30 Mayıs 2007 Çarşamba

BİR KÖY DÜĞÜNÜ YANSIMASI


Bu akşam bir köy düğününe davetliydim.Yıllar önce çalıştığım bir köyden sevip saymışlar, davetiye göndermişler,katılayım dedim.Geleneklerimize göre davete icabet etmek gerektir,çünkü.Düğün öyle hazırlanmış ki,her şey gelen davetliler için.Eşyalar, evin düzeni,yemekler….Tamamen verici insanlar hepsi de.Kendinden veren,almaktansa kucaklayan insanların sevgi gösterileri sevindirdi beni.Şaşırttı.Dünyada en fazla samimi bulduğum sevgi türü köylerimizde yaşanıyor,bencilliği bilmeyen,haseti tanımayan insan köylülerimiz…..

Bir de sağdıç diye birini seçmişler damata…Onun da damattan farkı yoktu.Kıyafet,özen,hepsi o sağdıçla damattaydı…Daha gençlik yıllarında insanın kendisine sağdıç_gerçekten en yakın kişi,dost anlamında birinin yanında oluşunu temsil ediyor galiba.Bu da en güzeli,sanırım.Çocuklarına kendisinden sonra,yakın bir dostu en başından belirlemek,bu olmalı.Bir tür miras gibi.Arkanda kalanı düşünmeden gidebilirsin o zaman.Sağdıcın her zaman en yakınındır,korumandır,dostundur,elinden her zaman tutanındır,diyerek en büyük mirasını bırakmak oğluna,kızına.Bu kadar çok düşünceli olmak hiç birimizin harcı mı?Kabul edelim,hangimiz verebiliriz çocuğumuza bu en değerli ziynetlerden,mülklerden bile büyük mirası?

Afyonlu değilim,pek de her zaman düğünleri sevmem aslında.Kalabalıklar benim işim değil,demişimdir her zaman…Ama bu katılım,bu deneyim büyük ders verdi bana…Yemek faslından sonra bahceye çıkıldı.Kadınlar ve arkekler karşılıklı sandalyelerde,damatla sağdıcın oyununu izlediler.Herkes kardeş gibiydi,çekinmeden,utanmadan,birbirlerini seyretti.Düşündüm şimdi ne gençler vardır,birbirine hasret,düğün bahanesiyle görmek için fırsat bulduğuna içten içten sevinen.Ne sevdalar yaşanıyordur bu tertemiz,saf,yürekli insanların içinde…


En çok yalansız yaşanan sevgiler, en içten ,en açık yürek onlarda.Bizlerin çoktan kaybettiği bu samimiyet duygusu, bu açıklık, onlar için en büyük zenginlik…Biraz kıskandım aslında…
Yaşamımda en çok yokluğunu hissettiğim bu güzel duygulara sahip olabilmelerini kıskandım.Böylesine farkında olmadan bir yaşam tarzını benimsedikleri için kıskandım.Birbirlerine bakarken, misafire verdiklerini sınırsız bir kucak şefkatle uzattıkları ellerini kıskandım.Hiçbir art niyet düşünmeden,kocaman bir sevgi demetiyle insanları birbirinden ayırt etmeden kabullenişi yaşattıkları için kıskandım.Çıkarsız sevebildikleri için kıskandım…




Bir parça köylü kalabalığı içinde,onlardan biri olmak isteğine kapıldım birden. Tarladaki, bahçesindenki mahsülünden,komşusundan,akrabalarından,kızından,oğlundan biri olmak…O samimi saf sevgilerinden bir demet almak,bakışlarındaki farkında olmaksızın yaşamışlığı kendi gözlerimde yakalamak,tutmak,bırakmamak…Sanırım bu beton yığınları arasında yakalanamayan mutluluk, o doğa ile iç içe yaşanan doğal yaşamın içinde çoktan bulunmuş da,hiç bırakılmamışlıktan kaynaklanan saflığın içindedir….Gerçekten, köylü bizim efendimizdir….Onlardan çok öğreneceklerimiz var…En başta katışıksız bir sevgi
,verilir
nasıl ,alınmadan?...
Onlardan biri olsaydık, bir parça onlardan olabilseydik, bu günü yaşanır kılabilirdik belki…


ferkul

22 Mayıs 2007 Salı

Susarsam kopar kıyamet



Susarsam kopar kıyamet
Konuştukça çözülür bağım
Yeşerir dalımda çiçekler
Yerde toprak,
Gökte bereket,
Kelimelere açılır bahtım.
Sevgiye kucak açar noktasız harfler
Ben konuştukça ,yaşarım..
Susarsam kopar kıyamet!...

Suskunum,
Bu günler o günler değil,
Adını yarına yazdım,
Hüzne davetiye çıkarttım.
Kaldırdım resmini duvardan
Artık hiçbir şey yalan değil,
Özgürlüğe yelken açtı umutlarım,
Konuştukça kalabalığım.

Sen seyret
Bir de haykırdığımı,
Dünyayı kapladı sessiz çığlığım,
Ben bir kadınım,
Sustum mu kopar kıyamet!..
ferkul

17.05.2007

YAŞ_LANMAK


Günlerim sayılı…Her gecen gün yeni bir yaşa, yeni bir yıla uzanıyor kollarım…Yaşlanmak duygusu ,yaşlılanmaktan korkmak hissi kapladı benliğimi.Ölümden değil korkum, Allah’a şükür hiçbir zaman ölüme korkulacak bir şey olarak bakmadım.Vücudumdaki benden fazla bir yabancıyı oluşturan değişimler,bozulan sağlığım, sabahı bulamayan geceler,bakışlarımda alışkanlığa dönüşen, olanlara ve olacaklara donuk bir sessizliğe dönüşen düşüncelerim sanırım beni rahatsız eden…

Ve hüzün…Ayrılmaz bir parçama dönüşüyor gitgide.Parklarda,deniz kenarlarında,balkonlarda asılı kalmış; donuk bakışlı ,acıdığım,bazan sevimli bulduğum, gözlerindeki umudu unutmuş ifadeye hüzünlendiğim, yaşlılara benziyorum her geçen günle, ellerimdeki fazlalaşan yaşlılık lekeleri gülümsüyor sarı sarı,inadına…Ben geliyorum, kaçamazsın,der gibi...

Yaşlılanma korkusu sanırım babamdan kalma bir miras bana...Birden onu hatırlattı çünkü..Babam güçlü bir insandı,gücünü kuvvetinde gençliğinde bulan biri olarak yıllarca korktu yaşlanmaktan…Yaşlı olarak adım atmaktan.Belki de diktatörlüğünün tükenmesiydi yaşlılık korkusu…Birilerine uzaktan gülümseme ,iyimser görünme zorunluluğuydu belki de içini sıkıp acıtan…Dı , dedim henüz yaşıyor çünkü,olmadığı kadar duygusal, her zamankinden fazla korkulu bakınıyor ,yaşama uzak kalmışçasına,..Ve hala direniyor acımasız kimliğini koruma içgüdüsüyle haksızlıklarını yaşatmaya…Çünkü ‘ben’ dediği gerçeklik ,ondan bir parça olan şeylerdi bunlar…Doğru olsa da, olmasa da,çırpınışları kendisinden başkasını içinden çıkartmamak için…Belki de direnişi 65 yıllık Mustafa’ya biraz daha nefes aldırmak için..Başkası olsa,sevecen, iyimser olsa,kendisi olmayacağını biliyor sanırım, bunun için inadına kötülükle beraber yaşatıyor içindeki bencil çocuğu…

Her zaman sevgiden çok korkuyla özdeşleşen bir saygıyla baktığım babamı bu cümlelerimle eleştirebildiğime göre sahiden yaşlanıyorum…Hatta bu aralar sık sık arayarak fikrimi sorduğu, konuşmaya çalıştığı zaman nasihat verdiğimi, kelimeleri özenerek seçsem de, fark etmeden akıl verdiğim sözleri düşünürsek, çok olmuş yılların verdiği eskimişlik duygusunu içimde bulalı…

Yapacak çok şeylerim vardı halbuki.Yaşanası gülümsemelerim vardı yüzüme
sakladığım.Kahkahalarım vardı gizlenmiş kuytu köşelerde, en içten seslenen, içinde iyiliği barındıran dost yüzlü günlere… Çığlık çığlığa,sakınmadan ,utanmadan,gelecek pembe günlere beslenmiş umutlarım vardı, henüz tomurcuğa bile dönmemiş çiçeklerim vardı toprağa ektiğim…

Sanki yetişmek için henüz varamadığım bir yola, geç kalmışlığı yaşıyorum,doğduğum güne yaklaştıkça her gün....Geç kalınmışlık duygusu acıtıyor her yerimi..Yeniden, sıfırdan bir çocukluk yaşamak istiyorum;hüzünden, sessizlikten,söylenilmemişleri konuşamamaktan arınmış, bir mutlu çocuğu yaşatmak istiyorum ilkokul sıralarında…Evimizin bahçesinde oynamak,annemin bütün o titizliğine inat,çamura bulamak
üstümü başımı…Sevmenin,sevilmenin yasak olmadığı,kırlarda koşmanın ayıp
sayılmadığı,aşkın kirlenmek olmadığını duyumsayabildiğim, bir gençlik yaşamayı istiyorum sil baştan…Dürüstlük uğruna kendime yaşattığım, yalancı bir yaşamın içinden sıyrılıp,yanlışları da konuşabilmek, dilediğimdir belki özgürlükten
anladığım...İyimserliğe,hoşgörünmüşlüğe sığınmadan, kendim için yaşamak..Başkasını düşünmeden 'ferkul'’u var etmek, en fazlasıyla,dolu dolu...

21 MAYIS benim doğum günüm…En güzellerden bir bahar gününde ,doğmuşum…40’ a bir kala bunları yaşıyorum,duyumsadığım her şey ,yaşlılanmaktan öteye geç kalınmışlığı yaşatırken, hüznü kardeş ettiğimi bilsem de, bir 'ferkul' var içimde, henüz çok şey var yapabileceğin,diyen..O sesi dinlemek, istiyorum cesurca,fütursuzca,haykıran, hiç de tanıdık olmayan o sesin peşinden gitmek…Yolları sonuna kadar değil de, istediği yere kadar uzatmak..Baharda var olup, bahar bayramını kutlamak…En çok bildiğim gülücüklerle karşılamak yeni yaşımı…Olmadığı kadar yaşatmak ferkul’u…

21 mayısla 39 yaşında bir 'ferkul' , yeniden doğar mı?
NE DERSİNİZ?........

ferkul



03.05.2007

ÖĞRENCİLERİMDEN ANNELERİNE: İNCİLER

Öğrencilerimden annelerine:inciler,(bu arada söyleyeyim henüz ilköğretim üçüncü sınıflar):

Merve’nin incisi:

Ben aslında annemde kötü duygularda bulunmak istemiyorum.Hatta annem bana kötü de davranmaz.Onunla iyi geçiniyorum.Annemsiz ben hiç yaşayamam.O bana ödevlerimde hep yardımcı olur.O yüzden onunla hep güzel günler geçiririm.
Bir anım:
Bir gün annem yemek yapıyordu.Yemeğin tadına baktım.Annem kızmadı:’yavrum ,sabır et’,dedi.Bana çok iyi baktı,gülümsedi.Ablamlara ve kardeşime çok iyi davranıyor.Annemin bana iyi davrandığını biliyorum.O beni ve kardeşlerimi kaybetmemek içinbizi hep uyarıp duruyor.Annemi çok seviyorum.’ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN ANNECİĞİM!...

Güllizar’ın incisi:

Canım anneciğim,seni çok seviyorum.Sen bazen beni döversin,bazen de seversin.olsun,ben yine de sen beni dövsen de çok seviyorum.Seni elimden geldiği kadar hiç üzmeyeceğim.Anneler günü yaklaşıyor.Sana bir eşarp alacağım.Umarım hediyemi çok beğenirsin,beğeneceğinden eminim.Sana her zaman sevgimi göstereceğim,seni hep seveceğim.Anne sen üzülünce,ben de üzülüyorum.Sen ağlayınca ben de ağlıyorum.Yani sana sevgimi gösteriyorum.Sana bazen şiir yazıyorum,çiçek toplayıp seni mutlu ediyorum,senin mutlu olmanı istiyorum.Sen gece yanımda olmayınca çok korkuyorum.Anne ,ben hep senin kalbini kazanmak istiyorum.Seni üzdüğüm zaman da, seni çok seviyorum…

Bu da başka Merve’nin incisi:

Anneciğim, bazen seni kırabiliyorum.Ama bunlar için senden özür diliyorum.Sen benim çiçeğimsin…Kalbimdeki kişi sen’sin.Anne ben seni çok seviyorum ve sayıyorum.Bazan sana yalan söyleyebiliyorum ,bunu itiraf ediyorum ama yine de seni çok seviyorum..
Benim annem,yalan söylemez,tertipli,düzenli,haksızlık yapmayan bir kişidir ve terbiyelidir…Anneciğim ,ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN!

Selahattin’in incisi:

Anneciğim,sana kötülük yaptığım için özür dilerim ve bidandaha yapmam.N’olur beni affet,.Artık sana karşılık vermeyeceğim,karşı gelmeyeceğim.Beni affeder misin?
KÖTÜLÜĞÜM:
Sana neden kötülük yapıyorum?İnan ki ben de bilmiyorum ve bunu da anlamış değilim.Bana zaman verirsen, sana açıklayabilirim.?O zaman beni affeder misin?
NEDEN
Çünkü kardeşim bazı konularda beni suçluyor.Kardeşime kızmıyor,bana kızıyor.Ben de onun için anneme karşı geliyorum.Anne,bunun için senden cezanı bekliyorum.Hep beni suçlamazsanız ben de sana karşı gelmem.
BU YANLIŞIMI AFFEDER MİSİN?

Büyüklerin söyleyemediklerinden inciler okudunuz.İnanın hiç bir cümlesini değiştirmedim.Bu defa benden yorum yok, yorumu size kalsın…
ferkul
13.Mayıs 2007