30 Kasım 2007 Cuma

ZOR

KARA KIŞ

Soğuk kış günlerine hapsettik kendimizi... Her mevsimin bir güzelliği olduğu yalan aslında, öyle deriz ya… Kendimizi kandırıyoruz belki de, yapacak bir şeyi olmayan insanların çaresizliği içinde cümlelere sığınıyoruz, kim bilir?.. Kış ürpertiyor, korkutuyor daha bir fazla düşündürüyor diğer insanları, sobası, odunu, kömürü olmayan, imkansızlıklarla boğuşan insanları getiriyor gözlerimin önüne… Bir yerlerde bir acı hissediyorsunuz üşürken mutlu olamadığını işitiyorsunuz insanların, üşürken başka hiçbir şey düşünemediğini, üşürken yaşayamadığını… İçerideki sıcak bile bunları önleyemiyor, bir ürperti kaplıyor içinizi… Zor yaşamlar, soğuk yaşamlar, içinizi ısıtamıyor hiçbir şey…
Bir yerlerde birileri üşürken, ısınmak zor…

Kışın güzel yanı belki de tek güzel yanı, günlerin kısalığı… O boğucu, karanlık gündüzler o kadar kısaltıyor ki bu soğuk mevsimi, nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz günlerin... Pazartesi, Perşembe, Pazar, bir bakmışsınız hafta bitmiş, ay bitmiş… Bir de uzun geceler var tabi, yazmakla yaşamanın eşitlendiği saat dilimlerini yaşayabiliyorsunuz soğuk mevsimin artılarının içinde gece rengini yüreğinizde yansıtıyorsunuz kelimelere, daha bir uzun geceler, daha bir hüzünlü yazılar getiriyor…Kış hüzün mevsimi çünkü, hüznün adı kış, siyah ve beyaz renklerinin sevimliliğini yansıtan bir gri hüzün bu mevsim…Gri de soğuk bir renktir her zaman ,üşütür yürekleri…
Griyi giymek de , gride yaşamak da , zor…

İnsanların yüzüne yansıyor soğuk, biraz daha karanlık yüzlere veriyorsunuz gülümsemelerinizi… Biraz daha unutuyorsunuz güneşi, biraz daha özlüyor ve umut ediyorsunuz geleceği günlere doğru küçük bir görüntüsü sevindiriyor, baharı karşılarmış gibi… Kendini gösterip gösterip saklanan küçük bir çocuk gibi oyununu oynuyor güneş, sonra birden bulutlara veriyor yerini, üşüyorsunuz… Ellerinizden çok gözleriniz üşüyor özlemle, bir daha baharın yaşanması istemiyle…
Gözlerin üşümesi daha zor…

Güzel günler göreceğiz, yeşil, beyaz çiçekli, umut pembesi günlere açık yüreğimiz… Umut edebiliyorken, hayal etmeyi hala kaybetmemişken hatıralarımızdan, geleceğimizden hiçbir rengi çıkartmamışken, bu soğuk mevsimde baharı düşünebilirken daha ne mevsimler, ne kışlara saklayacağız yüreğimizi. Ne kışlara hapsedeceğiz belki de güneşli bir gün özlemimizi… Daha ne kışlarda üşüyecek yüreklerimiz?... Düşünürken, imkansızlıklarla boğuşan insanlarla birlikte umut etmek de zor, onlar bitmeyecek, mevsim bitse de… Bir dahaki kışın soğuğu ürpertecek yaz sıcağında çaresizliği… Çaresizlik zor, çareyi ararken bulamayış daha zor…

Bu kış da bitecek, her şeyin bittiği gibi, yılların geçtiği gibi, kelimelerin tükendiği gibi… Öylesine bir yerlerde, öylesine bir mevsimi duyumsarken yaşamış gibiliği yaşarken, biterse hayallerimiz bir gün.Ya biterse mevsimsiz ?…Hayalsiz yaşamak zor…Kış içinde baharı yaşamak zor..
Geceler içinde gündüzü ve güneşi, düşlemek, zor… Kış, zor…





ferkul


30.11.2007


22 Kasım 2007 Perşembe

SALKIM SÖĞÜT


Ben
Bir salkım söğütüm
Dost, dedim, bilendim
Yar dedim, yenildim
Göğsümden girdi kurşun
Tam ortasında vuruldu kalbim
Sevdadandır, bilesiniz
Eğildi belim
Uçuramadı kuşlarımı
Bunun için göğe küstüm…

Küçücüktüm, büyüdüm
Siz görmeden yürüdüm
Kesmedi yağmurlar yolumu
Fırtınadan aldım umudumu
Sevdim, kırıldı dalım
Esen rüzgara yenildim
Sevdadandır, eğildi belim
Bunun için göğe küstüm…

Yar, dedim, dost dedim
Kırmaz hiç beni, dedim
Uzattım yeşil dalımı
Uzandım salkım saçak
Kolay mı sevdadan kaçmak
Kırıldı kolum, kanadım
Her sevdada büküldüm
Kandım, eğildi dalım
Bundandır, göğe küstüm…

Geceler gördüm
Yıldıza hasret, aya ortak
Serin sabahlardı düşüm
Yaz akşamlarına küsüm
Zamana, insana yenildim
Görülseydi güldüğüm,
Göğe bakardı yüzüm
Yalnızlıktan, eğildi belim
Bundandır, göğe küslüğüm…


Böyle yazın adımı
Ben, bir salkım söğütüm
Her baharda büküldüm
Her yağmurda kırıldım
Vurdular beni,
Göğsümün tam ortasından
Eğildi yere doğru belim
Duymadı feryadımı
Bundandır sözümden döndüğüm
Bundandır, göğe küslüğüm.

ferkul

15 kasım 2007


19 Kasım 2007 Pazartesi

BİR GÜN ÖLÜRSEM


( Hiç düşündünüz mü kendi ölümünüzü?... Kendi ölümüne, belki cenazesine ağlayanlar var mıdır acaba aklına getirdiği zaman benim gibi, bir başka kaçık var mıdır?.. Hani olur ya, sevdikleriniz, sizi sevdiğini düşündükleriniz, geride kalanlar, ah vah ile, kimi sahte, kimi garip ve çaresizce bakışlar, düşünceli gözler… Hani olur ya, belki annenizdir yüreği parçalanan, (zaten en çok odur, gözlerimi dolduran, annemin gözyaşları içindeki yüzü, insanın ölmeyesi geliyor, düşüncede bile, onun üzüldüğünü görmektense ) belki kardeşiniz, belki de hiç ummadığınız bir başka dostunuz… Mümkün olsa bir televizyon hüznüyle dışarıdan görülebilse, sizi kıranlar, parça parça edip yaşarken seyredenler, nasıl bir sahte yüzün arkasında pişmanlık yaşarlar, cenazenizin arkasından, kimbilir? )

Bir gün ben ölürsem, ölüverirsem bir gün aniden, nefesimi nefesinden sayanlar ağlamasın arkamdan… Ansızın duyarlarsa gittiğimi, hep çekip gitmekten yanaydı böyle, birden bire gidişi isterdi, duası kabul oldu, desinler… Anam ağlamasın, kardaşlarım, arkadaşlarım, sevenlerim bir şiiri yaşadı, hüznü yaşattı, arkasında sevgiden bir dünyayı, şiirimsi kılıp da gitti, desinler…

Desinler yaşandı ve bitti küçük bir kızın masalı, büyüyemeden, yaşandı ve bitti günler aydınlığa erişemeden, ışığı aynayla birleştiremeden, geceye gündüzü katamadan, yaşandı ve bitti kısa bir film sahnesinde bir minik reklam arası gibi hayatı, desinler… Bir gündü, sabah çiçekleriyle açtı gözünü, öğlen ve ikindin arası savaşını barışa kattı, gecede uykuya teslim oldu, işte bir günde yaşandı bitti her şey, desinler...

Bir gün ölürsem, ölüverirsem bir gün aniden, umuda ve yaşama yaptığı savaşı kazandı, gülümsemekten yana, iyilikten yana ne varsa bildiği, onu yaşadı, desinler. Desinler iyiliği enayice de olsa paylaştı, kıymet bilinmesini umursamadan yaşadı, yaşandı ve bitti küçük bir kızın kısa filmi, desinler…

Uğruna savaştığım, kalbine tohumlar ektiğim, fidanını büyütememiş, sevgiyi almaktan başka bir tanımla anlayamayan insanlar, kırmızı bir gülün kokusundan çok sihrini koklayamamış olanlar, o sihri yaşamından kılamamış olanlar, hiç eline diken batmamış, gülden nasibini almamış, umudu ve mutluluğu kendi gözlerindeki aynadan görmüş olanlar, ne derlerse, desinler…

Gerçekten çok kısa bir hayatı yaşıyoruz, huzuru mutlulukla eş etmiş bir ömürü yaşamak varken, dipdiri taptazeyken henüz hislerimiz, hala küçük hayaller kurabiliyorken, kimseleri incitmeden, kendimizi kırmadan, kırdırtmadan yaşayabilelim, ümidiyle…

ferkul

18.kasım.2007


13 Kasım 2007 Salı

BİLSEYDİN



Uzak yollara yürüdün hep, uzak dağlarda uzak ufuklar seçtin kendine, uzak mutluluklar hedefledin, uzak yollarda yürümek istedin her zaman… Uzak gözlerde yaşadın kendini, uzak umutlarda kaybettin hayallerini. Uzaklarda yitirilmiş bir küçük insandın, bulunmayı bekleyen, seni bekleyen, senden başkası olmayan bir uzak yar, bir uzak dost bakıştı görebildiğin… Mesafeler dolusu kilometrelerde var olduğunu bildiğin ama, çok uzaktan baktığın…

Başlayıp da bitiremediğin, bir türlü sonunu getiremediğin bir iş oldu sana hayat… Öylesine yaşamaklarda, öylesine koşturmaklarda, öylesine susmalarda geçiverdi günlerin… Uzak dağlardan, gök kızılı akşamlardan, aydınlık sabahlardan kesmedin umudunu… Kendinden başlayıp kendinde biten bir hikayede bulamadın düşlerini… Hiç bir şiirden arta kalan bir mısrayı bir kıtaya dönüştüremeden, yarım kaldı şiirin. Yarım kalmışlığı ad edindin yüreğine, yarım bir şiirsin şimdi, cümleleri uzaklarda arayan… Bilseydin, bir gün uzakların hiç yakın olmayacağını, şiirini tamamlardın belki… Bilseydin var olmanın kendin olmak olduğunu, unuturdun uzakları… Bilseydin…

Dağ gibi, çınar gibi, yıkılmayacak, yıpranmayacak bir dev sessiz dünya yarattın kendine… Güneş senden yana, hiç sönmeyecek ışıklar senden yana da olsa, konuşturmadın içindeki iki kişiyi… Sen her zaman iki kişiyi yaşadın zaten, tek kişi olamadın hiç… Kavgalarında bile, kendi içinde yaşattığın kavgalarda bile kendine, dürüst olamadın. Başkalarına dürüst olsan ne çıkar? İlk dürüst olacağın kişi sen’sin, bunu bilseydin, kendi içinde çözerdin düğümleri… Kendi umutsuzluğunu kendi yaratır insan, umudunu da kendi yaşatabilir, bilseydin…

Bilseydin kaybetmeden kazanmayı, harcar mıydın gülümseyen dost bakışları… Üzülür müydün, üzer miydin? Sevmez miydin bütün dost bakışları, senden bilmez miydin seni can bilenleri, uzaklarda aramak yerine, yanı başında açan bahar gülünün kokusunu duymaz mıydın ta içinde, derinliklerinde? Bilseydin dağ çiçeklerinden çok, kendi içinde beslediğin kırmızı güller var edecek seni, uzak ufuklar değil… Güller açtırmaz mıydın nefesinle dünyaya, gülümsemez miydin ben buradayım diye, konuşturmaz mıydın içindeki çocuğu ?.. Bilseydin…

Git demek, her zaman kal, demektir, bilseydin, gider miydin ?...Git, der miydin canından bildiğine?.. Gider miydi bilseydi kal demek olduğunu?... Uzak yollar, uzak ufuklar seçer miydin, yakınları var etmenin gücünün sende bittiğini, sende başladığını bütün güzelliklerin, bilseydin şikayet eder miydin her kararan akşamı sabaha ?... Bilseydin …

Uzak yollar yitirdi seni, uzak dağlarda bitti yolculuğun. Çıkamadın, tırmanamadın, savaşamadın yollarla, tükettin umudunu arayışlarla. Bilseydin yürür müydün, yolların sonunun yine sende bittiğini, kavganın sende barışa dönüştüğünü, siyahın sende beyaz olduğunu, bilseydin her şeyin sende başladığını, başka bir bende düşlerin kaybolduğunu, her düşün bir kabusu olduğunu, bilseydin, ufka diker miydin gözlerini?...

Bilseydin, bilmenin yaşamdan saydığın her renk olduğunu, uzakları sever miydin?


ferkul

01.11.2007

11 Kasım 2007 Pazar

SİZE YALAN SÖYLEDİM



Size yalan söyledim
Ben yalancı bir şairim
Belki şair bile değilim
Doğru değil
Hüzünlü aşklar yaşadığım
Gidip de dönmeyen
Gelip de göremediğim
Biri de olmadı hiç
Gözlerine bakıp da
Işığında kendimi bulduğum…

Yalan harflere sakladım sevincimi
Kelimelerle kandırdım sizi
İstesem bir bardak çayda
Bin türlü aşk doldururum
Üzülürsünüz ,
Yok öyle sele karışan yağmurum
Doğru değil
Kuş olup da uçtuğum
Özgürlüğün adı , benim
Ben yalancı şairim
Size yalan söyledim…

Yalan aşklar yazıyorum
Rüzgarında savrulduğum
Kederinde boğulduğum
Sevdalara inanmıyorum
Zayıf olduğum doğru değil
Mevsimlere kanmıyorum
Mısralarla avunuyorum...
Şiir pazarında
Duygu satıyorum
Fiyatı mühim değil
Ucuza gidiyor hislerim
Size yalan söylüyorum
Belki şair bile değilim…


Çok uzakta değil
Sizlerden biriyim
Gribim mesela şimdi
Çok fena hapşuruyorum
Yüzümde yer yer çizgiler
Kırkımda gülüyor gözlerim
Bu soğuk kış gününde
En çok parmaklarım üşüyor
Ellerim değil...
Doğru değil yalnızlığım
Yazdıkça çoğalıyorum
Sizlerle kalabalığım
Bunun için yazıyorum…
Ben bir şair, değilim
Ufkunda kaybolduğum
Derinliğinde boğulduğum
Denizi özledim…


Doğru değil
Şair olduğum
Doğru değil,
Aşık olduğum
Doğru değil
Hayata tutunduğum
Her geçen güne
Güneşe aldanıyorum
Harflere sığınıyorum
Şiire saklanıyorum
Sizi kandırıyorum,
Aşka da inanmıyorum,
Ben bir şair, değilim
Size yalan, söyledim…


ferkul
7.aralık .2007
(2007 nin bir şiiri,ydi..Yeniden sayfada görmek istedim belki)

Reblog this post [with Zemanta]

7 Kasım 2007 Çarşamba

SU GİBİ

Çare_siz

Sızıydı,
Eskiden
Böyle olmazdı
Böylesine buruk

Bir acı,
Çöreklendi,
Kaldı orada,
Kapladı,
Bütün kalbimi

Her şeyden sonra;
Şimdi,
Bir çürük
Başladı yayılmaya
Kabuk bağladı yaralarım
prandı yüreğim,

Büyüyor gitgide
Güç ister gibi
Renk ister gibi,
Hava gibi,
Su gibi.
Bir ses,
Bir nefes
_de_
Yok ki!!!!!!!!....


ferkul

17 şubat 1989

3 Kasım 2007 Cumartesi

ISLANMAK, YAŞAMAKTIR

Koşturuyordum… Yağmur dışarıda yağıyordu, ben konuşuyordum. Aceleydi işim, günün her saatinde olduğu gibi, çok hızlı çalışmam, hızlı konuşmam gerekiyordu. Yetişmesi gereken şeylerin içinde telaşlı, yüksek sesle konuşuyordum, kendi sesimi duyuyordum, dışarıda yağmur yağıyordu… İçimde bir çok ses susuyordu… Yağmurun sesi, dışarıdan geliyordu, içeride koşturmaca bir hayat, koşturmaca bir türkü çalıyordu uzaktan, türküyü duymuyordum…Hiç türkü söylemedim ki ben, nasıl duyayım , nasıl söylenir memleket havası, nasıl coşar insanlar?.. Kendimi seyrediyordum, geceler ve gündüzler boyu uyumamış birini görüyordum, yüreği uykulu… Yağmuru görmüyordum…

İçerideki yoğunluk bitince daha hızlı bir acele dalgasıyla attım dışarı kendimi… Hafiften bir soğuk yakaladı nefesimi, üşüdüm… Başka bir telaş, başka bir insana dönüşüm başlıyordu. Kimlik sorgulaması yapılsa bir çok kimlikle çıkardım karşısına birilerinin… Her şeyi birden başarmak ne kadar zor!.. Herkes olmak ne kadar güç!... Kendin olmak imkansız… Düşünmemeli, koşmalı, yağmur damlarlarıyla yarışmalıydım… Bu sefer eve yetişmek gerek, evdeki koşu için, yemek için, çocuklar için, yağmur da yağıyor, ben ıslanmıyordum… Sanki yağmurdan kaçıyordum… Sahi yağmur yağıyor !... Ben niye ıslanmıyorum ?...

Durdum, birden yağmuru gördüm, nasıl da usul usul yağıyor, bu kadar yorma kendini der gibi, beni de gör, beni de sev, der gibi… Durdum, yağmuru gördüm… Ne güzel yağıyordu yağmur, akşamın içine yağıyordu, toprağı ıslatırken gülümsüyordu, yapraklar da ıslanmıştı, ağaçlarla birlikte gökyüzü ıslanmıştı, güneşi de ıslatmıştı yağmur, görünmüyordu güneş, sabaha saklamıştı ıslak yüzünü, yeni ve güzel günlere der gibi… Ayı da kapatmıştı yağmur bulutları, karaydı, karanlıktı, ama yine de gülümsüyordu yağarken… Gün bitmişti, akşamdı… Evlerin ışıkları yanıyordu, bacalardaki dumanlar ıslanıyordu… Ben niye ıslanmıyordum?... Önümden küçük, sevimli bir köpek geçti, hiç korkmuyordu ıslanmaktan, aheste aheste, ıslanmak, yaşamaktır, der gibi… Her zamankinden farklı, korkmadım ben de köpekten, gülümsedim… Akşamın karanlığında ıslak bir yağmur kokusu sardı dünyayı

Durdum, uzattım ellerimi yağmura, bir damla düştü ellerime… Hayat ne güzel, yaşamak ne güzel, yağmurun içerde yağması ne güzel! Dışarıda yağmuru görmek, ne güzel !... Yağmuru hissetmek, bir an,
kendine bir saniye ayırmak ne güzel !....

Yürüdüm, yürüdüm, en küçük adımlarla yürüdüm, koşmadım

Bir türkü duydum uzaktan, kendim söyledim, kendim duydum…Gittiğin yağmurla gel, küskünüm yağmurlara, gittiğin yağmurla gel, böylesi daha güzel!..

Islandım!…

Yağmur çok güzel yağıyordu…


ferkul

3.11.2007