15 Ağustos 2008 Cuma

kadınsan


Kadınsan al eline örgünü, ör!....


Aslında nereden başlayacağımı bilemiyorum... Kadın olmak çoğu zaman susmak demektir dedim az önce bir dostuma, susmasını bilmektir... Sustuğu yerde konuşmak, konuştuğu yerde kelimeleri yerinde harcamaktır... Böyle gördük, böyle öğrendik, belki böyle geldi, böyle gidecek...
Başlangıcı şöyle oldu, çok bilmiş bir ablam var. Dedi ki bana; internette vakit geçireceğine, örgü ör, dantel, elişi yap... Boşuna vakit kaybı... Bir yandan da hırsını oğluna ördüğü çeyizden çıkarırcasına hızlı hızlı örerken, ellerine baktım, takip edemedim, hızına yetişemedim... Evet...Stres atmanın en iyi yolllarından biri örgü örmektir... Yakışanı budur... Ne kazandırıyor sana saatlerce blog blog gezip, internette vakit harcamak, kimsenin okumadığı yazılar yazmak, bazan özelini isyanla haykırmak, acını klavyeye dökmek, sevincini ortaya saçıp bırakmak?... Kadın olmak susmak demektir.... Özelini, bütün çıplaklığıyla şiirler ve yazılarla dile getirmek yakışır mı, ör örgünü, kazakta, dantelde görünmez çıplaklığın?... Doğruluk payınının olduğunu biliyorum biraz da olsa.... Örgü örmek, tığ ve şiş bayanların en yakın ve vefalı dostu olmuştur genellikle...Amaaa ille de bayanım diye niye örgü öreyim?... Hem ille de bana yakışan örgü örmek mi, ben ne anlarım örgüden, bir tarafı yere bakar ben örerken, diğer tarafı göğe?... Niçin elime kalem yakışmasın?.. Mutlaka bir şiş, bir tığ, bir parça ip mi olmalı bana, beni anlatacak?... Her nerede ve nasılsam, nerede olmak istiyorsam, niçin olamıyorum?.. Stres dediğin bayana ve erkeğe göre değişir mi?.. Niçin yazmamalıyım?.. İnternet veya bütün sosyal aktiviteler niçin bizlere yakıştırılmıyor?...


Bütün zamanlar boyunca nerede en güzel aktiveteler varsa erkekleri en başta gördük yıllarca... Bu bizi yükseltti mi, susmak ve örtünmüş kelimelerin arkasına gizlenmek toplumları yüceltti mi?... Dikkat edin , okey oynarken, sohbet odalarında gezinirken, forum sayfalarını okurken bakın, çoğu bayandır.... Ve sonra, blog dünyası açıldı internette....Az önce okuduğum bir makalede blog adının e_günlük olarak Türkçeleştirilmesi gerektiğini yazmış değerli bir yazarımız... Eleştirdiğini düşündüğü blog veya e_günlük dediği sayfaların insanlarının, hatta bayanların diyeyim, hayatına ne kadar çok girdiğini henüz keşfedememiş bence... İnsanlar bloglarıyla yüreklerini konuşturmaya başladıkca bayanların bakış açısı değişti.... Blog sahiplerinin de çoğu bayan... Elbette bayan ruhunu sayfaya olduğu gibi yerleştiren, tamamen cicili bicili albenili sayfalar hazırlayanlar da var, olacak, onlar da yüreğini süslenmiş sayfalara bırakacak.... Rengarenk örnekler var artık blog sayfalarında... Artık elinde örgü, yemek programları, evlilik programları izleyen bayanlar kalmadı... Şimdi evinde yemeğini yaparken kendi blog sayfasına kaç kişi girmiş, yazdığı yazıyı kaç kişi okumuş, kimler ne yazmış, bu yemeğin tarifini hangi blogda daha güzel bir şekilde bulabilirim diyen bayanlar var.... Hatta öreceği kazağın, dantelin modelini internet sayfalarında bulmayı öğrenmiş, evinde ve odasında kendi haline yaşayan ilkokul mezunu bir bayanken yazmayı hedef edinmiş, kendini ve yaşamını sayfalarda görenler çoğalıyor gitgide... Dikkat ettim, örgü ve yemek sayfaları, blogları ve günlükleri ana haber sayfalarından daha çok ziyaret ediliyor.... Zamanla örgüyü günlüğe çeviren, anlatan ve konuşan kadınlara dönüşecek hepsi... Mutlu kadınlar.... Mutluluğunu suskunlukta değil, konuşmakta ve paylaşmakta bulmayı amaç edinmiş kadınlar... Huzurlu evler, neşeli yollar, sokaklar, neşeli çocuklar, neşeli bir gelecek....


Peki, nereye kadar, diyeceksiniz?..Giiitiiği yere kadaaar, kadın kadın olduğunun, ben olduğunun farkına varıncaya kadaaar... Toplumu oluşturan, geleceğe yön veren çocuklar yetiştiriyorsak önce biz, kim olduğumuzu görmeliyiz.... Kendini hiçbir aynada göremeyen, yerini bilmeyen, kendini bulamayan bayanların çok olduğu bir toplumun geleceği ne kadar parlak olur?... Güzel örgü kazaklar giyen, dantel, fisto takımları içinde uyuyamayan, ruhsal sorunlar içinde büyüyen bir gençliğe mi evet?... Hayır!...Bence en çok bayanlar yazmalı, en çok onlar katılmalı, toplumları toplum yapan, refaha ve huzura ileten kadınların mutluluğudur, niçin önce kendimiz hemcinslerimizi sınırlayarak, kınayarak ve daraltarak önünü kesiyor ve eline verdiği yarım kazağı bitirmesini istiyoruz?... Varsın çocuklarımız fabrikalarda hazırlanmış uyku setlerinde rahat uyusunlar, varsın fabrika işi kazakları içinde gülen yüzleriyle aydınlatsınlar içimizi, ferahlatsınlar....


Şimdiii, bu ferkul amma da feministmiş ya, diyecekler bana...Feminist filan da değilim aslında ya hani, çağrışım da yaptırmıyor değil tabii bu cümleler ilk okuyan kişinin düşüncelerine... Bence insan , insan olduğunun farkındaysa gruplar ve böyle gelmiş, böyle gideceklerin dışında bir dünyayı keşfetmeli....Böyle bir dünyayı kimse eliyle sunmuyor, sen açarsan kapının tokmağını çevirirsen , kapı açılıyor...


Önce insanım, sonra da kadın...Sustuğum yerde konuşmayı da bilirim...Ya siz?...


ferkul
15 ağustos 2008
03.18

Hiç yorum yok: