19 Mayıs 2008 Pazartesi

Başbakana mektup

Mektup

Bugün Sosyal bilgiler dersinde küçük bir etkinliğimiz vardı.Belediye başkanlarıyla, TBMM meclisi, görevleri ve yetkileriyle ilgili bir konuydu... Kitabın çalışma sayfasına belediye başkanına bir mektup yazmayı hazırlamışlar...Oradan açıldı, öğrencimin biri kalktı, ben belediye başkanına değil, başbakana yazacağım ,çünkü babam bu başkanı hiç sevmiyor,dedi...

Çocuklar nasıldır bilirsiniz, biri bir fikir attı mı ortaya, hepsi birden atılır...Bir başkası çıktı, ben cumhurbaşkanıma yazacağım dedi... İlginç olur, o heyecanla belki daha bir özenirler, mektup yazmayı,zarf üstü yazmayı ve duygularını konuşturmayı becerebilmek için çaba sarfederler diye düşündüm, kabul ettim... Sonradan mektuplardaki samimiyeti ve çocuksu duyguları görünce göndermeye karar verdim, ne çıkardı?.. Sonuçta çocuk da olsa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydılar , kimbilir belki de o yüksek mevkide olabilmeyi hedef seçip kendine, bir yol alan çıkardı?... Bir harıltı, gürültü, heyecan içinde başladılar mektuplarını yazmaya... Ben de zarf temin ettim kenar mahalle okulu olarak kısıtlı bütçemizin elverdiği kadar zarf, çizgisiz kağıt,vs...

Mektupları sahiden göndereceğimizi, dikkatli ve güzel yazmalarını, duygularını ifade edici ve kurallara uygun yazmalarını istedim tabii, bir de samimi olmalarını... En kötü yazısı olanı bile, kurallarına uymadan da yazsa cümleleriyle kendini ifade edebilen küçüklerimle gurur duydum... Yazı çirkin, kuralsız demeden koyduk zarflara, verdik postaya... Binbir heyecan, zarf üstü yazma çabalarını ve o gürültüyü saymazsak hoş bir deneyimdi.Hepsini tek tek olmasa da şöyle bir gözden geçirdim, sakıncalı kelimeler,eleştiriler yazmalarını istemem elbette, sonuçta devletin en resmi ve büyük kurumları...

Küçük bir sınıf içi etkinliğinde yazılan mektuplarda istekleri gördüm, çocuk yüreklerindeki evlerde yaşanan dramları...Okusanız, yüreğiniz burkulurdu... Kimi benim bir bilgisayarım olsaydı, daha başarılı olurdum demiş.Kimi sınıfımızdaki bilgisayarımız bozuk, bilgisayar istiyorum demiş... Bir tanesi babasının eve getirdiği paranın yetmediğini, kazancın yetmemesi yüzünden babasının hep sinirli olduğunu ve annesiyle sürekli kavga ettikleri için ne kadar üzüldüğünü anlatmış.Kardeşinin sünnet olacağını, düğün yapmak istediklerini yazan bir kapıcı kızım da vardı, bir cümleyle ifade etmiş durumunu...Bir başka kızım da Milli Eğitim Bakanlığına Sosyal ders kitaplarından şikayetlerini dile getirmiş... Çoğu öğrencim bilgisayar istiyor evinde, kimisi babasına daha iyi bir iş... Aslında hepsi de düşüncelerini olabildiği kadar samimiyetle ifade etmişler... Yazdıklarıyla küçük bedenleri büyüdü, her cümlede büyüdüklerini farkettim... Biz büyükler onlar kadar büyümeği hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz...

Ne çok dertleri varmış küçüklerimin?... Bu yaşımda çok fazla yük gibi gelen sorunlarımdan utandım, onların çaresizliğini görünce... Büyük olduğumdan utandım... Ne kaldırılmaz yük üzerlerindeki, küçük bedenlerine sığmayan, ne ağır yük!...

Daha çok çalışıp, daha çok okuyup, daha büyük yollara atsaydım keşke adımlarımı... Belki birkaç minik haykırışın sesini duyardım, diyorum, duyurabilirlerse o kadar uzaktan?...Unutur muydum o zaman da duyumsamayı, başkalarının diliyle konuşmayı, başka insanlar için yaşamayı?...O koltukların sihri alıp götürür müydü şefkati, acıma duygusunu, yardımseverliği?...

Küçük , temiz, güzel yüreklerin kuralsız mektupları o makamlarda şimdi.Bize heyecanı kaldı, mektup yazmayı, zarf üstü yazmayı öğrenmiş eller, kaldı... Bir de ömür boyu unutulmayacak bir mektup hatırası, onların yüreğinde sevinç ve heyecan bırakan...Öğretmenlerine hüznü yaşatan...

ferkul
16.05.2008

Hiç yorum yok: