12 Eylül 2008 Cuma

arkası yarından sonra


Bir genç kızın günlüğünden


Bir çift hüzünlü göz, karşıdaki uzak dağlara doğru daldı,sanki yaslanmak istermiş gibi, bir el uzatıp tutunacakmış gibi... Birkaç aydır bakmaktan ve ona doğru düşüncelerini dökmekten usanmamıştı hiç...

Ama dağ hiç bir yorum yapmıyordu, suskundu, her gün okula gelen bir çok öğrencisi gibi, Türkçe de bilmiyor muydu acaba?..

Henüz yoluna koyulamamıştı hiçbir şey... Okulun ve öğrencilerin o kadar çok ihtiyacı vardı ki, kitap, sevgi,dil, anlayış... Bu kez annesiyle gelmişti, anne de kızı kadar şaşkındı, ne yapacağını bilmez iki kadın bu köyden iki kilometre ötedeki lojman ve okulun arasında kalmış bir çaresizliğin içinde, düşünüyorlardı çoğunlukla... Bazan köyün içinde dolaşıyordu genç kız, okula gelmeyen çocuklara çat pat öğrendiği Kürtçesiyle, ‘çıma tunay mektebi (okula neden gelmiyorsun)’, diyor, gülümsüyordu sevgiyle... Yine de bir okul sevgisi yer edememişti o küçük yabancı yüreklerde... İnsan sevgileri vardı, hatta o kadar açık bir şekilde yer ediyorlardı ki hayatlarında, bağırlarına basmışlardı bu küçük, tecrübesiz öğretmeni... Ama okul sevgisi yer edememişti kalplerinde, ilgi yoktu okula karşı... Bir Musa’sı vardı, kara gözleri, kara teniyle her an yanından ayrılmayan, öğretmen ne dese de ben koşsam,yardım etsem telaşı vardı yüzünde, ellerinde... Sabah ezanıyla koşup geliyor, akşama kadar ayrılmıyordu yanından... Gülümseyerek hatırladı Musa’yı... Arkadaş olmuşlardı, öğretmen öğrenci ilişkisinden çok başka bir bağ kurmuşlardı aralarında... Kimbilir, şimdi kaç tane küçük Musa ile çoğalmış, çoğaltmıştır kendini... O iyi yüreğiyle çevresine ışık veriyordur... Birlikte köyün biraz uzağındaki gölete gidiyorlardı Musa ile, hala duruyordu fotoğraf albümünde yanıbaşında Musa ve küçük bir genç kız, uzaklara dalıp gitmiş,düşüncelerinde geleceği, hayalleri, suya yansımış ....

Ağanın saf bir oğlu vardı, öğretmen ilk geldiği gün annesine yalvarmış;

---Ana bu hocayı bana al...

Anası gülümsemiş,

--- Oğlum o hoca, varır mı sana...

O da her gün, her an, okulun çevresinde ve hatta onlarla beraberdi, ferkul, ben geldim, bana bir çay yap bakalım... Rahatsız edici bir tavrı yoktu, o da diğerleri kadar saf bir kalp taşıyordu, saf, kirlenmemiş, arıtılmış... Gülümserdi genç kız, hemen bir çay koyardı, çat pat Türkçesiyle sohbet etmeye çalışan saf gence gülerek...

İlk zamanlar yılmadı, elinden geleni yaptı, kızmadan, gücenmeden, kimseye yüksünmeden... Geceleri de korkmuyorlardı, küçük bir televizyon almıştı , ve kitaplar, okumayı o zamanlar da çok severdi... Annesi de danteliyle haşır neşir, geçiyordu günler...

Bir gün bir müfettiş geldi okula, ve o uzak dağ köyüne,kimsenin gelmez dediği kuş uçmaz kervan göçmez yere... Beyaz ,eski bir arabası vardı, kirli bir gömleği... Gömleği kadar kendisi de kirliydi, gelir gelmez;’ karnım aç, hocanım, bana bir şeyler hazırla,’ demez mi?.. Bir bulgur pilavı , Diyarbakır karpuzu ve ayran ikram ettiler annesiyle... Gayet efendi,kibar ve konumuna yakışır bir şekilde konuştu ve;’ okula geçelim’ dedi... Okulda sanmıştı ki genç kız mevzuattan , öğretmenlikten tavsiyeleri olacak, belki yardım teklif edecek, birlikte başarmanın bir yolunu sunacak sandı olanca saflığı ve tecrübesizliğiyle... Sınıfta biraz uzağına oturdu adamın, o da tam aksine yanı başına doğru yaklaşmaya çalışır gibi bir hali vardı...İç çamaşırlarını banyo ya as, hocanım, banyo yaparken de lojmanın etrafını iyice gözetle, önlemini al da , öyle yap , demez mi?.. Şaşırdı genç kız, el uzanıp yardım edecek sandığı müfettişe baktı, sessizce bir şey demeden, suskun... Sonra genç kızın önüne kitaplar sıraladı, bunları almalısın, öğretmenliği öğrenebilmen için bunlar gerekli... Zorlar gibi, aldı genç kız, şaşkınca ama kızmıştı, kısa kesti konuşmayı ve gönderdi köye gelen ilk resmi misafirini,teftişten çok ticaret ,alışveriş ve başka niyetler taşıyan, resmiyetten uzak ve kirli ruhu, bir daha böyle geleceksen hiç gelme, der gibi...

Yalnız ve ıssız yaşamlarının arasında bir de köylü kızı arkadaşı olmuştu...Ayşe... İki örgülü, tülbetinin arasından görünen siyah kahkulleriyle hemen hemen köyün en güzel kızlarından biriydi , beyaz tenli, uzun boylu ve henüz onbeş yaşında bir küçük köylü kızı...
Sıcak,candan ve içten bütün saf kalbiyle verici, samimi..

Bir gün ağlayarak geldi;

-----Beni evlendiriyorlar öğretmenim, atmış yaşındaki bir ağanın üçüncü karısı olacakmışım...

ferkul


5eylül2008

2 yorum:

Muhabbet Çiçeği dedi ki...

Çok güzel canım. Heyecanla okuyorum bu öğretmenimizin maceralarını.Yüreğine sağlık.

Gökkuşağının Rengi dedi ki...

Yüreğine sağlık canım.