14 Kasım 2008 Cuma

kendime mektup_2

İçimden geldiği gibi,

İçinden geldiğince yazmak istiyorsun, içinden geldiği kadar yaşamak... Bazan bir yerde tükenip bitmiş bir masalın ortasında buluyorsun kendini, sonu geldi, işte şimdi tam imza zamanıdır, diyorsun... Bakıyorsun masal bitmiş, üç elma dağıtılmış ama, yeniden çıkmış koca bir dev karşına, yine korku, yine savaş, yine sevgi, yine mevsimler.... Yine sona yaklaşmış başlangıçların döngüsü... Dünya seninle birlikte dönüyor, sen dünyasız yaşıyor muşsun gibi... Başka birinin masalı, bir başkasının oynadığı film karelerinden alınmış gibi günlüğün...

İnsanlar geçip gidiyor önünden.... Her gün, her saat, her dakika yürüyen, koşan, duraksayan, tökezleyen, düşen ve kalkan insanlar.... Düşünen, düşünemeyen, ayrımsayan ve ayrımsatanlar.... Zordur onları yaşamak... Seyretmek en kolayı... Sarışın, esmer, güzel ve çirkin yürekler... Duvarlar ardında gizlenen, dışarıda rengarenk elbiseler.... Dedikodular, yakınsamalar, yabancılar, yanlışlar... Gülümsemeyi unutmuş, safiyet in yerini alan karanlık simalar, gözlerinde nasibini arayan bir soru işareti... Sorular,sorular... Yaşamın içinden alınmış cevabı bilinemeyen sorular... En çok da beyinini kemiren bu soruların dalgası vuruyor gemine, batışına en çok sebep belki de bu, sorular... Battı mı gemilerin?.. O da ayrı konu aslında... Bir batışla çıkış çizgisi arasında kaldın... Ortada bir yerde, ne, ileri ne geri...

Gün akşama dönünce gecenin içine saklanmış hüzne bırakıyor kendini... İçinden geldiğince yaşanamayan gündüzler, içinde kendinin olmadığı ruyalara bırakıyor uykuları... Bu kadar mı acımasızdı hayat, sen mi hiç okumadın, doğru hecelemesini mi bilemedin?... Bir yerlerde,bir uzak bir diyarda mı yanlışların, nereye bıraktın onları?... Unutulmuş, eskimiş ve yıpranmış hatiralarda mı kaldı yaşam dedikleri?... En masum yerindi , senin bildiğin, yastığın, en fazla kendin olduğun yer... Uykularda da masum değilsin artık... Uykularda belki de bütün yalanların... Gerçek sandığın her şey masal...

İçinden geldiği gibi yazmak istiyorsun, içinden geldiği kadar... Olabildiği ve olduğu kadar, daha fazlasını beklemeden, istemeden, belki de hiç bir şey yapmadan , ne getireceğini bilmeden yaşamak... Konuşmak ve yazmak, olabildiğince hür, olduğu kadar basitleştirerek... Öylesine, biteviye sürüp giden zamana inat, kendini yenilemek, kelimelerle, cümlelerin arkasına saklanmadan, süslenmeden, süslemeden.... Olmadığı gibiye o kadar alışmış ki düşünceler, kendinle bile konuşurken bir sivilceyi fondotenle kapatır gibi, bir bakıyorsun görünmüyor, bulut olmuş gerçekler... Olmuyor, olamıyor, belki de içinden de gelmiyor... Kapatmasını ve kapatılmayı iyi biliyoruz gerçekten yapabildiğimiz en iyi şey şu hayatta...

Aslında, bir çocuğun gülüşü, bir gülün goncası, bir mor menekşe, bir kuşun kanat çırpması, belki bir yağmur damlası, sıcak bir güneş ışığı yetiyor gülümsemene... Senin kadar küçük şeylerden mutlu olabilen de var mıdır, düşünmüyorum değil... Sanırım senin sorunun, düşünmek, ayrımsamak ve ayrıntılar... Çok yoruldun, çok düşündün, sus artık....

Bazan istifa edesin gelir ya herşeyden ve herkesten... Bu gün öyle bir gün... Sana yazılmış bütün senaryolardan, rollerden ve sorumluluklardan bir imza ile vazgeçmek, vazgeçirmek... Hayallerden ve amaç bildiklerinden, umutlardan, konuşmaktan, susmaktan,susturulmuşluktan, gecelerden ve gündüzden... İstifa etmek, okunmayan yazılmış ve yazılmamış bütün kelimelerden....

İçinden geldiğince,

Kendiyle barışık, bir dost gibi;

Günaydın... Bu gün nasılsın?...


ferkul

02ekim2008
02.08

2 yorum:

Muhabbet Çiçeği dedi ki...

Canım ne güzel yazmışsın. Kalemini çok beğeniyorum. Hep anlamlı, hep sevgi dolu yazıyorsun. Sevgiyle kal hep olurmu.

Zeugma dedi ki...

Yazdıklarınız huzur veriyor..
Çok güzel bir kalemsiniz siz..
Kesinlikle bir yetenek bu..
Sevgilerimle..