferkul

19nisan2009

1 yorum:

KiMeRa dedi ki...

Merhaba kalbim
kızgınsın bana biliyorum, üzgünsün seni çok iyi anlıyorum, seni kırıp geçirdim değil mi?
Farkındayım herşeyin, ağlıyorsun kırık halinle,
Özür dilerim seni incittiğim için.
Garip değilmi sana çektirdiklerim, şimdi bana sitem ediyorsun biliyorum
Özür dilerim kalbim seni böyle bir sevdaya kaptırdığım, sana sahip çıkamadığım için.
Biliyorum seni başkalarına ulaştırmadan önce ben ulaşmalıydım sana, bu kadar kırılmazdın değil mi o zaman.

Olan oldu ne yapalım diyorsun çünkü beni seviyorsun ama bense seni bu hale soktuğum için üzülüyorum.
Biliyorum seni çok acıttım, sen anlayabiliyormusun beni. Anlıyorsun biliyorum çünkü sen benim kalbimsin.
Söylesene suçlu kim?
Biliyorum sende cevap vermek istemiyorsun bu soruya, zaten bende artık sormuyorum, biliyorum ki tek suçlu BEN.

BEN''den oldu herşey, ne olduysa sorumlusu BEN,
BEN ETTİM HERŞEYİ SANA BİLİYORUM KALBİM,
Şimdi seni bu kırgın halinle terkedermiyim sanıyorsun,
Korkma bundan sonra olmaz bir daha böylesi bir sevda.

Artık dostlarım var benim, dost olabildiklerim, seni vermeden seni paylaşıyorum onlarla.
Ama sen hep benimlesin korkma, incitmeyeceğim seni bir daha,
Çünkü sokmayacağım seni böylesi sevdalara,
Merak etme konuşuruz artık uzun uzun seninle, zamanımız çok olacak birbirimizle dertleşmeye.
Seni terk etmedim sende beni terketme sakın olur mu kalbim.

Anıları anlatırız birbirimize, bazen güzel anılarla güleriz bazense, bazense ağlarız!
Kalbim tek birşey diyebiliyorum sana beni affet, çünkü seni kırdım üzdüm, belki de seni ayaklar altına aldırdım.
Sen saf duygular beslemiştin ona, bende öyle ama!Ah benim yaralı yüreğim! Yine canın acıdı değil mi? Nasıl acımaz ki? yine hatırladın onu....seninle ne de çok dertlesirdim degilmi? Sakince dinlersin beni,bazende firtinaya tutulursun.

Kolay degil be kalbim benim tufanlarima tutulmak...
Ask olsun diyorum bazen kalbime!
Ask olsun kalbim sana Ilahi Ask olsun!...
Beni bir tek sen anlıyorsun..Artık seni dinlemek istiyorum yüreğim, artık senin sesini seçiyorum. Artık seninle olmak istiyorum. Seni susturup, dışarıyı dinlediğim yeter diyorum. Haksız mıyım yüreğim söyle bana?






Başkalarından önce seni dinleseydim şuan sen bu kadar yaralı olmazdın.
Ben seni dinlemeyi seçtim ama, çok geç yaptım değil mi bu tercihi?
Ve senin artık sesin çıkmıyor, konuşacak mecalin yok ya da bana küssün. Bazen varlığını tamamen unuttuğum anlar bile oldu yüreğim. Haklısın seni çok yalnız bıraktım, aslında kendimi. Ama pişmanım. Seni tamir etmek için uğraşıyorum, ne olur bana yardım et. Yeniden dirilelim, yeniden dost olalım. Bundan sonra seni dinleyeceğim. Çünkü sen hep benden yanasın biliyorum.

Bana yine doğruyu fısılda ne olur, yaralarını tamir edebilmek için ne yapmalıyım?


30.05.2009 KiMeRa