16 Aralık 2008 Salı

GAZETE KOKUSU



Ben bugün bir gazetedeydim!....

Neredeyse iki yıldır blog yazıyorum... Öncesini sayarsak belki kırk yıldır yazma, deneme ve şiirimsilerle kendi kendimi avutuyorum... Bu, hani sigara tiryakileri vardır, bırakmayı denemek için sigarayı elinde ve ağzında yakmadan bekletirler, içiyormuş gibi yaparak kendi kendilerini taklit ederler ya, aynen böyle.... Uzun yıllar boyunca kendime, sadece ve sadece kendime yazdım, onları birer çeyiz sandığı gibi biriktirdim, onbir yıl öncesi kendimi her yalnız hissettiğimde, sarılacak ve yaslanacak bir omuz aradığım her günde, arayıp bulup onlarla dertleştiğim, paylaştığım ve daha çok melankolik bir hüzünle cümlelerinde ve mısralarında, şimdi daha iyiyim’i bulduğum zamanlardı... Küçük bir oyundu çocukken, herkes bebekleriyle oynarken, ben cümleleri kafamda birleştirmeye çalışır, küçük bir kızın gittikçe büyüyen minik romanını tasarlardım... Ve hatta gençken, genç bir anneyken, yirmidokuzunu yaşayan orta yaşlı bir kadınken de kendi oyunumda gizlenir, kendi şiir ve yazılarımın arasında ruhumu dinlendirir, arkadaşım, dostum, sırdaşım olurdu defter defter sakladığım hazinem...

Ve onbir yıl önce hazinemi kaybettim, çocuklarımı kaybetmiş gibiydim, çocuklarımdı, benden bir parçaydı hepsi, benim kelimelerim, benim cümlelerimle süslenmiş her bir anıydı, her bir yaşanmışlık, her bir acı, her bir hüzün yaprağı... Birden bire yok oldu, taşınma sırasında mı çöpe atıldı, kamyondan düştü de öyle mi yok oldu, bilemiyorum, hiç bir zaman da bilemeyeceğim... Kimbilir, belki kıymetini bilmeyecek birinin elinde kahkaha malzemesi oldu, belki de üzerinde yemek yenilen gazete kağıtları gibi kullanıldı, yendi, bitti... Şimdi nerede ve nasıl, hangi yıpranmış sobanın külllerinin, hangi çöp yığını arasında kaybolmuştur, kimbilir, bilebilmek mümkün mü?...

Yasta geçti sonraki yıllarım, tek tük yazdığım bir kaç şiirle oraya buraya karaladığım bir kaç günlükle geçiştirildi... Çocuklarımı, çocukluğumu, gençliğimi, bensaydığım herşeyi kaybetmiştim, kolay mı?.. Bunu anlamak için sanırım yazmak, hissedebilmek gerek...

Karalama bile olsa, kötü birkaç deneme, şiire benzemeyen birkaç şiirimsi de olsa benimdi, bendendi, belki de kanımdan bir parçaydı... Küstüm, kendi kendime çekildim ve herkes gibi yaşamaya çalıştım... Herkes gibi yaşamak, herkes gibi ayrımsamadan, olduğu gibi, olabildiğince koyvermek, düşünen bir insan için, üreten bir insan için yıkımmış, fetret devriymiş, yeniden yazmaya başlayınca , anladım....

Teknoloji ilerledi, bir arkadaşımın desteğiyle, atıldım kollarına klavyenin... Geçmiş ve geçiştirilmiş günlerin acısı ve hüznünü yansıtan şiirlerle ve yazılarla donattım bloğumu... Önceleri okuyan ve takip eden insan sayısı fazlayken, gitgide her moda adeti olduğu gibi çabuk sıkıldı insanlar bloglardan, ve belki de umut vadeden yazılar okumak istediler benim yazılarım yerine, neşe veren, hayal etmeyi, mutluluğu çağrıştıran cümleleren içeren yazılar istediler... Yeter, demedim, en önce kendim içindi ya yazdıklarım, zaten bir kere başladın mı susuz kalmış da kana kana suya sarılmış hayvanlar gibi çeşmeyi bırakmadım, içmeye devam, kimse okumasa da, ben okuyorum ya... Ve yazıyorum...

Belki benim acı sesim kulakları tırmalar;
'Sizler gidin, genç kızların türküsüyle şen olun... dedim...

Belki zamandır, diye açılmaya, belki beni daha çok yazmaya sevk eder, kışkırtır diye, belki de daha çok insan kendini bende bulsun diye, bir gazeteye başvurmamı tavsiye etti , yine bloğa başlarken rehber olan arkadaşım... Bugün başvurumu yaptım... Hayatımda ilk kez benim gibi düşünen ve yazmaya yoğunlaşmış bir kurumdan içeri girdim... Kokuyordu, gazete ve kitap kokusu sarmıştı etrafı... Aldı, götürdü beni, daha içeri girmeden , binaya ayak basarken, koktu duygular, ayrıştırmalar ve ayrımsamalar... Yazarkenki gibi değilim konuşurken, sıkılgan ve mahçup ifademle hiç bir şey anlatamayacağımı ve belki de veremeyeceğimi düşündüm ve verdim blog adresini çıktım...

Sonuç ne olursa olsun, ilk kez yazmakta ve düşünmekte birlikte davranan, benim gibi, bana benzeyen insanları görmek, o kurumun içinde bir kaç dakika olabilmek, mutluluğun tarifi benim için... Çünkü artık ne kadar kalabalık olursak olalım, düşünen ve ayrımsayan insanlar olarak çok azınlıkta kaldık, dünyanın ve madde telaşesinin içinde kaybetti insanlar düşünebilmeyi, hissetmeyi zaten çıkardılar defterlerinden, gözbebeklerinden indirdiler masumiyeti...

Güzel bir anı oldu, bugün ben bir gazeteye gittim, konuştum, ve dinledim.... Belki bir daha hiç gitmeyeceğim, ama kokusunu içime çektim... Sanırım o koku alır götürür kırkından sonraki yıllarımı....

Buradayım, yine burda olacağım, hep yazacak , yazarken yaşayacak ve paylaşacağım, kendime söz veriyorum!..
Çünkü hiçbir kimseye verdiğin söz , kendine verdiğin söz kadar gerçek ve tutulası değildir!...


Ben bugün bir gazetedeydim!....


ferkul

18kasım2008-
20.33

7 Aralık 2008 Pazar




Mutlu, sağlıklı, kardeşçe, umutla kucaklaşılan nice bayramlarda selamlaşmak, okumak ve okunmak ,
dileğimle.....


ferkul

1 Aralık 2008 Pazartesi

şiire selam söyleyin


Uzun zamandır şiir, yazmıyorum... Ve hatta okumuyorum... Şiirden yana değil sanki duygularım... Halbuki bende şiir; bir resmin tuvali, elim, ayağım, yaşamın içinde dönüp duran günlerim, gecelerim... Sanki bir yanım eksik, bir çok yeri parçalanmış elbiselerimin... Yüzümde yer yer beliren çizgilerin, aynada baktığım gözlerimin içinde yok şiir... Bunun için yarımım... Hissediyorum, duyuyorum, büyük bir eksiklik var... Peynirsiz, ekmeksiz bir kahvaltı sofrasındaymışım gibi şaşkın;aç kaldım, açıkta kaldım, şiirsiz kaldım...
Bunun içindir belki çılğınlığım, yıkılmışlığım, yakmışlığım, yakılmışlığım....

Bunun için yetimim, bunun için biraz kırık, biraz sendelemiş, tökezlemiş, bir haldeyim hayattan düşmüş, kalkamamış... Yazmadıkça, yazamadıkça, şiirin arkasına saklanmadıkça,
mısra
larla avunmadıkça
yaşamıyorum...


Şimdilerde bir yanım eksik,
Bir yanım yarım
Yokuş aşağı inerken
Susuz çeşmelerde
Yorgun şehirlerde
Şimdilerde,
Karanlık gecelerde
Işıksız kaldım...
Soluksuz,
Nefessiz,
Şiirsiz kaldım...

Şimdilerde uyandım düşlerimden
Şimdilerde kırıldı dalım
Şimdilerde seviyorum...
Hasretim
Benliğim
Şiirim
Söyleyin
Kaldırsın beni
Şimdilerde bilsin
Onu özlüyorum...

Şimdilerde küskünüm,
Şimdilerde yok saklanacak yerim
Şimdilerde üşüyorum
Beni şiirlere örtün
Beni mısralara
Beni beyitlerle gömün
Şiirlerle geldim,
Şiirlere gidiyorum...


ferkul

17kasım2008
23.08

27 Kasım 2008 Perşembe

Mektup Var!....


Öğrencilerimden inciler;

Sevgili öğretmenim,
Bugün 24 kasım, öğretmenler günü bir kez daha öğretmenler gününüzü kutluyoruz... Bugün senin en mutlu günün, seni bir kez daha mutlu etmiş olacağız... Seni sevip sayacağız... Sen bize demiştin ben hediye istemiyorum, sadece dersinize çalışın...

Ben de sana bir şiir ve mektup yazmak istedim, sevgilerimle,
Merve.
Sevgili öğretmenim,

Sizin değerinizi iyi biliyorum, sizi çok seviyorum, siz diğer öğretmenler gibi değilsiniz... Daha eğlenceli, daha çok sırlarınızı paylaşmayı biliyorsunuz... Siz sevgiyi karşınızdaki insana daha fazla veriyorsunuz. Sizinle sırlarımızı, yaşadıklarımızı paylaşıyoruz... Hep beraber eğlenceli dakikalar geçiriyoruz, şarkı söyleyip fıkra anlatıyoruz... Derslerimizi eğlenceli geçiriyoruz... Siz bizim çalışkan olmamız için herşeyi yapıyorsunuz. Her zaman konuları anlamayınca başka konuya geçmiyorsunuz... Şöyle bir sözünüz var; dersi aç kurt gibi dinleyin,acıkmış gibi... Bu sözünüzü çok seviyorum...
Şimdi duygularımı satırlara döküyorum... Bu öğretmenler günü sizinle geçirdiğim son öğretmenler günü... Bundan sonra bu özel günde bu sözü kendi dersinizdeymişiz gibi söyleyemeyeceğiz, ama sizi hayatım boyunca unutmayacağım...

Siz başka sınıfları okuturken söz veriyorum öğretmenler gününüzü gözlerinize bakarak kutlayacağım.Şimdi benim için en değerli ve önemli sözü söyleyeceğim;

ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!!!
Kübranur

Sevgili Öğretmenim,

Mutlaka sizi büyüten biri vardır.Mutlaka size bilgi öğreten vardır.Evet, evet benim de var...Ama benimki daha güzel bütüten ve daha güzel bilgiler verendir.Bana bilgi veren, beni büyüten ve bana eğitim veren kişi ise,sizsiniz öğretmenim...Ben de öğretmen olunca sizin gibi daha güzel bilgi öğreten ve bize şefkat ile yaklaştığın gibi bir öğretmen olmak isterim...
Merve
(bir tek cümlesini bile, kelimesini bile değiştirmedim)

Gariban çocukların öğretmeniyim ben...
Elleri kadar yürekleri, giysileri kadar gözleri gariban...
Bir yoksunluk, bir gariplik kalmış onlara
Analarından miras ...
Bir eziliş, bir kayboluş...
Hiç bir masalda var olmamış
Kibritci kız kadar bile
Şanslı olmamış...

Gariban çocukların öğretmeniyim ben... Şimdiye dek bir çiçek ve selpak mendil haricinde yüreklerinden dökülen birkaç cümle ve şiirden, sevgiden başka vereceği bir şeyi olmayan, hem de bunların haricini istemediğim, gariban çocukların öğretmeniyim ben...

Benim gariban çocuklarım, yürekleri zengin, cümleleri zengin... Benim servetim onların gözlerinde, bakışlarında.... Onlardan dökülen altınları gördünüz mü?... Gözlerinde beliren seçkinliği, temiz ve saf sevgiyi okudunuz mu?... Anlayabildiniz mi benim küçük meleklerimi?... Anlayabilir misiniz?... Sarı sarı, çil, çil ışığı ta sizlerin yüreklerini aydınlatan parlak altın kelimeleri duydunuz mu?....


İşitebiliyor musunuz seslerini?....

Onlar geliyor!....