10 Temmuz 2007 Salı

Saklambaca Dönüştürülmeden Yaşanılmaz Mı Hüzün

Saklambaca Dönüştürülmeden Yaşanılmaz


Hüzün?





Annemlerdeyim birkaç gündür. Alıştığım bir yaşam tarzından geçmişe yolculuk yapıyor gibiyim. Farklı olan çok şey var yalnız… Yıllardır benimsediğim halinde değil, ağaçları başka büyümüş, dalları sarpa sarmış, toprağa kucak açmış sanki yapraklarıyla, kenarında her zaman akarsuyu olmasa da, yemyeşil deresi bile değişmiş sanki evimizin. Burası benim sessiz çocukluğumun, karmaşık gençliğimin gürültülü evinden çok farklı bir ev… Yaşlanmış, ağırlaşmış bir hastaya benziyor… Zaman geçtikçe hastalık ilerleyecek ve sanırım yara kangrene dönecek gibi…Bu hüzün veriyor.Hüzün üzüntü veriyor.Bazen diyorum o çoğu zaman kavgalı geçen, kardeşlerimle yaşadığımız çalkantılı yılları bile tercih ederim bu eskitilmiş zamana…



Bu da yaşamdan bir parça sanırım… İnsan yaş ilerleyince her şeyi görecek, duyumsamaktan öte bir gerçekle yüzleşecek. Bundan kaçış olduğunu bilsem kaçardım. Saklanırdım galiba, saklambaca dönüştürülmeden yaşanılmaz mı hüzün?... Bilemiyorum, belki de bunu da yaşayarak öğreneceğiz…



Hala annemin küçük kızı olduğumu fark ettim…Onun için 39 yaşıma da gelsem hala büyümeyeceğim galiba.Cümleleri değişmiyor, sen yapamazsın, sen bilemezsin, dur ben yapayım, yemek ye, ne kadar az yiyorsun, kilo da neymiş..))Koskoca kadınım, desem de kanmıyor,sanırım hiç göremeyecek büyüdüğümü…Bu gidişle on beş gün bitmeden ben zaten zor verebildiğim kilolarıma yeniden kavuşacağım ,hem de büyük bir hızla..Kendi yaşlanmışlığını, halsizliğini,isteksizliğini bırakıverdi sanki…Her zamanki annem oldu, bu sefer işi zor ama, kendi çocuklarının yanında bir de torunlara koşuşturmak zorunda…Bir hafta oldu geleli, belli etmese de yorulduğunu, kendi iki kişilik sessiz ortamını aradığını görebiliyorum…Yine de o hani insanların hem şikayet eder, hem özlemekten korkar hali var onun da, benim de üzerimde… Daha fazla yorulmasın diye ziyareti kısa kesmek istiyorum, bu sefer de ikimizin de gözlerinde parlayan özlemek korkusu içimi parçalıyor…



Daha liseye bile gitmeden o küçük derenin kenarında şiir yazarkenki huzurumu aradım bahçede. Halbuki o zamanlar yaşadığım hayatın en zor, en çekilmez, en mutsuz günleri olduğunu sanırdım… Hep hüznü yansıtan şiirlerdi yazdıklarım… Ama ne güzel günlermiş, farkında olmadan yaşanılan… Olumsuzluklar içinde de olsa çocukluk, gençlikten arta kalan günleri yeniden yaşamak istiyor insan…Bacası tüten bir evde bu kez sevgiyle, anın tadını çıkartarak yaşamak başka olurdu herhalde…Eminim bu yazımı okuyunca en cadı ablam bile vazgeçecektir kavgacılığından, kıskançlığını yansıttığı o günlere yeniden dönebildiği zaman daha uysal olarak, kıymetini bilecektir birlikteliğimizin safiyetini…



Çünkü yıllar saflığımızı da aldı elimizden…Kendi kardeş kavgalarımızdan bambaşka kavgalar yaşadık, dumanı hiç tütmese de evimiz olan bu evden başka bir dünyaya açılınca…Dışarıda tamamen farklı bir dünyaydı nefes aldığımız.Yalancı , çıkarcı ,sahte insanlar, samimiyetten uzak dostluklar, yorucu bir yaşam koşuşturmacası içinde kendi kendine büyüyor insan.. Büyümek görmek demekmiş, anlamak, görmezden gelememek demekmiş… Büyüdükçe azalan gözyaşı demekmiş. Yaş ilerledikçe ağlamaktan da soğuyorsun.Soğudukça katılaşıyor, katılaştıkça büyüyoruz galiba…Daha az güldürüyor, daha az ağlatıyor büyümek insanları…



Böylesi büyümek istemiyorum, böylesi sevdiklerimi ,sevmediklerimi, çöküşü, bitişi, eskitilmişliği tüketmek istemiyorum…Gelecekten yana beklentilerimiz gerçekleştikçe, iyi veya kötü yaşadıkça, artıların yanında, eksilerin arasında bir bir kaybolmaya başlayan bu yaşanılmışlıklar ne kadar zor?... Nereye gitti o günler, hepsi de annemin yüzündeki çizgilerin altında mı kaldı?Alzehimer olan babamın sitem dolu bakışlarında mı saklandı yeniden dirilme umudu?



Bu hüznü nasıl dönüştürmeli, neler yapılabilmeli bilemiyorum ama, sanırım nereye gitsem ben’den bir parça olarak benimle yürüyecek… Belki birkaç yıl sonra bu yılı da özlemle anacağım günler gelecek… Keşke her şey baki kalsa, keşke annemin yüzündeki çizgilerden hiç olmazsa bir kaçı yok olsa, bacasından duman tüttüğü günlere dönse evimiz…Ve ben hala dere kenarında şiir yazan o küçük kıza baksam, bir film karesinden izler gibi değil de, ta içinden yaşasam o yılları…





Ne yapsam, ne etsem boş, hüzün pencereden gülümsüyor… Her gülümsemede, her bakışta aynalara yansıtıyor, saklansa da kendi kendimden…Bu hüzünle yaşamak da, eskittiğimiz bir yaşama yeniden o temiz ve safiyetini koruyan günlere huzurla kavuşabilmek, anılarını birlikte yeniden konuşmak da güzel…Hala birlikteysek, hala hüznü de, gülümseyişleri de, eskimiş evimizin balkonunda çayı da, paylaşabiliyorsak, sanırım en güzel olan şey bu…Bunun kıymetini bilmek gerek…Bunu başarmalıyım galiba, birlikte başarmalıyız, yıllara meydan okumak ne kadar zor olsa da, denemeliyiz…



Başarılabilinir mi,

saklanmadan, saklambaca

dönüştürmeden yaşanır mı hüzün?...



Ne dersiniz?...





ferkul







08.Temmuz.2007

Hiç yorum yok: