19 Kasım 2008 Çarşamba

hayal ettiğince


Dünyanın sonu gelmiş de ortasında kalmış gibiyim bugün... Size de olur mu bazan?... Ortalarda bir yerde hiç bir sebep veya sorun yokken olmadık bir yerde ve zamanda buluverirsiniz kendinizi hayatın içinde sürüklenirken... Bir karanlık kalp çarpıntısı... Halbuki her şey yerli yerindedir ve düzgün gidiyordur... Yine de içinizi kemiren, ansızın baş gösteren bir ortada kalmışlık, bir sonu gelmişlik kaplar yüreğinizi... Anlamasızlığı yaşamak, belki gerçekten duyumsayan ve ayrıştırmayı fazlaca yaşamının içinde var eden insanların kaderi galiba....

Bu gün bir yazıda
sanatçı ruhu taşıyan, duygusal insanların, hatta özellikle ünlü ressamların şizofren olduğunu, bu rahatsızlıklarını resimlerde gösterdiklerini, okudum... Düşündürdü, hatırlattı, yorumlattırdı kendini bu yazı, okuduktan sonra bir süre beyninizde yankılanan şiirler gibi... Eskiden de öğrenciyken olsun, normal bir yaşam çizgisinde topluluklar arasında gezinirken olsun, bunu hep duyardım, suçlanırdım, hatta bu konu yüzünden çok söz işitmişimdir olumsuz olarak şahsıma... Sanatçılar kafasının bir yeri eksik insanlar, diye... Çok fazla düşünürken dalgın, unutkan ve savruk oluyorsunuz yaşam çizgisinde rüzgarlar estiren ve sustuğu halde konuşturan rüzgarlar... Bu, insanlar arasında biraz yabancı ve yalnız bırakıyor sizi... Çok düşündüm, bir tarafını eksik hissettiğim bir yaşam sürdüğüm kesin de, bu guruba dahil miyim diye... Tabii ki sanatcı değilim , kendimi o gruba dahil edebilmek için çok geç kaldım yazmaya, şiirimsi bir kaç yazıyla sanatcı olunamayacağını da biliyorum... Ama diğer insanlardan farklı bir duyumsama, ayrıntı ve ayrımsamalara takılma ruhumun olduğunun farkındayım... Bu biraz daha fazla beynini ve düşüncelerini zorlamak, düşünerek yaşarken yorulmak demek olsa da, duyarlılık, hiç duymadan yaşamaktan iyidir diyorum...

Bakarsınız bir çiçeğin tümü değil de,
bir yaprağının rengi veya duruşu alır götürür sizi... Belki bir başka yaşanmışlığa, bir anıya, veya düşünülmesi gereken geleceğe dair bir duyumsama olarak çıkıverir karşınıza... Herkesin gül olarak gördüğü çiçeği yaprak olarak görüvermek, hatta sonunun ne olacağı düşüncesiyle hüzünlenmektir duyumsamak... Ayrıntıların insanıdır sanatçı ruhlu insanlar... Ayrıntılar doldurur, kaplar boşluğunu...

Bazan da işte bugün olduğu gibi, hiçbir şeyde bir şey yokken dünyanın sonu gelmiş gibi, ortasında kalmış gibi bir cehennemin, hisseder ve kaptırırsınız kendinizi karanlık hüzün geçit vermez gülümsemeye...

Düşünmek ve duyumsamak yine de
yüceltir, diriltir insanı... Bu yazıyı yazarken yine düşündüm de; Her gün olduğu gibi bir gün müş bugün, ve cehenneme de benzemiyor... Dışarıda şu anda, donduran bir sonbahar soğunda bile yıldızlar gülümsüyor... Bakın yazmak ve konuşmakla düşünmek nasıl dağıttı efkarı?... Düşünce tek kendinle kaldığın andır, zarar vermez insana... Kafa tasınızı da boşaltmaz, doldurur bence, bilimsel olarak doğrulansa da, şizofreni yakıştırması yakışmıyor, ben inanmıyorum,siz de inanmayın, düşünün ve duyumsayın...

Dışarıda kalmayın, bu aralar daha bir soğudu ortalık... Zemheri bir soğuk ortasında kalmak yakışmaz sanatçıya... Düşününce ısınır bütün duygular...
Düşündükçe yaşamaya daha bir sarılırsın, ve hayal etmeye, alabildiğince özgür... Çünkü nefes tükenince değil, insan hayal etmeyi bırakınca, ölür ...



ferkul

08.kasım2008
01.50

2 yorum:

Zeugma dedi ki...

Ne güzel yazmışsınız..
Yine şiirimsi olmuş:)
Şiofren her kesimden çıkabilir,sanatçılar ünlü olduğu için akılda kalıyorlardır bence..
Çok güzel bir yazı.Kutluyorum..

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

çok güzel olmuş ellerine sağlık bir çırpıda okuyuvermişim...