10 Eylül 2008 Çarşamba

bir genç kızın günlüğünden....

arkası yarından sonra...)




Otobüs sessizce çıktı yola Antalya otogarından... Şimdi bambaşka bir otogarı var Antalya’nın, daha büyük, daha şık... O yıllarda doğu garajındaydı... 23 yaşlarında bir genç kız ve yanında babası olduğu anlaşılan heybetli, oldukça kendinden emin adamla, hiç konuşmadan yolu seyrettiler uzun bir süre... Yolculuk şimdiye kadarki gittikleri hiç bir yola benzemiyordu, otobüs içindeki insanlar da... Dilleri farklı, kokuları farklıydı, hoşnutsuzca bakındı adam... Çıktıkları yolun sonu, başından belliymiş gibi uzayan asfalta dikti gözlerini, merak etmeden, heyacansız...

30 saat süren yolculukta genç kızın en çok sevdiği sadece sabahın dördünde verilen molada içtikleri çayla birlikte sabah serinliğine yüzünü vermek oldu galiba... Bir de ilk kez bir yola çıkmıştı babasıyla, daha önce hiç bir paylaşımları olmamıştı, altı çocuğun ortancası olması biraz da babanın çocuklara ayırdığı zamanla ilgili bir sorundu ama işte, şimdi beraberlerdi, belki otobüsteki diğer yabancılardan bile farkı yoktu ikisinin...

Tedirgindi, ama bir sevinç vardı içinde,ilk görev yerine gidiyordu, öğretmen olmuştu, olabilmişti sonunda... Boşlukta geçen iki yılın ardından sonunda mezun olmuş, sınıfı geçmiş, o zaman öğretmenler için varolan yeterlilik sınavını ikinci girişinde de olsa kazanabilmişti... Çok zor yıllardı geçen o iki yıl, bir hedefe varmak isteyen insanların durduğu nokta ne kadar zor olursa, durakladığı yer ne kadar belirsiz olursa o kadar boşlukta bulursunuz kendinizi... İlk sigarasını da o boşlukta içmişti, şimdinin tiryakisi ozamanın acemisiydi... Belki de hayat da bu kelimeler arasında bocalamıyor muydu?.. Tiryakilik, acemilik, bağımlılık, pişmanlık... İşte o boşluktan kurtuldum, diye gülümsedi yol boyunca, artık kendimi ve hayatımı kurtardım, yeni bir hayat,yeni bir çevre, yeni insanlar, ne kadar güzel, ne kadar heyecanlıyım, ne güzel şey bu başarmak duygusu, geç kazanılmış da olsa, çok güzel, dedi kendi kendiyle konuşur gibi...

Düşüncelerini susturmak istedi, sanki heyecanı, kalbinin çarpıntısı dışarıdan duyulacak gibi geldi bir an... Dışardaki insanların, dili başka, kokusu bambaşka insanların memleketine doğru yol alırken hepsini inceledi bir süre, yol boyunca gözlerine bakamasa da hepsinde sanki kendisindeki heyecanı hissetti... Herkes uyuyordu, kötü bir ayak kokusu burnunu tıkadı, yine de geçtikleri şehirler ve yollardan ayıramadı gözlerini, hiç görmediği, hiç bilmediği bir yöne doğru giden insanların bakışlarıydı otobüsün camına yansıyan...

Ve durdu otobüs 30 saat süren yorucu yolculuğun ardından, hiç uyumayan genç kızla babası indiler oobüsten... Genç kızın üzerinde siyah bir bluz, pileli mavi çiçekli bir etek vardı...Babası yine herzamanki beyazlarını takınmıştı üstüne, şapka, pantolon ve gömlekle beyazlar içinde esmer bir adam... Etrafına bakındı...
Dam evler, bir şehre yakışmayan hava, ve çevresindeki yabancılar;

---Geri dönelim kızım, hemen istersen, dedi... Ben bir erkek halimla burada yapamam....

Olmaz, dedi genç kız heyecanına gölge düşümek istemezcesine, küçük bir isyanla... İlk isyanıydı babasına, ilk itirazıydı, farkında olmadan , söyleyiverdi... Ben burada kalmak istiyorum....

Her şehirde bir arkadaşım vardır benim, derdi babası her zaman, bununla öğünür ve kendisiyle gururlanırdı ,insan ilişkilerinde ustalığını belirtmek ister gibi... Sahiden de bu güneydoğunun önemli şehrinde de vardı arkadaşı... Bir komiserdi,ne kadar sıcak karşıladı onları...Sonraki yıllarda babasından daha yakın bir baba gibi olacağını hisssetti genç kız karşısında gülümseyen cana yakın olduğu kadar güçlü kuvvetli insana bakarken...Bir türlü ikna edemedim, diyordu babası arkadaşına , gidelim, geri dönelim diyorum, dinlemiyor, ille de kalacak, ben onunla kalmam buralarda, diye hayıflanıyordu bir yandan... Nerden okuttum bunları, zaten hiç istememiştim başından beri okumalarını, kız kısmı okur mu, şimdi ne yapacak bu bilinmedik memlekette, hem de terör varken, nasıl yaşayacak, bana ne faydası olacak okumasının?..


%%%%%%%%



ferkul

7 eylül 200
8

1 yorum:

Muhabbet Çiçeği dedi ki...

Canım, ne güzel bir hikaye bu. Geçen gece okudum ama yorum bırakamamıştım. Bu sabah yeniden okudum. Çok güzel. Bir öğretmenin ilk göreve gidişi. Bu hikayenin devamı olmalı değilim. Sevgiyle kal canım. Yüreğine sağlık.