2 Mart 2008 Pazar

BİR KRAL



Dağ gibiydi, taş gibi ,dünyaya hükmeder gibiydi, aleme ben de varım diyenlerdendi, çok koşardı,çok yürür, çok çalışır, çok hırslanırdı.Yakışıklıydı , etrafını parasına ve yüzüne gülen çok kadın sarmıştı iyi günlerinde.Işıltılı günlere hayrandı, ışıltılı sevmelere... Parlak günlerin insanıydı...Sönmüş yıldızlar onun harcı değildi zaten...Zamana kandı, hiç bitmeyecek sandı, hep aynı kalacak... Evinin duvarlarına kendi resimlerini sıraladı boy boy, askerlik resimleri, gençlik resimleri, taptığı babasının resmi, vesikalık mustafa resimleri...Duvarlara sıraladığı kendi resimlerine hayrandı, kendine, başardıklarına, yapabildiklerine, yaşayabildiklerine deliydi...

Çok sevilirdi etrafındaki insanlar tarafında bir ayrı cephe oluşturmuştu , bambaşka bir kişilik sergiliyordu dışarda...Evinin dışında adam gibi adamdı çünkü... Saygınlığı parası oldu sürece vardı hep.Ayaktayken hiç dostsuz kalmamıştı, kardeşleri, sevenleri çepeçevre sardıkça büyüdü, büyüdüğünü sandı, ben kralım derdi... Kendi krallığını kurmuştu küçük akdeniz ilçesinde, bencil yakınları arasında, kendince bir krallıktı.Kral olduğunu sandı, halbuki herkesin gözünde madeni bir madde olduğunu göremedi... Evinde de olmaya çok çabaladı, sadece bir aslandı, kükremesinden korkulan, asla başı okşanmayacak... Korkutmanın, ürkütmenin sevgiyi getireceğini sandı yıllarca.... Aslında hiç tebası olmayan bir kraldı, bilemedi...

Çocukken de başarılıydı, daha ilkokulda öğretmeninin çok zeki olduğu yönünde söylediği cümlelerle övündü yıllarca.Çalışmaya, kazanmaya o yıllarda şartladı, belki zorladı babası.Çok kazandığı sürece sevileceğini, gerçek sevginin yolunun paradan geçtiğini o yıllarda düşündü, ve hedef edindi. Simit satarak başladığı çalışma hayatına belli bir yer edininceye, dermanı kalmayıp kendi kendini emekli edinceye kadar devam etti...

Evlendi, mutlu olacağını sanıyordu, olmak için bir gayret edinmesi gerektiğini bilemedi.Mücadele en yakınlarından başlar, bilemedi...Ben de varım’ı bu sefer söyleyemedi etrafına, biz de varız, karışmayın , karıştırmam, diyemezdi, demedi zaten.Verdikçe hep isteyenler izin vermedi, mutlu olamadı... Kırdı, kırıldı, mutsuz olan ama öksüz olmayan çocuklar büyüttüğünü söyledi hep...Maharet miydi?..Öksüz yaşamak mı, mutsuz yaşamak mıdır kötü olan?...Doğrusu nedir, kim bilebilir ki?...

Ya da gerçek olan vazgecememek, yansıtmadığı sevgisini , aslında çok değer verdiğini kaybetmemek miydi?.. Kendisiyle beraber gidecek, bir bilmeceydi bu, öyle kalacak belki yıllarca...

Dağ gibiydi, taş gibi, bir yüksek duvar gibi... Gücünden, heybetinden, zalimliğinden kendinden güç aldı ömrü boyunca... Sesini duyduğunda ürperirirdi çocukları, güzel şeyler de söylese korkudan başka hiçbir şey hissedemezlerdi... Onları, geleceklerini kuracak şartlar vererek , maddi fedakarlıklar bahşederek büyüttü...Kendi kendine kurduğu hükümranlık dünyasında, kendine göre bir sevgisi de vardı çocuklarına, ailesine karşı.Yine de kıyamazdı, bırakıp gidemedi, gitmedi... Geriye dönüp baktığında çok geç kalmıştı, sevgiye yeniden başlamak , duvarları yeniden yıkıp aşmak çok zordu.Yine de çabaladı, bir şeyler yapmak için, iyi hatırlanır olmak için, hatalarını unutmak için belki, unutturmak için ...

Dağ gibiydi, taş gibi, yıkılmaz, aşılmaz sanılan duvarlar gibiydi... Hep öyle kalacağını sandı, hep böyle azametli, hep böyle gür çıkacak sandı sesi... Soğuk suyu severdi, akan suyu, çoşkun akan, önünde ne varsa alıp götüren suda bulurdu kendini, aynaya bakar gibi... Çok şeyler götürdü , çok şeyler aldı gitti her geçen gün, her doğan güneşle birlikte, çok şey kaybettiğini çok geç farketti... Yeniden başlamak mümkün olaydı hayata, yeniden küçük mustafayla başlasaydı, yenidenliğinin farkına vararak başka birini büyütür müydü ki içinde?..

Dağ gibiydi, taş gibiydi, yenilmez bir pehlivan, yıkılmaz bir duvar gibiydi.

Yıkıldı...



Benim deyip gözünün içine bakamadığımdı, gücünden güç alıp dünyaya haykıramadığımdı...

Dizine yaslanıp ağlayamadığım, kimseleri şikayet edip dert yanamadığım, gözyaşımı içinde bulamadığımdı...
Sevincimi sevinç bilip, koşup boynuna sarılamadığımdı, korktuğumda arkasına saklanamadığımdı...
Canımsın diyemediğim, boynuna sarılıp ağlayamadığım, dünyayı sırtına verip yaslanamadığımdı...

Hatası çoktu, çok yanlış yaptı, çok koştu , çok yoruldu, pişman mıydı?.. Bilemediğimdi...

Hep yalnız yaşadı, yalnızdı...
Babamdı...

Sevdiğimi hiç söylemediğim, diyemediğimdi...
Babamdı...

Dağ gibiydi, taş gibiydi....
Babamdı...

Yenilmez bir güreşçiydi,

Yıkılmaz bir duvardı...

YIKILDI....



ferkul

26şubat2008...23.58

Hiç yorum yok: