28 Nisan 2007 Cumartesi

Bana Da Yazdırdınız Ya Siyaseti

CUMHURBAŞKANIN EŞİNİN BAŞ ÖRTÜSÜ

Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemde son günlerde.Siyasetten hiç anlamayan bir duygu insanı olarak beni bile etkileyen söylemler dönüyor ortalıkta.Abdullah Gül’ü de tanımam, ne yapmış ne etmiş, hiç bilmem.O kadar siyasete yabancı biriyim, ama ,konuşulanlar,söylemlerin tek ana noktası eşinin konumu olması, beni rahatsız etti.Konumdan çok, konuşulan bir bayanın seçtiği giyim tarzı,hatta başında kullandığı örtü!İnsanların yediği içtiği,evi, duyguları kadar seçtiği giyim tarzını konuşmak da özeldir, düşüncesindeyim.Ayıptır,bu görgü kuralından çok kişiliğinizi gösteren bir eleştiri tarzıdır, bunu konuşan kişi saygıdan ve insanca düşünmekten uzaktır, bana göre…

Uzun yıllardır siyasetle özleştirilen bu örtü konusuna değinmek istedim bana yakışmasa da siyasetle özleştirilen bir konuyu yazmak…Duygularımı inciten, aşağılanmış ,dışlanmış hissini fazlasıyla boğazımda tıkanmış bir yumruk gibi yaşatan ,beni ve ülkemizde yaşayan bir çok “kadın”ı rahatsız ediyorsa bu durum, yıllardır kabuk bağladıysa bu yara,ve hala da kanıyorsa,, yazmalıyım dedim.Siyaset kimin olursa olsun, bende annemin örtüsü , seccadesi kadar özelse konuşulan konu ,kutsaldır,mübarektir, benimdir...Bu, inancı üzerinde taşıyan,yüreğinde hisseden, eşarp veya yeni takılmış ismiyle türban kullanan veya kullanmayan herkesin onurudur bence. Bu onurun yıkılmasına kimse seyirci kalmamalı.Bir insanın cumhurbaşkanlığına engel olan tek suçu,eşinin başına taktığı örtüyse, bu insanlık sorunudur.Siyasete alet olmaması gereken tek konu, bahane olmayacak kadar özeldir çünkü.Gerçek siyasetçi, insanların özeliyle dalga geçmeyecek kadar saygılı olmalı.Gerçek muhalefet, kişinin kıyafetinden çok fikirlerini konuşan dır.Sıradan bir insan olarak,halktan biri olarak,bu konuşulanları ayıp, buluyorum..

İnançlarına bağlı olan, gerçekten kendini yaradanına yakın hisseden herkes ;özde, sever yaradılanı, yaradan dan ötürü.Yunus Emre’nin dediği gibi.İnsanları sevmek,
hoşgörü,olduğu gibi kabul etmek duyguları doğuştan değildir, zamanla kazanırız onları.Yaşadıklarımızdan çok ne yaşamak istediğimiz önemli de olsa,çevremizde yaşayan on binlerce insanı yok sayamayız.Kazanılmış bir hakkı eşinin başörtülü olması konumuyla bahane ederek ,halkın duygularına ,öz benliğine saygısızlık ettiğini bilerek hala üzerinde siyaset yapmak, siyasetin içinde bulundurmak tır asıl yanlış olan…Asıl yanlış kendi evi gibi, devletin bir evi olan cumhurbaşkanlığı konutuna yarısından çoğu Müslüman olan bir halktan gelen cumhurbaşkanının davet ettiği,konuta aldığı bayanları,örtülü veya değil diye sınıflandırarak içeri almamasıdır.

Ülkemizde her yerde konuşulan konudur kadın hakları…Her önüne gelen kadınların ezildiği,yok sayıldığı ,yaşam standartları içinde dışlandığı,evliliğinde
dövüldüğü,sömürüldüğünü konuşur televizyonlar radyolar,internet…Kadın hakları savunucuları o kadar çok ki,yıllardır bu konu üzerinden reyting alan insanlar,Türkiye’de bir yerlere gelebilen insanlarla dolu.Örtüsünü ,kıyafetinde seçim tarzını özgürce
seçemeyen,seçtiği için dışlanan,hor görülen, aşağılanan kadınların hakkı yok mu?Nerede bu kadın hakları örgütleri?Şimdi niçin sesleri kesildi?Çoğunluğu bu ezici aşağılanmayı yaşayan kadınların olduğu bu saçma siyasi konuda niçin hakların olduğunu haykırmıyor kadın hakları savunucuları?Devleti temsil eden bir köşkte , duygu dolu,inanç dolu insanların yaşaması niçin rahatsız etsin herkesi? Bu düşünceyi anlayamıyorum.

Bir dolmuşa biniyoruz, bir topluluk içinde bulunan insanların içinde kimisi tepeden tırnağa kapalı, kimisi açık, kimisi sade başörtülü, kimi inancından örtünüyor, kimi geleneğinden, kimi inanmadığı kıyafet tarzını seçmiş,kimdi de ortalarda bir yerde.Hepimiz dostca, kardeşçe,birlikte soluyabiliyoruz bu havayı.Bu ülkeyi, güzelim yaşamı paylaşabiliyorsak,bir otobüsün içinde saygıyla, inançla güvenle ,nefes alıp veriyorsak,niçin köşkte yaşayanlar da halkın içinden gelen,halktan biri olmasın?Neden siyasetin içinde bir adamın eşinin taktığı bir tek örtü konuşulsun?

Bu ülkede herkese yer var.Örtülüsüyle, açığıyla, inancı olan ve olmayanla halk bir nefes olabiliyorsa, bir arada yaşıyorsa, halkın seçtiği temsilciler de yaşayabilir.Seçilmişliğinizi unutmayın, halkı yok saymayın, diyorum…

Kimse başındaki örtüyle öcü,olamaz.ASIL KORKULMASI GEREKEN İÇİNİZDEKİ KÖTÜ ÇOCUĞUN SESİ…O kötü çocuğu susturun ki taşlamasın yüreklerimizdeki pencereleri, kırmasın...PENCERESİZ KALMAYALIM…Herkese yetecek bir Türkiyemiz var,parçalamazsanız eğer pencereleri ….

KIYAFETİ KARIŞTIRMAYIN
SİYASETİNİZ SİZİN OLSUN...
İNSANLIK HEPİMİZİN


ferkul
27.04.2007

20 Nisan 2007 Cuma

DİZİLERDE KAYBOLAN KADINLAR

DİZİLERDE KAYBOLAN KADINLAR

Bir haftayı buldu sanırım yazı yazamadım.İstemediğimden değil,vakit bulamadım ki!..Dizilerden...Sılası, bin bir gecesi,Avrupa yakası,geniş zamanları,iki ailesi derken, bir de baktım ki günler geçivermiş.Dikkat ettim de , en çok izleyicisi kadınlar, bu dizilerin…Dizi furyasında kendini bulan kadınlar…Yapışıp ekrana, dünyadan soyutlanan kadınlar…Yaşayamadıklarını dizilerde yaşayıp, üzülen,sevinen, kendini parçalayan kadınlar…

Nedir eksik olan yaşamımızda, bulduğumuz nedir, iki kısa, uydurma hikayede..?Bir yerlerde umudu kesilen , tükenmiş olduğunu sandığımız, bir çok duygunun masallarda var olması gibi, ekran önünde karşımıza çıkıvermesi mi?Olumsuzlukları da yaşayanların var olduğunun ispatı mı dizilerde yaşanılan hüzünlerde döktüğümüz gözyaşları?Umutsuzlukların içinde birden bir mucize gibi,beyaz atlı prens gibi kahramanın (ki çoğunlukla o da bayandır) karşısına çıkıveren harika sevgililer mi?... Gerçek hayattan bağımsız, gerçekten olamayacak kadar mükemmel aşklar mı bizi alıp başka dünyalara götüren..Yoksa unutuvermek mi ,onların dertlerini dert edinerek kendi yaşamımızın solgun ümitsizliğini?Yok saymak mı gerçekliği?

Ne kadar yok saysan, gerçekler çıkıverir karşına bir gün, yüzüne kapanan kapılar gibi…Kaçmaktan çok yüzleşmekle yenebilirsin savaşında hasmını.Ne Aliye’sin, kendi kabuğunu kırıp, dünyasını yeniden kuran, ne Şehrazat’sın tek başına kalabilmek için direnebilen…Her insan kendi başına bir filmdir, yaşamının yolunu çizip boyayan.Hikayesinde en başrolü kapan.Bütün dizilerden bağımsız, masallara kanmadan,olumsuzlukların karşısında dimdik durarak, kazanabiliriz ..Kaçmaktan, yok saymaktan çok işe yarayacak en iyi yol, budur aslında.Belki Aliye kadar harika bir fırsat çıkmaz karşınıza, birden bire yeteneğiniz keşfedilip, zengin olamazsınız.Belki bir Onur çıkmaz sizi bu dünyadan bambaşka bir dünyaya götürmek için ısrarla sevgisini sunan.Dimdik ayakta durabilmek yeter size, kazanmaya, savaşmaya, azim etmek yeter, yeniden görmeye başlamanıza. Kendini bulmaya…

Bir dünya var dışarıda gerçekten sevginin olduğu.Sevenin yalansız gülümsediği, art niyetsiz verdiği, almadan zengince savurduğu, şefkat ve umutlar , var, var sahiden! Henüz tükenmedi yaşam.Siz nefes aldıkça tükenmeyecek, varsaydıkça çoğalacak umutlar yaşıyor hala.Farkında değil misiniz?Siz yok saydıkça kendinizi, gücünü kaybediyor sadece. Yağdıkça bereket veren yağmurlara benzer sevgi..Hissettikçe çoğalır..Umutla beslenir.Dizilerde yaşanmayacak kadar büyük sevgileri yaşıyorsunuz belki de.Kaybolmayı seçmeden, görmezlikten gelmeden günleri ve anları, yaşadığınız anda, bunu göreceksiniz.

Yaşamı yeniden keşfedin, henüz geç kalınmamışken…Henüz varken, yok saymayın
kendinizi.Yalan dizilerde kaybolmayın.Kendini bulmak varken…Zor olanı seçmek olsa da bu, değer her şeye .En azından nefes aldım, alıyorum, demek için savaşmayı seçin .Kuşanın gülümseyen umut silahlarını…Kaybolan olmaktansa, kendini bulan, mutsuz kadınlar olun.VAR OLUN DA!...Ben de varım demek kadar güzel bir şey var mıdır gülümseyen bir dünya için?…
SİZ DE VARSINIZ,
BEN BİLİYORUM.

SİZ DAHA İYİ BİLİYORSUNUZ.


ferkul

19.nisan2007… 23.21

16 Nisan 2007 Pazartesi

YAKIŞTI MI

Yakıştı mı sevdiceğim

Sevinci hüzne devirmek?

Yakıştı mı sevdiceğim

Ahdi yalana devirmek …?






Böyle miydi kavlimiz?...

Var mıydı siiri yarım bırakmak?

Yakıştı mı martılarla bir olmak

Hangi büyük denizde battı gemimiz?.....



Yakıştı mı sevdiceğim,

Sırtlayıp geçmişi omzuna

Katık ettin sevinci gözyaşına

Hangi yağmurlara verdin kendini?






Yakışmadı sevdiceğim,

Sevdayı yüreğine

Yalanı gözlerine saklamak

Yakışmadı sevdiceğim..


YAĞMURU TUTAMAZSIN

YAĞMURU TUTAMAZSIN

Yıllarımı verdim suskunluğa…Günler, baharlar, kışlar ve yazlarca, sesimde kayboldu suskunluğum…Bakışı uzak, hasreti köylerde kalmış bir kentte yaşar gibiyim, toprağa hasret, yeşile kanmış…Uzatsam ellerimi dokunacağım sanki maviliklere, toprağın kokusunu memleket kokusu gibi duyacağım neredeyse.Hiç bir zaman kokusuna hasret duyacağım bir köyüm olmadı halbuki.En büyük hasretimi yaşadığım evim ve ailem hariç…

Yeniden doğmuş gibiyim,kalabalıklardan sıyrılıp kendimi daha yeni bulmuş, kaybolmuşluktan kurtulmuş bir sevinç var gözlerimde parıltısı gün ışığına çıkmış…Umutlar tükendi demişken tam, bir şeylerin varsızlığını umarsızlığa kaptırmışken, nefes alan kelimeler, virgüller varmış henüz noktasını bulmamış… Sevinci kursağında kalmamış cümleler, hüznü taşısa da heybesinde; şiirler kalmış, yazacağım… Yapacağım daha çok işim varmış benim.Umudum da varmış da, sanki bugün için saklanmış en kuytu köşelere.

Hayatı zorlamaktan yana olmadım hiç bir zaman.. .Sen neredeysen hayat oraya götürür seni. Yakalayıp tutabileceğin bir mevsimi bulamazsın…Kar istediği zaman yağar , yağmuru tutamazsın…İstemezmiş gibi yapsan da kaçamayacağın tek çıkmaz köşedir kader…

Kaçamadım, kaçmak da istemedim zaten hiç…Seyretmek kaçmaktan kolay geldi belki…Kendinden kaçışı kadar insanı yaşamaktan soğutan başka bir şey var mıdır?Sorgulamadan yaşamı ,kendini sorgulamak gerekmiş aslında.

Ne oldu bilmiyorum,bir vesile bir blogla açıldı zihnim,birden bire ışığa büründü kalemim.Kimseler okumasavda kendi kendime methiyeler düzenlesem de yaşadıkça yazacağım artık.Yazdıkça yaşamayı daha bir kucaklayacağımdan eminim…Kendimi bulmaarayışım,kelimeleri konuşturur gibi,sesimi duyuracak suskunluğuma...
En çok istediğim sevdiğim şeyi yapmasını başarmak, yazmak..Gerçek ben, buradayım!


İştetam burada!..Benim yazdığım sizin okuduğunuz yerde yüzüm,gözlerim,benliğim.
Evet,yazmalı veyaşamalıyım artık..38yaşında,yeniden keşfedebildiğim bir yaşam
var parmaklarımın ucunda…Harflerin arkasına gizlenmeyi bıraktığım anda yeni doğmuş bebekler gibi ağlamayı,çığlığı salıvereceğim,ortalığa düşsede çıplaklığım…


Hüznümden ve yazdıklarımdan utanmayacağım.Saklanmayacağım artık…Ne derseniz deyin okudukça ,umrumda değil yazdıkça yaşayabildiğimi hissetmenin sevinci var ya.. Gözlerinizi görmüyorum nasılsa…Öğrendim artık , sahiden nasıl bakarsan öyle görürsün,baktığınız gibi değilim,bunu ben biliyorum ya..Kendimi burada buldum ya….Artık bitti ya suskunluğa esaretim…


Bir inatçı keçiyedöndüm son yıllarda.İnadım suskunluğumaymış farkında olmadan, isyanım sesimi duyuramamaktaymış…En çok istediğim şeyleri yapabilmenin heyecanını ve gururunu yaşadım..Hep isterdim bir bisiklete binmek
bisikletin üzerinde dosdoğru,dimdik durabilmek.Denemedim değil,çok denedim,
başaramamıştım…İlk önce onu başardım.Sonra bütün korkaklığıma rağmen
arabakullanmayı.Bağırta bağırta müziği son sesiyle açarak istediğimi yapabilmenin,
dışarıda gülümseyen bir havanın varlığını, yağmurun insanı ıslattığını öğrendim. Karın bütün soğukluğuna rağmen sevimliliğini keşfettim…Kendimi yendim, diyordum artık, yapabileceğim bir şey kalmadı hayatta.Antalya’da , denizle kardeş günleri yaşamak hariç.

Henüz ölmeyeceğim demek ki , insan yaşadıkça umut tükenmiyor, harflerin, kelimelerin arasında buldum nefesimi, sesimi…Buldum ve yeniden yitirmeyeceğim…Yağmuru tuttum, bırakmayacağım.

Herkesin tutunacağı bir yağmur,dokunacağı bir umut vardır.
Geç değil hiç bir şey için, henüz yaşayabiliyorsanız tutunacak
bir yağmurda ıslanın, dilerim… ESİR OLMAYIN SUSKUNLUĞA…


ISLANMAK YAŞAMAKTIR
TUTUNUN YAĞMURA
EN VEFALI YAR
GÖZYAŞLARINIZDIR
2.NİSAN.2007
02.49

ferkul

BİR DENİZ OLAYDIM


BİR DENİZ OLAYDIM MAVİLİĞİNDE.

ROTASI HİÇ DEĞİŞMEYEN,

GECSEYDİ GEMİLER YANIBAŞIMDAN.

DALGALARI HIRÇIN,

MARTILARI ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA,

FIRTINADAN USANMADAN.

NE VARSA UNUTURDUM BENDE KALAN,

ALABİLDİĞİNE GÖKYÜZÜ…

ALABİLDİĞİNCE ÖZGÜRLÜK…





BİR HAYAL GİBİSİN,

VARLA YOK ARASI.

UFUKTA BULSAYDIM GÖZLERİNİ,

SEN SONSUZA BAKAYDIN,

BEN VARLIĞINDA KAYBOLSAYDIM.

KIŞLA BAHAR ARASI,

BİR DENİZ OLAYDIM,

BENİ DE SEVER MiYDiN,

SEVDİĞİN KADAR KENDİNİ?


BEN, BİR DENİZ OLAYDIM….

ferkul

14.04.2007

12 Nisan 2007 Perşembe

ben yürürken

BEN YÜRÜRKEN

Buraya kadarmış demek yolumuz.
Bütün kuşlar uçarken,
Kalakaldım kendimle…
Kanat çırpsam ,
Yoksa açsam mı derken
Bir de baktım,
Başa döndü sonumuz…



Ne kadar da düz gitsem,
Yollarım sensiz çiçeklenir mi?
Rüzgara versem sesini,
Yankılanır bana geri döner mi?
Ne kadar çok sevsem,
Ufuklara sersem yüzünü
Yollarım seni bana getirir mi?



Tükenir mi sevmek
Yaşam boyu yürüsem?
Her adımda bir hayat,
Her yolun başında bin nefes.
Düz gitmektir yürümek
Sağır olmuş kulaklara inat
Tükenir mi yürüyerek?...

TÜKENİR Mİ SEVMEK?...


ferkul
12.4.2007...00.08

3 Nisan 2007 Salı

DOSTLARIM OLMADAN ASLA!

Dostlarım var_dı. Yüreği kendinden yüce...Dostlarım
var_dı omzunda ağlayabildiğim… Dostlarım vardı
benden öte, kendinden veren ...

Binlerce parca benliğinden , fazlasıyla sencil…

Sanmıştım hep öyle sürecek , bütün zamanlarda bende
kalacak gözleri. Kaybolan yıllarla birlikte sönüverdi
birdenbire yanıp kayan yıldızlarda, bir varmışa döndü
hikayeleri…

Hepsi masal mıydı? Yalan mıydı sevgi dedikleri ?
Sırat köprüsünden de mi inceydi, o bütün mavi
bulutları kaplayan kocaman gökyüzü?…

Suya yansıyan güneş, geceye mi çevirdi yüzünü?…
Nereye gittiler, sahi sahiden var mıydılar? Kana
kana içtiğim sular kadar da mı gercek olamadılar?

Yoklukların içinde var_ mış gibi mi yaptılar?
Mışlarda mı kaybolmuş bütün düşlerim?

Bu kadar kolay mı aldanmak?

Aldanmışlığa yenilmek?


Hangi gerçek yok etti o hayalleri.? Hangi sahici yalan
dostyüz gerçekimsi kıldı şu yaprağın daldan toprağa
düşüşü kadar kısa gülüşümüzü?


Burada, işte şimdi tam burada noktayı koymalıyım.
Şimdi yalanlardan yana olmak zamanıdır… Bazan hiç
bir gercek bir yalan kadar mutlu kılamaz insanı. Şimdi
ufukta bile kalmayan, belirsiz ışığa yakından bakmak
zamanıdır..Mış gibi de olsa , sahiden olmasa da,
var_mış gibilerde kalmak zamanıdır…


ŞİMDİ DOSTA KANMAK

ZAMANIDIR!



15 Mart 2007

ferkul

YAĞMURU TUTAMAZSIN

YAĞMURU TUTAMAZSIN


Yıllarımı verdim suskunluğa…Günler, baharlar, kışlar ve yazlarca, sesimde kayboldu suskunluğum…Bakışı uzak, hasreti köylerde kalmış bir kentte yaşar gibiyim, toprağa hasret, yeşile kanmış…Uzatsam ellerimi dokunacağım sanki maviliklere, toprağın kokusunu memleket kokusu gibi duyacağım neredeyse.Hiç bir zaman kokusuna hasret duyacağım bir köyüm olmadı halbuki.En büyük hasretimi yaşadığım evim ve ailem hariç…

Yeniden doğmuş gibiyim , kalabalıklardan sıyrılıp kendimi daha yeni bulmuş, kaybolmuşluktan kurtulmuş bir sevinç var gözlerimde parıltısı gün ışığına çıkmış…Umutlar tükendi demişken tam, bir şeylerin varsızlığını umarsızlığa kaptırmışken, nefes alan kelimeler, virgüller varmış henüz noktasını bulmamış… Sevinci kursağında kalmamış cümleler, hüznü taşısa da heybesinde; şiirler kalmış, yazacağım… Yapacağım daha çok işim varmış benim.Umudum da varmış da, sanki bugün için saklanmış en kuytu köşelere.

Hayatı zorlamaktan yana olmadım hiç bir zaman.. .Sen neredeysen hayat oraya götürür seni.Yakalayıp tutabileceğin bir mevsimi bulamazsın…Kar istediği zaman yağar , yağmuru tutamazsın…İstemezmiş gibi yapsan da kaçamayacağın tek çıkmaz köşedir kader…

Kaçamadım, kaçmak da istemedim zaten hiç…Seyretmek kaçmaktan kolay geldi
belki…Kendinden kaçışı kadar insanı yaşamaktan soğutan başka bir şey var mıdır?Sorgulamadan yaşamı ,kendini sorgulamak gerekmiş aslında.

Ne oldu bilmiyorum, bir vesile, bir blogla açıldı zihnim, birden bire ışığa büründü kalemim.Kimseler okumasa da kendi kendime methiyeler düzenlesem de yaşadıkça yazacağım artık.Yazdıkça, yaşamayı daha bir kucaklayacağımdan eminim…Kendimi bulma arayışım, kelimeleri konuşturur gibi ,sesimi duyuracak suskunluğuma…En çok istediğim , sevdiğim şeyi yapmasını başarmak, yazmak..Gerçek ben, buradayım!

İşte tam burada!..Benim yazdığım sizin okuduğunuz yerde yüzüm,gözlerim, benliğim.. Evet ,yazmalı ve yaşamalıyım artık. 38 yaşında , yeniden keşfedebildiğim bir yaşam var parmaklarımın ucunda…Harflerin arkasına gizlenmeyi bıraktığım anda yeni doğmuş bebekler gibi ağlamayı , çığlığı salıvereceğim, ortalığa düşse de çıplaklığım…

Hüznümden ve yazdıklarımdan utanmayacağım… Saklanmayacağım artık…Ne derseniz deyin okudukça,umrumda değil yazdıkça yaşayabildiğimi hissetmenin sevinci var ya..Gözlerinizi görmüyorum nasılsa…Öğrendim artık , sahiden nasıl bakarsan öyle görürsün,baktığınız gibi değilim,bunu ben biliyorum ya..Kendimi burada buldum ya….Artık bitti ya suskunluğa esaretim…

Bir inatçı keçiye döndüm son iki yılda.İnadım suskunluğumaymış farkında olmadan , isyanım sesimi duyuramamaktaymış…En çok istediğim şeyleri yapabilmenin heyecanını ve gururunu yaşadım..Hep isterdim bir bisiklete binmek, bisikletin üzerinde dosdoğru, dimdik durabilmek.Denemedim değil, çok denedim, başaramamıştım…İlk önce onu başardım. Sonra bütün korkaklığıma rağmen araba kullanmayı.Bağırta bağırta müziği son sesiyle açarak ,istediğimi yapabilmenin, dışarıda gülümseyen bir havanın varlığını, yağmurun insanı ıslattığını öğrendim. Karın bütün soğukluğuna rağmen sevimliliğini keşfettim…Kendimi yendim, diyordum artık, yapabileceğim bir şey kalmadı hayatta.Antalya’da , denizle kardeş yaşamak hariç.

Henüz ölmeyeceğim demek ki , insan yaşadıkça umut tükenmiyor, harflerin, kelimelerin arasında buldum nefesimi, sesimi…Buldum ve yeniden yitirmeyeceğim…Yağmuru tuttum, bırakmayacağım…
Herkesin tutunacağı bir yağmur, dokunacağı bir umut vardır. Geç değil hiçbir şey için, henüz yaşayabiliyorsanız tutunacak bir yağmurda ıslanın, dilerim…
ESİR OLMAYIN SUSKUNLUĞA…


ISLANMAK YAŞAMAKTIR
TUTUNUN YAĞMURA
EN VEFALI YAR
GÖZYAŞLARINIZDIR
2.NİSAN.2007
02.49

ferkul