4 Ekim 2007 Perşembe

ALTI KÜÇÜK YÜREK


BENİM BALONLARIM VARDI

ONLARI KİMLER ALDI?..

Bayramları sevemedi hiçbir zaman... Bayramlar güzel günler getirmezdi ki hiç… Ne ondan bir parça olabildi, ne sevinçten bir tutam olan günlere dönüşebildi bayramsız bayram sabahları . O sabahlarda yaşanırdı, niyeyse ve neden’ selerin i bilmediği, şimdi bile anlayamadığı o yüksek sesli, büyük kalabalık kavgalar, kırgınlıklar… O sabahların getirdiği hüznü, altı küçük yüreğin sessizliğini kim anlayabilirdi ki, kırık dünyalarını?.. Düşündü kadın geçmişi tartmaktan öteye gelinen noktaya takıldı düşünceleri… Büyüklerin bayramı böyle olur sanırdı, büyükleri her şeyin en iyisini yapar, bayram sabahlarının o çocuksu sevincini çalmayı da biliyorlarsa, vardır bir bildikleri, demişti o yıllarda… Kırgınlığı, kini, öfkeyi ve kırılmışlığı tanımıyordu o zamanlar, çıkar nedir, ne değildir, nerede ayrılır sevenler, nerede kopar hiç kopmayacağını sandığın zincir, nereden incelir o sağlam sicim, henüz öğrenmemişti… Altı küçük, saf ve temiz yürekten biriydi o zamanlar. Altı sevgi yumağı, altı küçük sessiz yürek… Birbirlerine bağlıydılar, ne kadar olumsuz şartlar altında da olsa, bağlanmayı, hatayı, hoş görmeyi, kin tutmamayı biliyorlardı… Sadece kendilerine sarılmayı, inanmayı ant içmiş gibiydiler, hiç konuşmadan, sözleşmiş gibi, vazgeçmemecesine, ne olursa olsun… Altı kardeş birbirine kenetlenmiş söylenmemiş bir çok sözlerle susarlardı o bayram sabahlarında, konuşanlar duymazlardı küçük yüreklerin sessizliğindeki çığlıkları, isyanı… Sesleri çalınmış altı küçük çocuktular, gözlerinde korku ve sevgiyle konuşurlardı, suskun sabahlarda… Ve kıyamet biter, ne zamanki başlardı el öpmeler, gecikmiş yürek kurtarma çabaları, bayramların anlamını çözmek için uyanırdı hepsi, bir kabustan uyanır gibi, yeni bir sayfa açar gibi… Kayboldu, diye düşündü kadın, yıllarla birlikte sessiz sabahlarını yaşasa da, yine de sevememişti bayramları… Ondan ve sevinçten bir parça olamamıştı, çalıntı bayramlar…

Herkesinki gibi bir bayram telaşları yaşanırdı oysa, onların evinde de. Bir kaç
hafta öncesinden alınırdı kıyafetler, sanırdı ki hep bayramlar içindir, güzel giyinmek, süslenmek… Kalabalık bir ailede yaşıyorsanız alışverişiniz de kalabalıktır, çoğu zaman sessizliğiniz de… Hatırlayarak gülümsedi kadın, temiz ve yeni kalsınlar diye annesi giymelerine izin vermezdi bayramdan önce, bir kenara kaldırılır, bayram sabahını bekletilirdi giysiler… Eksik olmazdı hiçbir şeyleri, gözlerindeki fakir bakışlar dışında… Yine de çocuksu bir sevinçle, annenin bir yerlere gitmesi beklenirdi, çıkardı giysiler saklandığı yerden, defalarca giyilip, çıkarılıp, geçilirdi aynanın karşısına… Hani bir bayram sabahı komşunun biri dört kız kardeşin bayramlıklarıyla salındığını görünce ’ne güzel olmuşsunuz siz?’ demişti ya, onu hiç unutmadı kadın… Bilmiyordu ki ne kadar güzel olduğunu, kimseler söylememişti böyle, sevgiyle… Düşündü kadın, altı kardeş ne güzeldik sahiden dedi o yıllarda, o sesli bayramlarda bile, ne kadar da parlardı gözlerimiz ışıkla, sevgiye açık bir kalple, barışla, ufka bakardık hep, el ele… Birlikte olmak ne çok kıymetli bir hazineymiş, o sabahlara uyanmanın bile ne çok güzelliği varmış, diye düşündü… Ne kadar geç fark ettiğini, kalbindeki güzellikleri, iyiliği ve umuttan yana ne varsa paylaştıkları çok geç anladığını hissetti birden, hayıflandı… Meğer o yüksek sesli bayramlar , kardeşliğin ne demek olduğunu o zamanlar bildirmişti altı küçük yüreğe, şimdiki büyümüş kocaman yüreklere inat, bağlılığın ne olduğunu o zamanlar biliniyormuşuz meğer, dedi kendi kendine… Şimdi ne o sesler kaldı yürekleri konuşturan, ne de o sevgiden altı kenetlenmiş yürek …

Bayram sabahları uyumak için değildir derdi annesi, erken kalkılmalı, ortalık toplanmalı, bulaşık falan varsa ortada yıkanmalı, herkes namazdan gelmeden önce. Yoksa şeytan yalar tabakları derdi, kendince bir inanışla… Erken kalkılır ve yüksek sesli kırılmışlığa hazırlanırdı çocuklar… Şeytan bulamazdı belki yalayacak kirli tabak, ama anne, o kirli sesleri kim temizleyecek hatıralarımızdan, diye isyanla haykırmak istedi düşünürken kadın… Kim verecek çalınmış bayram sabahlarımızı bize geri?.. Erken de kalksak kim toplayacak kırılmış yüreğini senin, benim, altı küçük yüreğimizin?...


Şimdi büyüklerin sessizliği hüküm sürüyor o evde… Altı yürek büyüdü, büyüdü, kocaman bir ağaca döndü, dal sardı, budak sardı. Döküldü yaprakları toprağa, savruldu birbirinden çok uzak dünyalara… Üşüdü birden genç kadının yüreği, yoksun kaldığını düşününce bağlılıktan, sevgiden, sessizlikte bile, o şimdi yoksun kalınan saf yüreklerin yerini hiçbir şeyin alamadığını anladı ve üşüdü yüreği… Ağır geldi zamana, taşıyamadı benciliği bedenleri, kaldıramadı temiz, çocuksu altı yüreği, kirlendi dünya, şimdi çığlık çığlığa bir sessizlik hüküm sürüyor bu sefer büyüklerin yüreğinde… Kendine döndü insanlar, kaybolan hayaller arasında gözleri seçilmiyor şimdi, karanlığa karıştı, görmek zor, diye üzüldü kadın, üzülmekten medet umarak, çaresizce… İnsan olmak , büyük olmak bu galiba dedi, büyümenin başka türlüsü yok mu?..

Düşüncelere daldı, isyan etti kendi kendine, sitemler boğazında bir düğüm, cümlelere boğuldu kelimeler… ”Nereye gittiler?.. O safça, kimseden sakınmadan, gücenmeden, birbirimizi yitirmeden, kırsak da parçalamadan yaşadığımız o büyük seslerin arasında bile kopmayan bağlılığımız? Mavi denizi, hasreti olduğum, parkları ve caddeleriyle o koca şehir mi yuttu, içinde parçaladı dağ gibi kardeşliği? Bu nasıl yutuş ki unutturdu o acının da, sessizliğin de paylaşıldığı bayramları… O bayramlar ki kopması güç bir ilmekle bağlamıştı hepimizi… Hangi bencil madde, hangi kıskanç yürek, hangi insan üstü vicdansız yaşam şartları, birkaç parça madeni cümle güç yetirebildi o altı yüreğin kopmasına?’’ Dedi, hüznü karıştı gözyaşına…

“”Halbuki tam şimdi uçuracaktık belki rengarenk bayram balonlarını… Yeniden konuşabilmek vardı, yeniden çocuksu bir bayramı birlikte, sesimizle konuşturmak vardı… Tam zamanıydı şimdi, yeniden o temiz yeni giysilerle karşısına çıkacaktık komşularımızın… Ne kadar güzelliğimizi haykıracaktı insanlar, biz gülümseyecektik birbirimize yine masumca, ve safça… Başarmanın, birlikte olabilmenin her şeye rağmenliğiyle, böbürlenecektik kendimizle, yalan dünyaya inat, gösterecektik kendimizi göğsümüzü gere gere… Bu kez sesli yürekler susturacaktı yüksek sesleri, bastıracaktı sevgimiz, bastıracaktı bağlılığımız, kardeşliğimiz…”” Diye yüreğinden kopan bir haykırışı susturamadı bu kez

Ve fark etti kadın, özlemişti kardeşlerini, sevemediği bayramlarda kenetlenen o yürekleri özlemişti, umutla konuşan kardeş gözlerin sessizliğindeki barışı özlemişti, kinsiz, çıkarsız, sevgiyle yanan o gözlerdeki kimsede bulunmayan kardeş bakışlarını…

Yine bir bayram, yine bir bayram sabahı… Sessiz bir yüreğin haykırışı, olmuşlara isyanıydı bu… Zaten sevmemişti hiç bayramları altı yürekten hiç biri..



ferkul





10.ekim
.2007

1 yorum:

efrasiyab dedi ki...

yazını okudukça çocukluğuma baktım ben de, masumiyetime ve özlemlerime baktım. ben de sevmezdim bayramları, o gün babam işe gitmezdi çünkü. o sabahlarda birbirimize bu yüzden daha bir sokulurduk. sonra büyüdük, herkes hayatını kurdu, kardeş samimiyetleri arasına resmiyetler girdi. balonlar da gitti.