1 Kasım 2008 Cumartesi

Akrabalık bağı olmadan

Karşı dairede oturan yaşlı bir ninem ve dedem var... Bu akşam onları ziyaret ettim... Bir iki haftaya yakındır, ziyarete yeltendim ama yoğunluk ve koşuşturmacalar arasında fırsat bulamadım bir türlü... En sonunda bu akşam çaldım kapılarını... Nur yüzüyle ninem açtı kapıyı... Nasıl da sevindiler, nasıl da şaşırdılar... Yolun aşağısında oturan kızlarının evindeler çoğu zaman, eve akşamları yatmaya gelebiliyorlar, normalde anca kapıda karşılaşırsak merdivende yürürsek birlikte eve doğru, o şekilde bir merhabamız var... Ama bu kalplerimizin, yüreğimizin muhabbetine engel değil... Beni de çok sever... Bu sevgisinin saf, temiz, ve duruluğu içimi eziyor, hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğim şefkat dolu, dua dolu bir sevgi bu.... Hele bu zamanda az rastlanır bir şey.... Biraz da şanslı olduğumu, Alllah’ın sevgili kulu olduğumu düşünüyorum, böylesi bir sevilmeye layık olamayacağımı da tabiii... Bazan her gün görseniz de hiç konuşmadan yanından geçip gittiğiniz insanlara duyduğunuz sevgi konuşur, kokusunu hissedersiniz, yanıbaşınızdan gecerken, ruzgarı bulur sizi, alır götürür...

Nineminki de böyle bir sevgi... Ben olsam da, olmasam da, kapımın önünden bana dua etmeden geçmez... Hatta dedem diyor ki, bir kere de ferkul’dan önce kendi evine dua et, oku, üfür , dedim... Yine de önce sana dua ediyor.... Gözlerim yaşaracaktı az kalsın...Tuttum kendimi.. Bazan en olmadık yerde sözümü dinletemem o sıcak gözyaşlarına, bazan de kuzu kuzu dinlerler beni, istediğim yer ve zamana saklanırlar....

Konuşmaya ihtiyaçları vardı... İkisi yalnız kalmışlardı o kadar kalabalık bir aileden sonra sessiz sedasız birkaç odaya hapsetmişlerdi kelimelerini... Biraz da yaşamlarının tamamını geçirdikleri köy özlemleri vardı ki, anlatılmaz.... Ne olursa olsun yaşlı insanların yaşadıkları yerlerden, ortam kötü de olsa, ayrılmamaları gerektiğini düşünüyorum... Bu yaşımda ben bile eskiden değişiklik ve yeniliği çok sevdiğim, ilginç bulduğum halde, şimdi kaldıramıyorum... En ufak bir değişiklik deprem etkisi yaratıyor... O köyün kokusunu, komşularının ufacık bir selamını özlemişlikleri her cümledeki ses tonlarından anlamamak mümkün değildi zaten...

Her zamanki erkek egemenliği geleneğince dedem konuşturmadı bizi... Her konuda ve her şeyde anlatacağı ve dinleteceği çok şey olduğu belliydi... Arada bir sözü nineme çevirsem de, dedem ucundan tuttuğu gibi cümlelerin alıp götürüyordu sanki... Ninemde her zamanki sonsuz hoşgörü... Gülümseyerek dinlemeyi seçtik en sonunda, başedemedik, birbirimize yaslanarak, gülümsedik, dinlemeyi seçtik... Eski günlerden, yeni günlerden, akrabalardan, uzaklaşan ve yakınlaşanlardan bahsetti dedem... Kendilerini arayıp sormayan bir kardeşleri varmış, en çok da ona üzülüyorlar gibi geldi bana... Siz gidin, utandırın onları dedim, ninem sevindi, ne doğru söylüyor , onlar gelmese de ben gideceğim bir dahaki köye gittiğimizde, niye bekliyoruz?.. Adım atmak büyüklüktür her zaman, küslük yakışmaz bize...

Her zaman böyle miydiniz, iyi anlaşır mıydınız, dedim... Ninem gülümseyerek, anlaşmayıp da ne yapacağız, kimimiz var ki bizden başka , dedi... O zaman düşündüm, ne gereksiz konulardan ve olaylardan dolayı kırıyoruz birbirimizi... Son_a geldiğimizde yaslanacak bir yüz bırakmalı, dedim herkesle ... Yüz yüze bakacak iki çift göz kalmalı... Belki göçüp gideceğiz, belki seneye burda olmayacağız da, dedi ya ninem, koptu içimden yine bir şeyler... Kim öle, kim kala, Allah bilir , kimseye muhtaç olmadan versin, dedim dönüşşsüz gidişleri....

Giderken, evden çıkarken ne kadar çabuk geçti zaman, dediler... Benim için zaman atlı bir yarışçıyken,tutamıyorken geçişini zamanın, onlar için saniyeler bile bir kaplumbağa yürüyüşüydü belki... Bunu hep yapamasam da, haftada bir yapmaya karar verdim... Onlar konuşurken, onlarla geçirdiğim iki saat içinde yanında olamadığım anne ve babamı düşündüm.... Ne kadar zor yıllar geçirmemize neden olsalar da, altı çocuktan sonra birdenbire bu kadar sessiz ve yalnız kalmak, ne kadar zor!... Hele de yatağa mahkum babamın sessizliği, gözlerinin içinde gitgide beliren yalnızlığı, bundanmış demek ki... Gurbeti ve hasreti , bir de suçluluğu söyleyen şarkılar geldi aklıma, boşuna yazılmamıştı o türküler,yakarışlar, isyanlar...

Ninem ve dedem, en yakın komşularım...Akrabalık bağı olmadan kan _daşlarım...
Ne sevimli, ne tatlılardı!... Hüzün konuşuyordu duvarlarda, ama yüzlerinde hala sıcak bir iyimserlik, gülümseme vardı...



Komşusu açken, tok yatan bizden değildir demiş peygamberimiz(s.a.v)... Burada açlık sadece, mide için değil, yürekler için de söylenmiş olmalı, diye düşünüyorum... Zamanımızda gerçekten de komşulara ve bizi sevenlere vakit ayırmak, koşan atlı saatlere rağmen, sevgiye ve hoşgörüye, sıcaklığa yer açmak zor olsa da, yapılmalı... Ruhlarımızın dinginliği, yalnızlıklara şifa olsun diye... Dua ya rahmet olsun diye... Kalbimize aydınlık olsun diye.... Karşılıksız sevebilelim diye....

Denemek lazım, yaşamak lazım, değil mi?...



ferkul

26ekim2008
01.49

Reblog this post [with Zemanta]

2 yorum:

lemanice dedi ki...

çok iyi yapmışsın arkadaşım.onlar bizim değerlerimiz.ben yaşlıları gördüğüm zaman hemen aklıma kendi yaşlılığım geliyor.biz onlara gerekli değeri verip örnek olmassak küçüklerimize,küçüklerimizde bizim yaşımıza değer vermeyecek çünkü;bizden öyle görmüş olacaklar.seni alkışlıyorum ve sevgilerimi gönderiyorum

akasyakokusu dedi ki...

İyi geceler diliyorum..Noktası virgülüne okudum ninem ve dedemi...
Duvarları bitişik aynı kapıda karşılaşan aynı asansörü bekleyip inen binen ve hiiiççç konuşmayan insanlara inat..Sevgi paylaştıkça güzel..Helede sevgili ninem ve dedem gibi güngörmüş insanların hürmetle hatırı sorulur eli öpülür..Bendende selam ve hürmetler onlara...